• İşkenceyle katledilen Hasan Ocak’ın dosyası ikinci kez zaman aşımı tehdidi altında. Abisi Hüseyin Ocak, “Savcı, 10 yılda hiçbir girişimde bulunmadı; rutin yazışmalarla dosya kapatılıyor” dedi.

ERDOĞAN ALAYUMAT/İSTANBUL

Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un ardından 21 Mart 1995’te gözaltına alınan ve 58 gün sonra işkence edilmiş halde cansız bedeni bulunan Hasan Ocak’ın dosyası da zaman aşımı tehdidi altında.

Zaman aşımı süresi 30 yıl olarak belirlenirken Hasan Ocak’ın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Ailesi, dosyanın kapatılmasından endişe ediyor. Abisi Hüseyin Ocak ise zaman aşımı kararlarının, gözaltında kayıplara ilişkin cezasızlık politikasının devamı anlamına geldiğini söyledi. Dosyanın avukatı Gülseren Yoleri, soruşturma boyunca faillerin ve tanıkların dinlenmediğini, delillerin toplanmadığını belirtti.

10 yıldır adım yok

Hüseyin Ocak, dosyanın 2016'da da zaman aşımı tehdidiyle karşı karşıya kaldığını; yaptıkları itiraz sonucunda mahkemenin, dosyanın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çektiğini aktardı. Mahkemenin, suçun niteliği tartışılmadan dosyanın kapatılamayacağı yönünde bir yaklaşım ortaya koyduğunu ifade eden Ocak, buna rağmen savcılığın yıllarca harekete geçmediğini söyledi. Ocak, “Bu önemli bir argümandı, ancak savcı, 10 yıl geçmesine rağmen yeniden dava açmadı, hiçbir girişimde bulunmadı. Sadece rutin yazışmalar yapıldı. Üç ayda bir kolluğa yazı yazılıyor, kolluk da ‘Yapılan araştırmalarda hiçbir ipucuna rastlanmamıştır’ yanıtını verip dosyayı kapatıyor” dedi.

Cezasızlık, katillerin zırhı

Soruşturmanın önündeki engellerin yalnızca tanıkların dinlenmemesiyle sınırlı olmadığını belirten Hüseyin Ocak, Hasan'ın gözaltında tutulduğu döneme ilişkin tanıklıkların ve ölümüne dair bilgilerin soruşturma makamlarına sunulmasına rağmen değerlendirilmediğini söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) ihlal kararının da etkin soruşturma yürütülmesi gerektiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Ocak, yargının yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi: “AİHM’in 2004'teki ihlal kararına rağmen devlet hiçbir girişimde bulunmadı. Görgü tanıkları, Emniyet Müdürlüğünde Hasan'ı görenler ve daha sonra nasıl öldürüldüğüne dair bilgi veren gizli tanıklar sunulmasına rağmen savcılık hiçbirini dinlemedi. Bu tutum, cezasızlığı adeta katillerin üzerine geçirilmiş bir zırh olarak kullanmak anlamına geliyor.”

Kayıp ailelerini birleştirdi

Hasan Ocak'ı aradıkları ilk günlerden itibaren ailenin bütün yaşamını bu mücadeleye göre şekillendirdiğini vurgulayan Hüseyin Ocak, şunları söyledi: “Bu kuş değil ki uçup gitsin, mutlaka bir izi vardır diyerek hareket ettik. Gözaltı süresinin 15 gün olduğu o dönemde, 20-25 gün geride kaldığında babamla konuşup sağ bulamazsak bile bu ülkenin gerçeği olan gözaltında kayıpların üzerine gidilmesi için peşini bırakmama kararı aldık.”

Hasan Ocak'ın ardından yürütülen mücadelenin başka kayıp ailelerini de bir araya getirdiğini belirten Ocak, Hasan Gülünay, Hüseyin Toraman, İsmail Bahçeci, Fehmi Tosun ve Talat Türkoğlu gibi isimlerin aileleriyle birlikte hareket ettiklerini kaydetti.

Kayıpların önüne geçti

Bu dayanışmanın gözaltında kayıplara karşı toplumsal mücadeleyi büyüttüğünü ifade eden Ocak, şöyle konuştu: “Hasan için verilen mücadele birleştirici, katalizör görevi gördü. Kenan Bilgin’in, Hüseyin Toraman’ın, Hasan Gülünay’ın aileleriyle birlikte mücadeleyi örgütledik. Bu birliktelik sayesinde 1994-1995 yıllarında zirve yapan gözaltında kayıplarda ciddi bir azalma sağlandı.”

