İsveç’in yüzkarası Palme davası

Ferda ÇETİN yazdı —

Türkiye’de 1980 Askeri Cuntası ile siyasi partiler, sendikalar, sol-sosyalist örgütler ve tüm muhalif kesimler sindirilmiş; gözaltı, tutuklama ve hızlı yargılamalarla toplum teslim alınmıştı. Amed zindanındaki büyük direniş ve 1984 silahlı atılımı ile PKK faşizme karşı mücadeleyi yükselteceğini ilan etmişti. Kürdistan’da ve Avrupa’da PKK’ye ilgi ve sempati büyüyordu.

Avrupa ve ABD ise Türkiye’deki askeri diktatörlük ile olağan ve normal ilişkisini sürdürüyordu. İsveç Başbakanı Olof Palme bu tablonun aykırı ismi ve istisnaydı. ABD’nin Vietnam savaşına, Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgaline, Franco rejimine, nükleer silahlanmaya, Güney Afrika’daki Apartheid rejimine karşı ANC’nin destekçisiydi. NATO’nun Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzelerini yerleştirmesine karşı çıkıyordu. Palme, Türk devletinin Kürtlere uyguladığı baskı politikalarına da karşı çıkıyor, Kürt halkının bu baskılar karşısındaki mücadelesini destekliyordu.

Olof Palme 28 Şubat 1986 gecesi öldürüldüğünde bu tablo tümüyle değişti. PKK’ye ve Kürt halkına olan ilgi bu cinayet ile birlikte antipatiye, şüpheye ve kriminalizasyon sürecine dönüştü. NATO üyesi Türkiye’nin istediği yönde gelişen bu süreç, Almanya’da PKK yargılamalarına ve PKK yasağına malzeme yapıldı. ABD eliyle geliştirilen ve bugün Avrupa’yı kapsayan “terör” suçlamaları ve yasakların temeli de esas olarak Olof Palme Cinayeti ile atıldı.

Palme Cinayeti ile ilişkili şüpheliler arasında Güney Afrika Apartheid Yönetimi, İran İslam Cumhuriyeti, İsveç İstihbarat Örgütü SAPO, Türk MİT’i ve NATO-Gladyosu vardı. İsveç bakımından şüphelilerin her biri diğerinden daha önemliydi. Bunlardan birinin suçlanması İsveç için büyük bir sorun yaratabilirdi. Onun için en zararsız ve kolay bir suçlu bulunmalıydı.

İsveç İstihbarat Örgütü (SAPO) Palme cinayetinden çok önce, PKK’ye karşı bir kampanya başlattı. 1985 yılının ağustos ayında, doğrudan SAPO eliyle, Kürtlerin İsveç’te büyük bir eyleme hazırlandıkları haberi servis edildi. Haber, İsveç’in iki büyük gazetesi Aftonbladet ve Expressen başta olmak üzere tüm İsveç gazeteleri ile radyo ve televizyonlarda yayınlandı.

Palme davası 34 yıl sürdü. Palme’ye cinayetini soruşturan son başsavcı Krister Petersson 10 Haziran günü yaptığı açıklamada, katil zanlısının 2000 yılında intihar eden Stig Engström olduğunu açıkladı. Engström’un cinayeti tek başına işlediğini belirten Petersson, katil zanlısı öldüğü için sorgulama ihtimalleri kalmadığı için dosyayı kapattıklarını belirtti. Böylelikle, Palme suikastına ait soruşturma dosyası, cinayet aydınlatılmadan 34 yıl sonra kapatıldı.

Başsavcı Krister Petersson, “Soruşturma düzgün yapılsaydı Engstrom gözaltına alınan ilk isimler arasında olurdu” diyor. Açıklamayı yapan kişi, dosyaya hakim olan ve soruşturmayı yürüten, savcıdır. Savcı, soruşturmanın düzgün yapılmadığını itiraf etmektedir. Bu itiraf, bir kamu görevlisi tarafından yapılmış bir suç ihbarı niteliğindedir.

