İtiraz etti, yol gösterdi

Meclis komisyon
- Komisyon raporunda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmeyerek Kürt inkarının hukuki ve siyasi olarak sürdüğünün görüldüğüne dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Kürt-Türk kardeşliğinden söz edilmesinin toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmadığını vurguladı.
- PKK'yi feshettiklerini, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı mücadeleyi bıraktıklarını, bunun gereklerini yerine getirdiklerini hatırlatan Eşbaşkanlık, şimdi de devletin bu süreci ilerletecek siyasi ve hukuki gereklilikleri yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
- Eşbaşkanlık, silahların tümden bırakılıp Türkiye’ye dönülmesinin, özgürce engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorununun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olabileceğini kaydetti.
- Rêber Apo'nun özgür olması gerektiği vurgulanan açıklamada, bunun için de devletin fiili olarak kabul ettiği muhataplığı, resmi olarak da kabul etmesini isteyen Eşbaşkanlık, rolünü yerine getirmesini sağlayacak özgür çalışır koşulların oluşturulmasının önemini vurguladı.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Komisyon raporunun çok temel yanlış ve eksiklikler içererek sakatlandığını belirterek, "Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir" dedi. Raporda kök sebep ve sebepler ortaya konulmadığına işaret eden Eşbaşkanlık, "İşte Türkiye’nin 100 yıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor. 100 yıllık sebep, Kürt inkarıdır" diye kaydetti. İnkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkarın sürdürülmek istendiğini anımsatan Eşbaşkanlık, "Dolayısıyla Kürt-Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri yok" dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporuyla ilgili görüşlerini, yazılı bir açıklamayla paylaştı. Açıklamada, Rêber Apo'nun Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda arayışlarının özellikle 1993’ten bugüne 33 yıldır sürdüğü hatırlatılarak, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin Komisyon'un raporuna kadar geçen süreci özetlendi.
Adı konulmadan çözülür mü?
Aylar süren çalışmadan sonra açıklanan Komisyon raporunun çok temel yanlış ve eksiklikler içerdiği; raporun içeriğinin bu temel yanlış ve eksiklikler nedeniyle sakatlandığı vurgulanan açıklamada, "Kuşkusuz Kürt sorununun çözümsüz kalması, esas olarak demokrasi yoksunluğunun sonucudur. Zaten Kürtler yararlanır, yani sorunun çözümünün önü açılır diye demokratikleşmeden ısrarla kaçınılmıştır. Raporda Kürt sorununun adı konulmuyor. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir. Raporda 'sorunun çözülmesi, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı, deniliyor ama bu kök sebep ve sebepler ortaya konulmuyor. İşte Türkiye’nin 100 yıllık çıkmazı budur. 100 yıldır sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşılıyor. 100 yıllık sebep, Kürt inkarıdır. Sözde inkardan vazgeçildi denilse de hukuki ve siyasi olarak bu inkar sürdürülmek isteniyor. Raporda Kürt varlığından ve sorunundan söz edilmemesi bu nedenledir. Dolayısıyla da Kürt ve Türk kardeşliğinden söz edilmesinin bir toplumsal, kültürel, siyasi ve hukuki değeri olmamaktadır" denildi.
Kürtsüz demokratikleşme mi olacak?
Kürt sorunu dememek için ısrarla 'terör sorunu' denildiğine işaret edilen açıklamada, şunlara dikkat çekildi: "Terör sorununun kalıcı çözümünün demokratikleşme ile olacağı da belirtilmektedir. Aslında raporda çatışmaların Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Şimdiye kadar soruna güvenlikçi anlayışla yaklaşıldığı da ortaya konulmaktadır. Bu yaklaşımla sorunun çözülemeyeceği belirtilmektedir. Böylece Kürt sorununun toplumsal, kültürel ve siyasi yanlarına bakılmadığı itiraf edilmiş olmaktadır. Bu da Kürt varlığının kabul edilmemesi ve sorunların çözüme kavuşturulmamasını ifade etmektedir. Raporda Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmeyerek, her şey terörizm parantezine sıkıştırılarak eski anlayış ve politika devam ettirilmektedir. Raporda defalarca demokratikleşmeden söz ediliyor. Böylece sorunun kaynağı, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının kabulünü sağlayacak olan demokratikleşmenin olmaması olarak kabul ediliyor. Kürt varlığı ve sorunu ortaya konulmadan nasıl demokratikleşme olacak? Kürtsüz demokratikleşme mi olacak? Raporun mantığı bunu ifade ediyor."
Dış güçler söylemi, karalamadır
Raporda, 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesinin dış güçlere bağlandığı belirtilen açıklamada, şöyle itiraz edildi: "Özgürlük Hareketimiz, halkımızın özgücüne dayanarak ve zorluklar karşısında fedaice direnerek 52 yıldır mücadele etmektedir. Türk devleti ise on yıllardır jeopolitik konumunu, NATO üyesi olmasını kullanıp dış güçlerin desteğini alarak Özgürlük Hareketimize karşı saldırı yürütmektedir. Rêber Apo da ABD, İsrail ve İngiltere’nin başını çektiği bir komplo ile Türkiye’ye teslim edilmiştir. Eğer halkımıza ve özgüce dayalı olmasaydı, özgürlük mücadelemiz 52 yıl sürmezdi. Aslında Türk devleti dış güçlere dayanarak, dış güçlerin politikasına endekslenerek ve bin yıllık Türk-Kürt ittifakının aleyhine bir politika yürüterek sorunların ağırlaşmasını sağlamıştır. Bu açıdan özgürlük mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi, klasik karalama ve özel savaş propagandası dışında bir anlam taşımamaktadır."