Cumartesi Anneleri’nin ve kayıp yakınlarının mücadelesinin kişisel bir adalet arayışından ibaret olmadığını vurgulayan Ocak, şunları ekledi: “Cumartesi Anneleri’nin ve kayıp yakınlarının mücadelesi kendileri için değildir; kaybettiklerimizi geri getiremeyiz. Tüm çabamız, barışın, demokrasinin ve yaşam güvencesinin olduğu bir toplum yaratmaktır.”

Tanıklar dinlenmedi

Hasan Ocak dosyasında gerçeğe ulaşılmasını sağlayabilecek çok sayıda delil bulunmasına rağmen soruşturmanın yıllarca ilerletilmediğini belirten dosyanın avukatı Gülseren Yoleri, tanıkların dinlenmediğini, sorumluluğu bulunan kişiler hakkında yapılan suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığını ve Ergenekon davasında gündeme gelen iddiaların araştırılmadığını söyledi. Yoleri, 2016'da verilen takipsizlik kararının mahkeme tarafından kaldırılmasına rağmen savcılığın soruşturmayı ilerletmediğini vurguladı. Yoleri, Gözaltında kaybetme suçunun Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 77. maddesi kapsamında tanımlanması ve bu dosyaların zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmasının önlenmesi gerektiğini belirtti.

Belgeler işkenceyi kanıtlıyor

Hasan Ocak'ın gözaltına alınması ile katledilmesi arasındaki sürece ilişkin önemli tanıklıklar ve maddi bulgular bulunduğunu belirten Yoleri, şu tespitleri aktardı: “Hasan'ın ormanlık bir alanda bulunması, bulunduğu yerde gözaltı işlemini işaret eden bazı bulguların olması; kemerinin ve ayakkabı bağcıklarının bulunmaması; parmaklarında parmak izi alındığını gösteren izlerin bulunması ve işkence edilerek öldürüldükten sonra oraya atılmış olması gibi belirtiler, olay yerinde ve Adli Tıp tarafından otopsi sırasında tespit edildi. Bu veriler, Hasan'ın gözaltına alındığını ve işkence edilerek katledildiğini gösteriyor.”

Sorumlular hakkında takipsizlik

Hasan Ocak'ın bulunmasından önce ve sonra görev yapan polis timi, etkin soruşturma yürütmeyen savcılar, Emniyet görevlileri ve diğer kamu görevlileri hakkında çok sayıda suç duyurusunda bulunduklarını belirten Yoleri, bu başvuruların tamamının takipsizlik kararlarıyla sonuçlandığını söyledi.

Etkin soruşturma yürütülmemesi nedeniyle 1995'te AİHM'e başvurduklarını hatırlatan Yoleri, şu bilgileri verdi: “2004'te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, etkin soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Türkiye'yi tazminata mahkum etti ve etkin soruşturma yürütülmesi gerektiğini belirtti. Bu kararla birlikte dosyada etkin soruşturma yürütülüp yürütülmediğini de takibe aldı, ancak dosyada anlamlı bir gelişme olmadı.”

Ergenekon bağlantısı araştırılmadı

Ergenekon davası sanıklarının, Hasan Ocak'ın kaçırılması ve katledilmesinde sorumlulukları bulunduğunun belirtildiğini söyleyen Yoleri, iddiaların araştırılması için 2010'da iki kez Ergenekon dava dosyalarına müdahillik talebinde bulunduklarını, ancak başvurularının reddedildiğini ifade etti. Bunun üzerine aralarında Veli Küçük, Osman Yıldırım, Osman Gürbüz, Hanefi Avcı ve Korkut Eken'in de bulunduğu isimler ile Ergenekon davasının gizli tanıkları Kehribar, Gurbet ve 9 numaralı gizli tanık hakkında suç duyurusunda bulunduklarını anımsatan Yoleri, “Daha önce ifadelerine başvurulan bazı polislerin ve kişilerin ifadeleri yeniden alındı, tanıklıkları kayda geçirildi. Yukarıda isimlerini saydığım Ergenekon sanıklarının hiçbiri dinlenmedi ve dosya zaman aşımına terk edildi” dedi.

İnsanlığa karşı suçtur

Gözaltında kaybetmenin uluslararası hukukta insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirildiğine dikkat çeken Yoleri, şunları ekledi: “Gözaltında kaybetme, tartışmasız bir insanlığa karşı suç. Uluslararası hukuk bunu bize çok net olarak söylüyor. İnsanlığa karşı suçun tanımı, gerek işkenceyle öldürme gerekse gözaltında kaybetme suçlarının da bu başlık altında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak TCK’nin 77. maddesi, insanlığa karşı suçlar başlığını taşımasına rağmen gözaltında kaybetme suçunu bu başlık altında tanımlamıyor.”