İnsanlık suçu olarak kimyasal saldırılar

Sara AKTAŞ yazdı —

4 Kasım 2021 Perşembe - 22:09

  • İnsanlık suçlarına karşı mücadele sadece Kürt halkının sorunu değildir. Kürt halkı kadar tüm ezilen halkların ve devrimci dinamiklerin, muhalif siyasal öznelerin birlikte harekete geçmesine büyük ihtiyaç vardır.

Faşist Türk devleti, Kürdistan’ı işgal saldırılarında Kürt halkının özgürlük savaşçıları tarafından bozguna uğrayıp, başarısızlık üzerine başarısızlık yaşarken, insanlık dışı yöntemlerle sürdürdüğü kirli savaş stratejilerinde ısrar etmeye devam ediyor.

Nitekim son dönemde Türk devletinin insanlık tarihinin kara lekesi olan, savaş ve çatışmalarda kitlesel katliamlara yol açan kimyasal silah kullanımı sistematik bir hal almış durumda.

Kürt özgürlük hareketi temsilcileri ve gerilla güçleri bu konuda defalarca açıklama yapmasına, Kürt halkı uzun süredir bu saldırıları durdurmak için kesintisiz eylemler gerçekleştirmesine ve daha da önemlisi kimyasal silah kullanımı hem uluslararası sözleşmelerle yasaklanmış, hem de savaş suçu olarak tanımlanmış olmasında rağmen, Türk devletinin pervasızca bu saldırıları yapmasını nasıl yorumlamak gerekiyor?

Nasıl oluyor da Türkiye bu anlaşmaların altına imza atan devletlerden biri olmasına rağmen, pervasızca savaş suçu işlemeye devam ediyor?

Bu saldırganlığın çok yönlü nedenleriyle birlikte iki temel nedene odaklanırsak: birincisi; faşist Türk devletinin Kürt halkına ve özgürlük hareketine karşı işlediği savaş suçlarının tarihi tıpkı tüm emperyalist iktidarların halklara karşı işlediği suçlar, iktidar ve savaşların tarihi kadar eskidir.

Bu bakımdan emperyalist güçlerin sicili zaten oldukça kirli ve kabarıktır. Öyle ki insanlık tarihinde kimyasal silahların M.Ö 600’lere kadar giden bir tarihi var.

İlk kez Atina ordusu tarafından Kirra kentinin kuşatılmasında kullanılan kimyasal ve biyolojik silahlar, yüzyıllar sonra yine bir çok iktidar tarafından savaşlarda kullanıldı.

Birinci Dünya Savaşı boyunca Almanya, Fransa ve İngiltere tarafından kullanılan zehirli gazlar bir milyondan fazla insanın katledilmesine, ya da asla kabuklanmayan derin yaralarla yaşamasına neden oldu.

İkinci Dünya Savaşı’nda ise, resmi rakamlara göre yaklaşık 3 milyon Yahudi, naziler tarafından Auschwitz ve Chelmno gibi toplama kamplarında katledildi.

ABD’nin Vietnam Savaşı sırasında kullandığı Napalm, aynı şekilde insan ve doğa kıyımında unutulmaz yaralar açtı.

Irak’ın devrik diktatörü Saddam Hüseyin 1988’de Kürt halkına karşı Halepçe’de kimyasal saldırı yaptı ve beş binden fazla insan katledilirken dünyanın emperyalist güçleri sessiz kaldı.

Bu bakımdan dünya emperyalist güçlerinin tarihsel olarak izledikleri iki yüzlü politikalar kadar, kendi siyasal çıkarlarını öncelemelerinin günümüzde hala bu kimyasal silahların kullanımında etkili olduğunu belirtebiliriz.

Dolayısıyla Türk devleti kurulduğundan itibaren halklara karşı işlediği bütün suçlar konusunda ya destek görmüş, ya da bu suçları işlemesine göz yumulmuştur.

İkinci önemli boyut; Türk devletinin kuruluş yıllarından itibaren sistematik olarak şekillenen devlet aklının işleyişidir. Yani devletin korunması ve genişletilmesi amacıyla her türlü yöntemin kullanımını meşru gören akıl ve ideolojidir.

Nitekim bu akla dayanan Türk devleti, savaş suçu işlemekte bir beis görmemekte, varlığını diğer halkların katliamı ve inkarı üzerine inşa etmektedir.

Ermeni, Asuri ve Rumları soykırımdan geçirmiş, 1920’lerden beri de Kürtleri soykırım kıskacına almıştır. 1937-38’de Dersim’de soykırım suçu işlemiş, Türk devlet yetkilileri insanların nasıl mağaralara doldurulduğu ve haşereler gibi nasıl kimyasal silahlarla katledildiklerini anlatmakta sakınca görmemektedir.

Dolayısıyla tüm suçları gibi yakın tarihte de Kürt halkına ve özgürlük savaşçılarına karşı insanlık suçu işlemeyi resmi bir devlet politikasına dönüştürmesine rağmen, batılı güçler kendi çıkarları üzerinden Türk ırkçılarını desteklemeye devam etmiştir. Öyleki NATO’ya alarak hesap sormanın yollarını da kapatmaya çalışmış, Türk devletini silahlarıyla donatmış ve motive etmiştir.

Elbette dünyada kimyasal silah kullanımının yasaklanması amacıyla pek çok kez uluslararası girişimlerde bulunulmuştur, ancak savaş ve çatışmalarda toplu katliamlar için kullanılan kimyasal silahlar günümüzde hala vahşet üretmeye devam ediyor.

Yani dünya kimyasal silahları yasaklasa da muktedirleri için bu pek geçerli olmamaktadır. Hiçbir hukuk kuralı işletilmemekte ve uluslararası alanda bağlayıcı kararlar alınmamakta, ya da hayata geçirilmemektedir.

Sonuç olarak onyıllar boyunca dünyada barışı tesis etmek ve insanlık suçlarını engellemek için pek çok anlaşma yapılmasına, dünya kimyasal silahları yasaklamasına rağmen, eğer dünyanın muktedirleri için geçerli olmuyorsa, sözleşmeler sistematik olarak ihlal ediliyor ve devletlerin çıkarları yüzünden hayata geçirilmiyorsa hukukun hayata geçirilmesi için hiç şüphesiz kesintisiz bir mücadeleye ihtiyaç vardır.

Ancak insanlık suçlarına karşı mücadele sadece Kürt halkının sorunu değildir. Kürt halkı kadar tüm ezilen halkların ve devrimci dinamiklerin, muhalif siyasal öznelerin birlikte harekete geçmesine büyük ihtiyaç vardır.

Bu bakımdan ezilen halkların kendi arasında dayanışmak ve güç birlikleri kurmak dışında dayanacağı bir güç olmadığı gibi, emperyalist güçlerin kendiliğinden bu politikalarını değiştirmesini beklemekte mümkün değildir.

Sonuçta insanlık dışı bir sisteme karşı tek çıkış yolu yine bu insanlık dışı sisteme karşı inatla ve ısrarla savaşmaktan geçer.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.