İşgal Saldırılarında Başur Stratejisi

Sara AKTAŞ yazdı —

23 Eylül 2021 Perşembe - 22:43

  • KDP’nin battığı  ihanet sarmalı Türk devletinin Başur’u özel savaş stratejilerinin merkezi haline getirmesinde oldukça belirleyici olmuştur; KDP, Türk devletinin Başur Kürdistan’da 71 den fazla askeri üs kurmasına zemin oluşturmuş, işgal operasyonlarında aktif bir şekilde rol oynamıştır.

Ortadoğu ve Kürdistan merkezli büyük bir savaş konseptinin tüm vahşiliğiyle sahnelendiği günümüzde, Türk devletinin Kürt halkına dayattığı katliam ve soykırım politikaları her geçen gün derinleşmektedir.

Küresel güçler Türk devletinin yürüttüğü bu insanlık dışı kirli savaşa hem sessiz kalarak onay vermekte, hem de bu sessizlikle uluslararası alanda saldırıları meşrulaştırmaktadır. Türk devletinin savaş stratejilerinin en verimli toprağı haline getirilen Başur Kürdistanı son saldırılarda da görüldüğü üzere söz konusu savaş stratejilerinin merkezi haline getirilmektedir.

Birincisi; Türk devletinin kuruluşundan itibaren diğer sömürgeci rejimler olan İran, Irak ve Suriye ile ortak çalıştığını biliyoruz. Emperyalist güçlerin Ortadoğu’da yeniden dağıttığı kartlar ve vermek istediği dizayna uygun strateji geliştirmeye çalışan Irak hükümeti de geldiğimiz aşamada, hem emperyalist güçlerin piyonu hem de bölgesel sömürgeci güçlerle çıkarları temelinde gizli ve açık diplomasi yürütmekten çekinmemektedir. Zira Kazımi hükümeti devlet içindeki yolsuzlukları durduramamış, ABD ve İran gibi güçlerin iç işlerine karışmasına engel olamamakta ve Türkiye’nin Irak topraklarına yönelik işgal saldırılarına karşı net bir tutum sergileyememektedir. Dolayısıyla Kürt-Êzîİdî halkı başta olmak üzere diğer halklara dönük saldırıları ya onaylamış ya da çeşitli kirli ittifaklara kurban etmiştir.

Örneğin 16-17 Ağustos tarihlerinde işgalci Türk devletine ait savaş uçaklarının Şengal’e yönelik bombardımanında, yine ikinci gün hedef alınan hastanede insanların katledilmesine karşı etkili bir tavır geliştirmemesi Kazimi hükümetinin Kürt soykırım politikasında işgalci TC ile aynı cephede yer aldığının açık kanıtıdır.

Dolayısıyla Irak hükümeti de diğer bölge güçleri gibi çıkarları gereği Kürt özgürlük hareketine karşı Türk faşizmiyle birleşmekte, Türk devleti bu zemini kullanmaktadır.

İkincisi; Türk devleti, Kürt halkı içindeki tarihsel işbirlikçi-ihanetçi damarı canlandırmak ve  kullanmak için Başur Kürdistan’ını en verimli alan olarak görmektedir.

Biliniyor ki, Kürtlerin yaklaşık 200 yıldır kendi öz vatanlarında kimliksizleştirilmeye karşı aralıksız bir biçimde mücadele etmelerine rağmen özgürlüklerini kazanmasının önünde işbirlikçilik faktörü set olmuştur.

Aşiretçilik, ihanet, dar bölgecilik ve işbirlikçi siyaset bu gün KDP tarafından devam ettirilmekte, bu da Türk faşizmi için önemli bir zemin oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi KDP’nin Türk devletiyle kurduğu bağ çok daha eski olmasına rağmen 1990’larda ortak operasyonlara dönüşerek boyut değiştirmiş, 2000’li yıllarda ise Başur topraklarını ekonomik, siyasal, askeri, istihbarat anlamında Türk devletinin işgaline tamamen açmaya dönüşmüştür.

KDP’nin battığı  ihanet sarmalı Türk devletinin Başur’u özel savaş stratejilerinin merkezi haline getirmesinde oldukça belirleyici olmuştur; KDP, Türk devletinin Başur Kürdistan’da 71 den fazla askeri üs kurmasına zemin oluşturmuş, işgal operasyonlarında aktif bir şekilde rol oynamıştır.

Üçüncüsü; Türk devlet faşizmi Türkmenler üzerinden sadece Güney Kürdistan’da değil, Irak genelinde yeni bir güç inşasına gitmiştir.

Türk devleti ilkin Türkmenlerle Türklük üzerinden ilişki kurarken, günümüzde Türkmenleri İslamcı yapıya büründürerek Türk İslam sentezi politikasını uygulamaktadır. Böylece Şia İslamcılığına karşı Suni, İhvancı Türkmen cephesini inşa etmektedir.

1994’de MİT tarafından desteklenen, finansı ve eğitimi verilen ITC,  Ali Sadık Mehdi öncülüğünde kurulmuş ve MİT desteğiyle Irak ve Başur Kürdistanın’da kargaşa ve kaos yaratmak için örgütlendirilmiştir.

ITC’nin Türk devletine Irak ve Güney Kurdistan’da kurumsal istihbarat sağladığı hakkında pek çok veri ve yorum çokça basına yansımıştır.

Örneğin Kerkük’ün DAİŞ saldırısına uğraması sonrası ITC içinde MİT eliyle örgütlenen çeteler Tuzhurmatu bölgesinde Kürtlere saldırarak bölgede Kürtler ve Türkmenler arası bir kriz ortaya çıkarmış, ‘Kerkük Türkmenlerindir Türkmenlerin olacak’ sloganları ile Kürtlerin bulunduğu mahallelere saldırılar düzenlemişlerdi.

Geçen Aralık ayında da Türkmen İstihbarat Teşkilatı kurulmuş ve Hewler’de bir büro dahi açmışlardı. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Türk devletinin Başur’da  ITC üzerinden oluşturduğu paramiliter güçleri daha işlevsel bir biçimde kullanacağını söylemek yanlış olmayacaktır. 

Sonuç olarak; Türk devletinin Kürt Soykırımı ve Yeni Osmanlılık hayalleri çerçevesinde Başur Kürdistanı’nı kirli savaş stratejilerinin merkezi haline getirdiğini belirtebiliriz.

Bunun karşısında öncelikle Kürt halkının kendi içindeki ihanete geçit vermemesi ve KDP’nin ihanet tutumuna karşı etkili bir tutum alması oldukça önemlidir.

İkincisi, söz konusu ahlak dışı saldırılar karşısında halkın ve devrimci dinamiklerin etkili bir şekilde özsavunma tedbirlerini alması gerekmektedir.

Üçüncü olarak ise, Kürt halkının ve dostlarının örgütlü oldukları her alanda çok yönlü mücadeleyi kesintisiz bir biçimde sürdürmesinin kader belirleyici olacağını belirtebiliriz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.