İrfan Güler ve M. Sait Üçlü

Forum Haberleri —

17 Eylül 2021 Cuma - 23:00

.

.

  • M. Sait Üçlü ve İrfan Güler Apocularla büyüdüler ve yaşamlarını Apocu olarak tamamladılar. Devrimin özgürlük ve eşitlik bayrağını ellerinden hiç düşürmediler. İnanç ve bağlılıkta örnek oldular.

ZEKİ AKIL

İrfan Güler ve M. Sait Üçlü aramızdan ayrıldılar. Ama ayrılmaya hiç hazır değillerdi. M. Sait son ana kadar yapacak işlerim var, bu çalışmaları tamamlamalıyım, diyordu. İrfan da öyle. Ellerinde tamamlanmamış yeni kitaplar ve planları vardı. Ruhen ve zihnen direndiler, devrime karşı borçlu gitmek istemiyorlardı. Yılların yarattığı tahribatlar bağışıklık sistemlerini zayıflatmıştı. Bizler ve Kürdistan halkı için büyük birer kayıp oldular.

Uzun yıllar zorlu savaş koşulları ve binlerce insanın kaybını izlemek tabi ki, kolay değil. Bizlerden sürekli parçalar koparılıyor. Buna yüreklerin ve bedenlerin dayanması çok zor. Ancak büyük amaçları olan ve ona anlam verebilen bilinç sahipleri kaldırabilir. Hele İrfan ve Sait gibi yaşamlarını devrime adamış ve ayakta kalmayı başaranlar kolay bulunmaz. Bir devrimci gibi yaşamak ve yaşamı öyle sonlandırmak herkesin harcı değildir.

Kırk yılı aşkın ömürlerini devrimin yaman zamanlarında geçirmiş insanları bir yazıyla anlatabilmek ve onları tanıtabilmek mümkün değil. Ne yazarsak ne anlatırsak eksik kalır. Bazı olaylar anlatılırken; anlatmak mümkün değil, yaşamak gerekir denilir. Bu arkadaşların 1976-77’den başlayan devrimi örgütlenme serüvenini ancak romanlar dile getirebilir. Devrimin dili başkadır. Hiçbir şey normal düzendeki gibi olmaz. Düzenden kopmak ve ona karşı durmak, ayrı bir dünya kurmak gerekir. Buna sürekli bir arayış, değişim ve bilinç eşlik etmek zorundadır.

Bu arkadaşlar emekçi, yoksul ailelerden geldiler. Çok genç yaşta devrimci mücadeleye atıldılar. Apocu oldular. Apocular da çok genç ve yeni oluşan bir hareketti. Sait ve İrfan Apocularla büyüdüler ve yaşamlarını Apocu olarak tamamladılar. Devrimin özgürlük ve eşitlik bayrağını ellerinden hiç düşürmediler. İnanç ve bağlılıkta örnek oldular.

İrfan, Siverek’te doğup büyüdü. Sait ise Hilvan’da. İrfan mütevazi ve emekçi karakterini hep korudu. Harekete bağlılığı içten ve bir mümin gibiydi. Sadeliği, her şeyden öte sadakati tartışılmaz bir insandı. Önderliğine ve arkadaşlarına bağlılığı müritçeydi. Grup aşamasında bile zorluk ve yokluk içinde çalışırken hiç yakınmadı. Diyarbakır cehenneminde yıllarca ağır işkenceler altında PKK’yi mahkeme kürsülerinde savundu. Ölüm veya idam üzerinde hesap yapmadı. Kürdistan devrimi hep zordu ve ölümle kol kola yürümeyi gerektiriyordu. İrfan, bir müminin sırat köprüsünden geçeceğini var sayarak hep dingin ve tereddütsüz bir yürüyüşün sahibi oldu. 

