İslam ancak bu kadar istismar edilebilir

Forum Haberleri —

19 Nisan 2021 Pazartesi - 23:00

  • Bir gün yoksulun yer sofrasındaki azıkla iftar açan gösteriş, ertesi gün Özbek çadırı denilen değerli taşlardan işlemeli saray içinde ‘sırça saray’daki iftar görüntüsü gibi. Böyle bir ikilemi ancak Türk egemenleri çekinmeden halka gösterebilir.

CİHAN EREN

İslam kimlikli egemenlerin din istismarı, Erdoğan ve AKP ile başlayan bir politika değil. İktidar İslam aynı zamanda egemenlerin istismarı ile oluşturulmuş din demektir.

İstismar işi bir yanıyla egemenlerin ‘yaratıcı’ özelliklerinin eseriyken bir yanıyla da istismara inananların içine düşürüldükleri ahlaki ve akli durumu anlatır. Mesele din istismarı olunca, laikinden dincisine her türden Türk egemenlerinin ustalığından bahsetmek gerekecek. Din istismarında İslam'ı yaratıp geliştiren Arap egemenlerin aklına gelmeyenler, çoğu zaman Türk egemen ve elitlerinin aklına gelmiştir. Bir gün yoksulun yer sofrasındaki azıkla iftar açan gösteriş, ertesi gün Özbek çadırı denilen değerli taşlardan işlemeli saray içinde ‘sırça saray’daki iftar görüntüsü gibi. Böyle bir ikilemi ancak Türk egemenleri çekinmeden halka gösterebilir. Tüccarların elinde çürümekte olan patatesi ve soğanı, milletin parasıyla millete dağıtarak ‘sevap’ kazanan adamın, bir gün yoksul ikinci gün Karun olduğunu gösteren iki ayrı resim, kelimenin tam manasıyla ibret alınması gereken bir tablodur. Halkın, resimde yoksul gerçekte Karun olan birini neden ve nasıl kendilerinden biri gibi kabul ettiği, kabul etmezse de yaptıklarına sessiz kalabildiği anlaşılması gereken sosyolojik ve psikolojik bir sorun ve sınıfsal bir durumdur.

Mahrumun durumunu Karunluğunu gizlemek için kullanan birine Müslüman değil, münafık denir. Ancak bu adamın Karunluğuna örtü yaptığı yoksulluğun içinde debelenen ve patates soğan dilenecek durumda olan milyonların, kendilerine sunulan gösterişe rağmen, ‘Müslüman lider’ olarak kabul etmesi acı vericidir. Türk egemenleri böyle bir millete ‘büyük Türk milleti, devletine bağlı millet’ gibi klişe sözlerle tanım getiriyorlar. Hırsızlara, yalancılara ve soygunculara ses çıkaramayacak noktaya düşürülmüş olmaya ‘büyük millet’ demek de Türk egemenlerinin, Müslüman Türklere bakış açısını anlatan diğer ibretlik ifade oluyor. Gerçekten de dünyanın en faşist, en yalancı ve talancı siyasetine sessiz kalmak acı verici bir ‘büyüklüktür’ ve maalesef Türk halkında belli bir kesim bu durumdadır.

Türk halkının bir kesiminde din denilince, devletin her yaptığına ve yapmak istediğine dua etmek anlaşılmaktadır. Çünkü bu kesime din adı altında yüz yıllardır münafıklık anlatılmaktadır. Son yıllarda bu dine inananlar, AKP iktidarı ile saadete erdiklerine inanmaya ve giderek tüm toplumu kirletmeye başlayanlardır. Çok tehlikeli bir ahlaksızlık durumu da olan bu sonuçtan sadece münafıkları sorumlu görmek doğru olmaz. Bu manzaradan aynı zamanda münafıkları engellemeyen ahlak sahipleri de sorumlu görülmek durumundadır. Dolayısıyla bu acı verici tablodan, en başta Türk-Kürt her halktan devrimcileri sorumlu görmek yanlış olmayacaktır. İkinci olarak da aydınlar, sanatçılar, entelektüeller ve İslam’dan ahlak ve adalet anlıyoruz diyen dindarların her kesimi sorumludur.

