• Êlih'teki bakım merkezi dehşetini Meclis gündemine taşıyan DEM Parti Êlih Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi, toplumsal tepkinin zayıflığına işaret ederek, "Bizim için çok acı verici bir gerçeklik ve burada demokratik muhalefet olarak iğneyi önce kendimize batırmalıyız" dedi.

 

MIHEME PORGEBOL

Vekil Zeynep Oduncu Kutevi, sorularımızı yanıtladı.

Bu vahşeti ilk duyduğunuzda ne hissettiniz, ne düşündünüz?

Haberinizi ilk okuduğumda, o belgelere, fotoğraflara ilk baktığımda inanın kelimeler boğazıma dizildi. Siyasetçi kimliğimden önce bir insan, bir kadın olarak nefes alamadığımı hissettim. O insanlar, bu toplumun en savunmasız, devletin doğrudan koruması altında olması gereken emanetleriydi. Bu, gayet bilinçli, sırtını güçlü bir yere dayamış, 'bize bir şey olmaz' kibrinden beslenen organize bir kötülük halidir.

Resmi makamların ihmali hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bakın, burada 'ihmal' kelimesi inanın çok hafif kalır; ortada aleni bir 'suç ortaklığı' var. Sizin de haberinizde ortaya çıkardığınız gibi, ilk ihbar Ekim 2025’te yapılıyor. Jandarma biliyor, savcılık biliyor ama operasyon için Mart 2026’ya kadar bekleniyor. 5 ay! Bu 5 ay boyunca o engelli yurttaşlar o cehennemin içinde tecavüze uğramaya, işkenceye uğramaya devam etti. Bu gecikme bir işgüzarlık değil, failleri ve o rant çarkını koruma refleksidir. Şebekenin ucu Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısına, iktidarın atadığı memura uzanıyor.

Gerekli kurum ve kuruluşları harekete geçirmek için ne yapıyorsunuz ve ne yapacaksınız?

Biz DEM Parti olarak konuyu derhal Meclis gündemine taşıdık. Konunun doğrudan muhatabı olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdik. Yine TJA, Kadın Meclisimiz ve Engelli Komisyonumuz ile birlikte Batman’da basın açıklaması ve yürüyüş yaparak, konuyu kamuoyunun gündemine getirdik. Bunlarla kalmayacağız. Bu iktidar, mesele kendi bürokratına uzandığında yayın yasağı ve gizlilik kararlarıyla toplumu kör ve sağır etmeyi çok iyi bilir. Hukuk komisyonlarımızla, insan hakları savunucularıyla bu davanın takipçisi olacağız, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmalarının takipçisi olacağız.

Batman gibi bir kentte bu yaşananların toplumsal yönleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Toplumsal çürüme” demek tek başına kolaycı bir kaçıştır ve asıl failleri, yani bu sistemi kuranları aklamaktır. Batman halkı, dayanışmayı, acıyı paylaşmayı çok iyi bilen, politik bilinci yüksek bir halktır. Sorun şu: Bakım, sağlık ve eğitim gibi en temel insan hakları piyasalaştırılıp ranta dönüştürüldüğünde, insan sadece bir “müşteri” pozisyonuna dönüştürülüyor. Hastaya makarna yedirip devlete kırmızı et faturası kesen o zihniyet, vahşi kapitalizmin ve liyakatsiz devlet aygıtının ortak ürünüdür.

Ayrıca bölgesel bir gerçekliği de ıskalamamak lazım. Özellikle Kürdistan coğrafyasında, devlete, iktidara veya bürokrasiye sırtını dayayanların nasıl pervasızlaştığını, hukukun onlar için nasıl askıya alındığını biz çok iyi biliyoruz. Devletin kurumlarına yerleşen, üniformasına ya da kimliğine bürünen o rant şebekeleri, “Burası Batman, burada bize kimse dokunamaz, nasıl olsa sesleri çıkmaz” kibriyle hareket ediyorlar. Bu yüzden bu olay, toplumsal bir çürümeden ziyade; denetimsizliğin, rant hırsının ve cezasızlık politikalarının yarattığı sistemsel bir bataklıktır.

Bu çete, gökten zembille inmedi; liyakatin yok edildiği, sadakatin ve yandaşlığın tek geçer akçe olduğu bu tek adam rejiminin tam da göbeğinde palazlandı. Suçlular pervasız, çünkü arkalarındaki siyasi iradenin onları koruyacağını, en kötü ihtimalle bir "görevden alma" ile işin kapatılacağını biliyorlar. Dolayısıyla karşımızdaki mesele toplumsal bir ahlak sorunu değil, devlet aygıtını kendi rant şebekesi haline getiren iktidarın yarattığı yapısal bir çürümedir.

Bu olay özelinde toplumsal refleks ve örgütlü tepkilerin cılız kaldığı da görülüyor. Sizce bunun sebepleri neler?

Bu bizim için çok acı verici bir gerçeklik ve burada demokratik muhalefet olarak iğneyi önce kendimize batırmalıyız, bir özeleştiri vermeliyiz. Tepkilerin cılız kalmasının birkaç sebebi var. İlki ve en belirgini; yargı eliyle getirilen gizlilik kararı ve yayın yasakları. İktidar medyası olayı zaten hiç görmedi, bağımsız basının da eli kolu bağlanmaya çalışıldı. Toplumun büyük kesimi, işkencenin bu korkunç boyutlarından özgür basının yaptığı haberler sayesinde haberdar oluyor. İkinci sebep, toplumun üzerinde yıllardır uygulanan sistematik baskı ve sindirme politikaları. İnsanlar sokağa çıkmaya, ses çıkarmaya korkar hale getirildi. Ancak mazeret üretemeyiz. Hele ki mağdurlar, kendilerini savunamayacak zihinsel ve fiziksel engelli bireylerse... Onların sesi olmak en çok bizim, sivil toplumun, meslek odalarının, baroların boynunun borcudur. Bu cılızlığı aşmak, kentteki tüm dinamikleri bu davanın etrafında kenetlemek için daha aktif bir mücadele öreceğiz.