İşgal altında bitmeyen direniş: Efrîn

Sara AKTAŞ yazdı —

21 Ocak 2021 Perşembe - 22:09

  • Türk devletinin tanımlamasıyla Zeytin Dalı Harekâtı, Kürt halkının tanımlaması ile Efrîn’i işgal ve talan harekatının üzerinden üç yıl geçti. 

20 Ocak 2018'de Türk Devleti ve ona bağlı çete guruplarının başlattığı Efrîn’i işgal seferi Rusya’nın da onayı ve desteğiyle uluslararası hukuk ve ahlaki normlar ayaklar altına alınarak başlatılmıştı, ancak daha büyük bir stratejinin yeni bir evresine işaret etmekteydi.

Hatırlanırsa Türk devleti 30 Ekim 2014 MGK toplantısında, toplu imhaları, şehirlerin yıkılmasını, toplu göçertmeleri, yaygın tutuklama ve gözaltı kararlarını içeren ‘Çöktürme Planı’nı kabul etmiş ve yüz yıla yaklaşan inkar ve soykırım politikalarını AKP öncülüğünde sürdürmeye karar vermişti. Buna göre önce Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürt özgürlük hareketi tasfiye edilmeye çalışılacak daha sonra Rojava işgaline girişilecekti. AKP-MHP faşist iktidarı darbe ortamından yararlanarak ve küresel güçlerden aldığı icazetle öncelikle Fırat Kalkanı adını koyduğu operasyonla Cerablus-Bab-Azez hattını işgal etmiş ve bu operasyon Rojava’nın işgali için ilk adım olmuştu. Buna karşın Rojava halklarının direnişi ise büyük bir dirayet ve sebatla sürmüştü. Bu dönemde Arap, Süryani, Ermeni ve Çerkez halklarının katılımıyla büyüyen Rojava özgürlük güçleri Kuzey Suriye Federasyonu’nu ilan etmiş, Suriye Demokratik Güçleri olarak yeniden yapılanmış, 10 Ekim 2017’de Reqa’yı DAİŞ’den temizleyerek tarihi başarılar elde etmişti.

İşte bu gelişmeleri kendi bekası için tehlike olarak gören AKP-MHP faşist iktidarı, Rusya’ya verdiği tavizler sonunda 20 Ocak 2018’de Efrîn’e saldırdı. Elbette bu işgal saldırılarının çok yönlü nedenleri olduğunu belirtebiliriz, ancak iki boyut öne çıkıyordu. Birincisi; Türk devleti DAİŞ ve El-Nusra artığı çetelerle Efrîn’i işgal edip, bölgede hem varlığını sabitleştirme hem de işgalini yaymayı amaçladı. İkincisi; Dönemin siyasal konjonktürü içinde içte yaşadığı tıkanma ve çöküntüyü dışa dönük militarist bir saldırganlık ve manipülasyon ile örtmeye çalıştı. Örneğin bu işgalin geliştiği koşullarda 24 Haziran 2018’deki baskın genel seçimlerinin hazırlığını yaptı. Dolayısıyla seçimlere savaş ortamında girmeyi toplumu manipüle etmenin en elverişli toprağı haline getirdi. 

Unutulmaması gereken diğer önemli bir boyut ise işgal harekatının başladığı günden itibaren her türlü kirli savaş yönteminin bir savaş strateji biçiminde sistematik olarak Efrîn’de pratikleştirildiğidir. Birkaç başlıkta toparlarsak birincisi; insan kaçırma, kaybettirme, işkence olayları oldukça sıradanlaştırılarak günümüze kadar sürdürülmüştür. Halkın mal ve mülküne el konulmuş, kimileri ev ve topraklarını satmaya zorlanmış, kentteki hastane ve okullar istihbarat merkezi ve işkencehaneye çevrilmiştir.

İkincisi; köklü ve eski bir savaş stratejisi olarak kadınlara dönük kaçırma, taciz ve tecavüz olayları günlük rutinlere dönmüştür. Örneğin kentte kaçırılan kadınlara ilişkin kurulan ‘Missin Afrin Women Project (Kayıp Efrînli kadınlar)’ adlı oluşum, ulaştığı bilgi ve verileri düzenli olarak bir internet adresi üzerinden kamuoyu ile paylaşmış ve vahşetin boyutunu gözler önüne sermiştir.

Üçüncüsü; Demografik yapıyı değiştirmek amacıyla Efrîn halkını yerinden yurdundan eden Türk devleti, boşalttığı yerlere Şam bölgesindeki çeteleri ve ailelerini sistematik olarak yerleştirmiştir.

Dördüncüsü; Efrîn’nin tarihi ve kültürel dokusu tahrip edilerek bir tür tarihi ve kültürel belleksizleştirme geliştirilmeye çalışılmıştır. Ve son olarak Efrîn’de DAİŞ tipi bir yaşam biçimi dayatılarak özgürlükçü yaşam arayışları bitirilmek istenmektedir. Örneğin Jinnews tarafından servis edilen fotoğraflarda DAİŞ benzeri uygulamaların hayata geçirildiği basına çokça yansımış ve yansımaya devam etmektedir.

Ve son olarak diyebiliriz ki üç yıldır evlerini ve topraklarını terk etmek zorunda bırakılan Efrînliler, hala göç ettikleri diğer kentlerde en zor koşullarda, yerleştikleri kamplarda ise bulaşıcı hastalıklar ve toprağa döşeli mayınların tehdidi altında yaşamaya ve direnmeye devam ediyor. Efrînliler içerisinde bulundukları tüm olumsuz koşullara rağmen direnişlerinden geri adım atmayarak, kentlerine yeniden geri dönecekleri günü inanç ve umutla bekliyorlar. Dolayısıyla işgalin üç yılı dolarken sosyalistlerin, devrimcilerin, kadın hareketlerinin, işçi hareketlerinin, gençlik hareketlerinin ve tüm duyarlı güçlerin Efrîn’de süren vahşeti durdurmak için tıpkı işgalin ilk günlerinde olduğu gibi her neredeyseler orada ayağa kalkma ve Efrînlilerle dayanışması zamanıdır. Unutmayalım ki bu dayanışma hem insanlığımızı koruma dayanışması hem de Erdoğan faşizmini ve çetelerini tarihin çöplüğüne mutlaka gönderme dayanışması olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.