Olof Palme’nin oğlu Marten Palme ve Olof Palme hükümetinde Maliye Bakanlığı yapan Kjell Olof Feldt, 1997 yılında ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, soruşturmanın sağlıklı yürütülmediğini belirtmiş; cinayet soruşturması için başka ülkelerden uzman polis çağrılmasını istemişlerdi. Marten Palme ve Maliye Bakanı Olof Feldt soruşturmanın düzgün yürütülmediğini Başsavcı Krister Petersson’dan 23 yıl önce görmüş ve açıklamışlardı.

Başsavcı Krister Petersson’un sözünü ettiği “düzgün yapılmayan soruşturma” ile, Palme’nin oğlu Marten Palme ve dönemin Maliye Bakanı Kjell Olof Feldt’ın yaptıkları, “soruşturma sağlıklı yürütülmediği için başka ülkelerden uzman getirilmeli” çağrıları, İsveçli kamu görevlilerinin açık bir biçimde görevlerini yerine getirmediklerinin itirafı niteliğindedir.

İsveç’te, 28 Şubat 1986 gecesi başlayan ve 34 yıl boyunca sürdürülen bu suçun hukukta ve yasalardaki adı “Görevi Kötüye Kullanma” suçudur. Görevi kötüye kullanma suçu da iki şekilde oluşuyor. Şayet kamu görevlisi, görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine sebebiyet verirse “Görevi kötüye Kullanma”; görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme nedeniyle kişilerin mağduriyeti söz konusu ise, “Görevi İhmal” suçu oluşur. Olof Palme davasında, İsveçli kamu görevlileri her iki suçu da işlemiştir.

Görevi kötüye kullanma suçunda, suçun mağduru bir vatandaş olabileceği gibi bir şirket, vakıf, dernek veya parti olabilir.

Görevi kötüye kullanma suçunda mağduriyet, sadece ekonomik zararı ifade etmez. Gerçek veya tüzel kişinin ekonomik, sosyal, siyasi ve medeni her türlü haklarının ihlal edilmesi mağduriyet kavramı içerisinde değerlendirilir.

Eğer İsveç’te “Görevi Kötüye Kullanma Suçu” diye bir suç varsa ve hala hukuk ve yasalar uygulanıyor ise, Başsavcı Krister Petersonn’un “sanık öldüğü için dava kapanmıştır” açıklaması yeni bir skandal niteliğindedir. Davanın başlangıcından bugüne 34 yıl boyunca İsveç, istihbaratı (SAPO), Polis, Mahkemeler, Adalet Bakanlığı ve hükümetler görevi kötüye kullanma suçu işleyerek birçok gerçek ve tüzel kişinin zarar görmesine yol açmıştır. Davanın kapatılması, İsveçli kamu görevlilerinin suçunu cezasız bıraktığı gibi, bu davadan dolayı ciddi zarar gören gerçek ve tüzel kişileri “müebbet mağduriyete” mahkum etmiştir.

Düzgün yapılmayan soruşturma nedeniyle yüzlerce insan mağdur olmuş; bir halkın haklı ve meşru mücadelesi kirletilmeye, karalamaya ve kriminalize edilmeye çalışılmış; İsveç’teki uygulama, Avrupa ve dünya genelinde büyük bir tecrit ve kriminilizasyon sürecine dönüştürülmüştür.

Soruşturmayı yürüten ve Kürtleri suçlayan Hans Holmer bir açıklamasında, “gerçekler açıklanırsa İsveç temellerinden sarsılır” demişti. Davanın kapandığını açıklayan savcı belli ki Holmer’in sözünü ettiği “gerçekler”in unutulup gitmesini istemektedir.

Bu davanın mağdurları, sanık sıfatıyla yargılanan 19 kişi ile birlikte, İsveç’te yaşayan tüm Kürtlerdir. Bu davada İsveç istihbarat örgütü (SAPO), İsveç polisi, davanın savcıları, İsveç Adalet Bakanlığı ve İsveç hükümetleri müteselsilen sorumludur. Kriminalize edilen, yasak ve terör listelerine alınan PKK bakımından ise düzgün yapılmayan ve hala zararlı sonuçları ortadan kaldırılmayan bir dava söz konusudur. Bu nedenle Palme davasında, görevi kötüye kullanan kamu görevlileri ve İsveç devleti aleyhine dava açma hakkı doğmuştur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.