Türk halkıyla İslam kültürü arasındaki ilişki daha ilk günden çarpıtılmıştır. Ve bu çarpıtma gerçek din denilerek halka kabullendirilmiştir. Bu nedenle de İslam'a göre münafıklık olan bu çarpıtmanın sonuçları, mertek gibi göze battığı halde bile Türk Müslümanlardan çok az kişi tepki koyabilmektedir.

Münafıklığın ahlaki ve akli bir mesele kadar, sosyolojik bir sorun ve sınıfsal boyutunun da olduğu halka kavratılmak durumundadır. Bunu dini metinleri ezberleyenler kavrattamaz. Bu kesimler de iktidar İslam'ın bir parçası oldukları için bu işi yapmaz. Yapamaz. Bu iş, herkesten önce sosyalistlerin, demokratik Müslümanların ve gerçekte aydın ve sanatçıların işidir.

Türk egemenlerinin halkı aldatmak için dini değerleri kullanması, halk yurtseverliğini milliyetçileştirme temelinde sömürmesinde en büyük kolaylığı baştan beri Türkiye sol hareketinin yanlış ve eksik politikaları vermiştir. Türkiye sosyalist hareketinin (parti ve aydınlarıyla) İslam kültürü, medeniyeti, Türklük ve İslam ilişkisi gibi konular üzerine söyledikleri, yazıp çizdikleri yok denecek kadar azdır. Dr. Kıvılcımlı’yı saymazsak özgün düşünen, ilgi duyan da çıkmamış gibidir. Bu alan egemenlerin istismarına bırakılmıştır. Türkiye sosyalistleri Türklüğü gökten inmiş bir kimlik gibi ele alarak en büyük yanlışı yapmıştır. Tarihten kopartıp birkaç on yılın ürünü gibi bir şey olarak anlatarak bu yanlışı sürdürmüştür. Türklükteki İslam’ı analiz edip halka anlatmayı pek düşünmemişler. Bu da Türk işçi sınıfının hangi dini kavramlarla aldatıldığını ve Türk milliyetçiliğinin iktidar İslam’dan nasıl beslendiğini görmeyi engellemiş, böylece bu iki alan tümüyle milliyetçi laiklere terk edilmiştir.

Türkiye sosyalist hareketinin Kemalistlerin tuzağına en çok ve en rahat düştüğü alanın Türklük ve İslam ilişkisi olması tarihi bir gerçekliktir. Devletin, sosyalist hareketlerin tabanını çoğu kez din ve yurtseverlik istismarcısı kontra güçlerle karşı karşıya getirmesi de bu eksiklikten kaynaklanmıştır. Dikkat edilirse, Türkiye sosyalistlerinin yerel idolleri içinde, Osmanlıya karşı mücadele etmiş Müslüman dervişler, Bektaşiler ve bazı Alevi şahsiyetler önemli yer tutar. Osmanlıya karşı muhalefet etmiş dindar ve inançlıları görmek ancak Kemalist ulus devlete karşı mücadele edenleri yeterince görmemek de bu yanlışlıktan kaynağını almıştır.

Kısacası Türkiye solunda toplumun dini alanına bakışında aşılamamış eksiklikler, hata ve yetmezlikler, dinci ve milliyetçilerin işini kolaylaştıran en önemli nedenler arasındadır. Bunu legal alandaki yaklaşımlarda da görmek mümkündür. Türkiye sosyalistleri, aydın ve entelektüelleri, dine sosyolojik, tarihsel ve kültürel bir yaklaşımla yaklaşmadıkça yoksulluk Karun’a her zaman örtü olmaya devam edecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.