İran halkı için fırsat

İşgal saldırıları
- Ronald Reagan, Berlin Duvarı’nı yıkmadı; onu ayakta tutmayı imkânsız hâle getirdi, Doğu Avrupalılar da gerisini halletti. İran'da da rejimin güç araçları kırıldı, gerisi İranlılara bırakılıyor.
- İran vekil güçlerini, füzelerini, nükleer altyapısını kaybetti ama hepsinden daha fazla kaldıraç gücüne sahip tek bir araç keşfetti: Petrol arzının beşte birini kapatabilme yeteneği.
İran'ın 39 günlük savaş sonrası kabul etmek zorunda kaldığı ateşkes görüşmelerinin akıbeti ve rejimin geleceği ile İran halklarının ne yapabileceği tartışılıyor.
On yıllardır yenilmezlik imajı pompalayan İran'daki rejim, Pakistan arabuluculuğunda sağlanan ateşkesi kabul etmek zorunda bıraktı. İran İnsan Hakları Aktivistleri (HRANA), en az bin 221 askerin ölümünü doğruladı. Iran International ise güvenlik güçleri kayıplarını 4 bin 700 olarak veriyor. Umman Denizi’ndeki donanma bitmiş durumda. Nükleer program ise bir yıl içinde ikinci kez vuruldu. Vekil ağı, ilk bomba 28 Şubat’ta düşmeden önce zaten çökmüştü. Hizbullah’ın komuta yapısı parçalanmış, HAMAS Gazze’de dağıtılmış, Husilerin lider kadrosu ise geçen yıl öldürülmüştü. ABD ve İsrail jetleri, İran’a ulaştığında 'direniş ekseni' artık büyük ölçüde etkisizdi. Zvika Klein, JP'deki makalesinde, İran ekonomisini zorlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, kendi ulusal güvenlik ekibi bölünmüş olsa bile 28 Şubat’taki saldırıya yeşil ışık yaktığını, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun ise operasyonel mimariyi sağladığını (Pager operasyonu, Nasrallah suikastı, geçen Haziran’daki On İki Gün Savaşı sırasında ABD’nin doğrudan müdahalesini teşvik etmesi…) hatırlattı.
Savaşın sonuçlarıyla ilgili tartışmalara dikkat çeken Klein, tarihi paralelliği 2003 Irak’ı değil, Soğuk Savaş’la kuruyor. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan'ın Berlin Duvarı’nı yıkmadığını; onu ayakta tutmayı imkânsız hâle getirdiğini kaydeden Klein, on yılların baskısının Sovyet sistemini sürdürülemez kıldığını, Doğu Avrupalıların da gerisini hallettiğini anımsattı.
İran’ın güç araçları kırıldı
Trump ve Netanyahu'nun aynı mantığı İslam Cumhuriyeti’ne uyguladığını; rejimin güç araçlarını kırıp İran’ın geleceği sorusunu asıl sahibi olan İranlılara bıraktığını belirten Klein, şöyle devam etti: "Hasta bu ameliyattan sağ çıkabilecek mi? Ocak ayındaki protestolar 1979’dan beri en büyükleriydi. Rejim binlerce kişiyi katlederek bastırdı. İslam Cumhuriyeti, İran-Irak Savaşı’nı, Yeşil Hareket’i ve Jîna Emînî ayaklanmasını da atlatmıştı. Bu seferki fark ölçek. Önceki krizlerin hiçbiri 'Yüce Lider’in ölümü, tüm vekil ağlarının çöküşü, ekonomik boğma ve hanedanvari bir halefiyet (Mucteba Hamaney’in babasının unvanını devralması) gibi unsurları aynı anda birleştirmemişti. Öncekiler tek bir sütuna darbe vuruyordu. Bu ise hepsine aynı anda vurdu."
Hürmüz’e suikast olmuyor
İran'ın ise enkazın içinde denklem değiştiren bir şey bulduğunun altını çizen Klein, “Hürmüz’ü suikastla öldüremezsiniz. Hürmüz’ü kaçıramazsınız” tespitine dikkat çekiyor. Klein, makalesini şöyle sürdürüyor: "Haklı. İran vekil güçlerini, füzelerini, nükleer altyapısını kaybetti; bunların yerine hepsinden daha güçlü tek bir kaldıraç keşfetti: Küresel petrol arzının beşte birini kapatma yeteneği. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA), Mart'ta Körfez üretimindeki kesintinin günlük 7,5 milyon varile ulaştığını tahmin ediyor. Pew Research Center anketine göre Amerikalıların yüzde 69’u benzin fiyatlarını savaş konusundaki en büyük endişeleri olarak görüyor. Hürmüz hâlâ masada."
Duvarlar düşecek mi?
İran'ın 1988’den beri en zayıf hâliyle İslamabad’a gittiğini savunan Klein, şunları ekledi: "Eğer müzakereler Hürmüz’ün silah olarak kullanılmaya devam etmesini sağlarsa son 39 günde elde edilen her şey hızla değer kaybedecek. Trump ve Netanyahu İslam Cumhuriyeti’ni yıkmadı. Onu sürdürülemez hâle getirdi. Duvarlar gerçekten düşecek mi, bu İran’ın içinde olacaklara ve Pakistan’daki diplomasinin savaştaki aynı kararlılıkla yürütülüp yürütülmeyeceğine bağlı. Operasyon başarılı oldu. İyileşme ise başkalarının mücadelesi."