Genç yaşta girdiği zindandan yirmi yıl sonra çıkabildi. Dağlarda, devrimin ihtiyaç duyduğu bütün alanlarda ve görevlerde yer aldı. Hiçbir zaman partisi ve arkadaşları karşısında bir hesap yapmadı. Verilen görevlere itiraz etmedi. Aklı ve gücü oranında hep katıldı, çalıştı. Bireysel hırsları ve hesapları olmadı. 

2014 yılında Parti romanı çalışması için tartışmalar yapılırken İrfan bir şövalye gibi ben varım, dedi. Bu büyük bir cesaret örneğiydi. Çünkü daha önce hiç böyle bir denemesi olmamıştı. Ayrıca sorumluluğu ağırdı. Ciddi bir araştırmayı ve kafa yormayı gerektiriyordu. Ama İrfan ben varım, dedi. Çünkü bu bir parti göreviydi ve Önder Apo hep PKK’nin romanı yazılmadı diye eleştiriyordu. Bu bilinç ve sorumlulukla çalıştı, kafa yordu ve araştırmaya koyuldu. Diğer arkadaşlarla birlikte iki yıldan fazla araştırma yaptılar. Ciddi bir arşiv oluşturdular. 

Yıllarca okumuş, bir birikim edinmiştiler. Ancak devrimin ve PKK’nin romanını yazmak için bunlar yeterli değildi. Bunun için yürek, duygu ve derin bir hissediş ve bilinç gerekiyordu. Ama avantajları vardı. Kendileri de canlı bir parti arşivi gibiydiler. Başından beri içindeydiler, yaşamışlardı, paylaşmışlardı.

Sait yazım konusunda daha deneyimliydi. Ayrıca çok iyi bir araştırmacıydı. Yüksek bir çalışma temposu vardı. Özellikle mitoloji ve felsefe konusunda derindi. Bu arkadaşların güçlü bir tartışma alışkanlıkları vardı. Sait sosyalizm ve devrimler tarihini iyi incelemişti. Bir tarihçi olarak da tanımlanabilir. Böyle bir görev önceleri önüne konsaydı daha kapsamlı çalışmalar yapabilirdi. Potansiyeli güçlüydü. Rojava’da DAİŞ belgelerini inceleyip kapsamlı bir kitap hazırlığı da vardı. Ancak belgelerin tercümesi gecikince parti romanı dışında Rojava devriminde yoğunlaştı. İrfan da benzer bir çalışmanın içindeydi. 

İrfan ve Sait, partinin, devrimin canlı arşiviydiler tanımlaması öylesine söylenmiş sözler değildir. Özellikle Sait kendi başına bir kütüphane gibiydi. Muazzam bir birikim oluşturmuşlardı. Kırk yılı aşkın bir zamanı nefes nefese yaşamış ve devrimi hep hissederek izlemiş, birçok alanda görev almışlardı. 

Bu birikime sahip iki arkadaşın birden gidişi hiç hesaplanmamıştı. Tanıyanlarda, çalışma arkadaşlarında adeta bir sarsıntı yarattı. Doğal olarak herkes bir gün ölecek. İnsanlar da nihayet biyolojik varlıklardır. Ama üretken ve topluma, devrime katkı yapabilecek insanların gidişi doğal olarak kolay kabul edilemiyor. Bu anlamıyla onlarınki zamansız bir gidiş oldu. Sait’in son ana kadar direnişi ve daha yapacak çok şey var, çalışmamı tamamlamalıyım deyişi kulaklarda yankılanmaya devam edecek.

Şehadetlerine kadar büyük bir maraton koşucusu olarak devrimin ön saflarında yer alan ve sürekli gelişmeyi, hizmeti esas alan büyük iki devrimci arkalarında yeni kuşakları da eğitecek ve etkileyecek unutulmaz eserler bıraktılar. Bundan sonra da halka ve devrime hizmet etmeye, katkılarını sunmaya devam edecekler. 

Büyük bir minnet ve saygıyla kendilerini anıyoruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.