Terörizmle damgalanmaya ret
"Hareketimizin terörizmle damgalanmasını kabul etmiyoruz" denilen açıklamada, kuşkusuz onlarca yıldır savaş yürütüldüğünden savaşan taraflardan binlerce kayıp olduğu hatırlatıldı. Rêber Apo'nun defalarca hakikatleri araştırma komisyonu kurularak, savaş sürecinde işlenmiş savaş suçlarının araştırılması önerisinde bulunduğu anımsatılan açıklamada, "Kayıpları tek taraflı yansıtmak doğru değildir. Zaten bir savaşın var olduğu, sonuçlarının ağır olduğu bilinerek artık sorunların çatışmalarla çözülmeyeceğini söylemekteyiz. Özcesi, raporda sık sık dile getirilen terörizm kavramı, raporun ruhunu sakatlamakta ve sorunların esas nedenlerini gizleyen bir durum yaratmaktadır" denildi.
Üslup, yöntem ve tarz
Türkiye’nin temel sorununun Kürt sorunu ve buna bağlı demokratikleşme konusu olduğu vurgulanan açıklamada, şunlar ifade edildi: "Sorunu böyle ele aldığımızda çözümleri bulmak da kolaylaşır. Bu açıdan sorunların çözümünü kolaylaştıran üslup, yöntem ve tarz üzerinde durmak önemlidir. Raporda onlarca defa demokratikleşme kavramı kullanılmıştır. Yine hak, hukuk ve temel haklardan, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünden söz edilmiştir. Bu değinmeler sorunun kaynağının dış güçler ya da kullanılan terör gerekçesi olmadığını açıkça gösteriyor. Bu açıdan, sorunun özü olan Kürt halkının temel demokratik haklarını tanımak ve demokrasiyi yerleştirmek, Komisyon'un kurulma nedeni olan sorunların çözümünü sağlayacaktır. O zaman Komisyon'un sorunun çözümünde rol aldığını belirtmek mümkün olacaktır."
Doğru tartışılmayan bir konu
Raporda üzerinde durulan 'silahların bırakılması ve Türkiye’ye dönüş' konusuna işaret edilen açıklamada, şunlar dile getirildi: "Rêber Apo, demokratik siyaset yapma iradesini ortaya koymuştur. Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz. Bu açıdan silahların bırakılması demokratik siyaset yapma özgürlüğü temelinde ele alınmıştır. Rêber Apo da siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır. Türkiye’de doğru tartışılmayan ve Komisyon raporunda doğru ortaya konulmayan bir konu da budur.
Silahlardan sonra ne olacak?
Bizler herhangi birey değiliz. Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir. Silahları bırakın eve dönün, demek onur kırıcı bir yaklaşımdır. Silahlar bırakılacak ama ondan sonra ne olacaktır? Rêber Apo’nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır. Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir? Yoksa şu andaki Türkiye gibi demokratik siyaset yapan ve Kürt sorununun çözümü için demokratik mücadele edenlerin suçlu görülüp cezaevine atılacağı bir siyasal ortama niye gidilsin? Dolayısıyla silahların tümden bırakılıp Türkiye’ye dönülmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorununun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olur. Özgürlük Hareketimizin tümden tasfiyesini hedefleyen demokratik siyaset özgürlüğünün olmadığı bir siyasi ortamı dayatmak, eski zihniyetin devamı olmaktadır. Bu açıdan Kürt sorununun çözümünün demokratik entegrasyonla sağlanmasını içeren demokratikleşme adımlarının atılması önemli olmaktadır. Sorunu yaratan etkenler ortadan kalkmadan silahları bırakın gelin, demenin bir anlamı yoktur. Eğer özgürce demokratik siyaset yapmaya bir çağrı varsa Komisyon raporunda dile getirilen yasalardaki değişikliklerin gecikmeden yerine getirilmesi önemli olmaktadır. Bizler partiyi feshettik, silahlı mücadeleyi bıraktık, bunun gereklerini yerine getirdik. Şimdi de devletin bu süreci ilerletecek siyasi ve hukuki gereklilikleri yerine getirmesi gerekmektedir."
Rêber Apo özgür olmalıdır
27 Şubat çağrısında belirtilenlerin tümüyle ve sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için Rêber Apo'nun özgür olması gerektiği vurgulanan açıklamada, bunun için de devletin fiili olarak kabul ettiği muhataplığı resmi olarak kabul etmesi ve Rêber Apo’nun rolünü yerine getirmesi için özgür çalışır koşullara sahip olmasını sağlaması istendi. Bu yapılmadığı taktirde, devletin çözüm politikası konusunda inandırıcılığı ve ciddiyetinin sorgulanacağı belirtilen açıklamada, "Eğer Türkiye tüm sorunlarından kurtulup Türk-Kürt kardeşliği temelinde Ortadoğu’da demokratik temelde yükselen bir güç olma konusunda ciddi ve kararlıysa Rêber Apo’yu açıktan muhatap almalı, Rêber Apo’nun herkesle görüşme ve konuşma imkanını sağlamalıdır. Eğer barış ve demokratik toplum sürecinin tümden tıkanması istenmiyor ve ifade edilen olumlu sonuçlara ulaşmak isteniyorsa Rêber Apo’nun özgür çalışır koşullara ulaşmasını sağlamak acil bir görev olmaktadır" denildi. BEHDÎNAN











