• Manosfer ve aşırı sağın dijitalde yaydığı kadın düşmanlığı, genç erkekler arasında radikalleşmeyi besliyor. Araştırmalara göre, 13-17 yaş arası erkek çocuklarının yüzde 24,7’si feminizmin gerekirse şiddet kullanılarak engellenmesi gerektiğine inanıyor.

 

Melbourne Üniversitesi’nin yaptığı araştırma, genç erkekler arasındaki tehlikeli tabloyu ortaya koyuyor. Her 4 erkek çocuktan biri feminizmin topluma zarar verdiğine ve şiddetle engellenmesi gerektiğine inanıyor. Manosfer ve aşırı sağın dijitalde yaydığı kadın düşmanlığı ise radikalleşmeyi besliyor.

Melbourne Üniversitesi’nin yayımladığı “Kadın Düşmanlığı, Çevrimiçi Radikalleşme ve Gençlik Aşırılığı” başlıklı yeni araştırma, dijital dünyadaki kadın düşmanı akımların gençlerin algılarını nasıl biçimlendirdiğini gözler önüne seriyor. 13-17 yaş arası bin 112 erkek çocuk, 2 bin 307 yetişkin ve 511 öğretmenin katıldığı kapsamlı çalışma, çevrimiçi ortamda yayılan söylemlerin erkek çocuklarının toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddet konusundaki bakış açılarını tehlikeli bir noktaya getirdiğini ortaya koyuyor.

‘Fazla ileri’ gidiliyormuş

Kadınların şiddet konusunda yalan söylediğini düşünenler, iş olanakları azaldığında erkeklere öncelik verilmesini isteyenler, kadınlara eşit haklar sağlanmasının “fazla ileri gittiğini” savunanlar ve feminizme karşı şiddet kullanılmasını meşru görenler… Kadın düşmanı ve aşırı sağ fikirler, genç erkekler arasında giderek yaygınlaşıyor.

Her 4 erkek çocuktan 1’i

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, her dört erkek çocuktan birinin feminizmin topluma zarar verdiğine inanması ve bu hareketi “gerekirse şiddet kullanarak engellemek” gerektiğini düşünmesi oldu.

13-17 yaş arasındaki erkek çocuklarının:

* Yüzde 31,8’i, kadınlara eşit fırsatlar sağlama çabalarının “fazla ileri gittiğini” söylüyor.

* Yüzde 30,1’i, iş olanaklarının az olduğu dönemlerde erkeklerin kadınlardan daha fazla çalışma hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor.

* Yüzde 24,7’si feminizmin topluma zarar verdiğini ve gerekirse şiddetle engellenmesi gerektiğini belirtiyor.

* Yüzde 36’sı farklı kadın düşmanı ifadelere katılırken, yüzde 25-30’u çeşitli şiddet yanlısı aşırı görüşlere destek veriyor.

Radikalleşmeyi besliyor

Kadın düşmanı tutumlar, şiddet yanlısı aşırı görüşleri desteklemenin en güçlü göstergesi. Manosfer, aşırı sağ, incel toplulukları ve farklı radikal hareketler birbiriyle tamamen ilintili. Kadınları erkeklerin yaşadığı sorunların sorumlusu olarak gösteren düşünceler, bu ideolojileri birbirine bağlayan ortak bir zemin yaratıyor. Melbourne Üniversitesi Öğretim Üyesi Sara Meger, kadın düşmanlığının aşırı ideolojilerin yanında gelişen ikincil bir sorun değil, doğrudan radikalleşmeyi besleyen bir düşünce biçimi olduğunu vurguluyor. Çalışmada gençlerin çevrimiçi tükettiği içeriklerle kadınlara yönelik tutumları arasında güçlü bir bağlantı tespit edildi.

‘Biz’ ve ‘onlar’ ayrımı

Araştırmacılar, çevrimiçi alanların aşırılığı doğrudan mı artırdığını, yoksa bunu kadınlara yönelik düşmanlık üzerinden mi gerçekleştirdiğini de inceledi. Sonuçlar, çevrimiçi platformların asıl etkisinin kullanıcıları doğrudan belirli bir aşırılıkçı harekete yönlendirmekten çok kadınlar hakkında düşmanca düşünceleri normalleştirmek olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılara göre erkeklerin kadınlar karşısında hak kaybettiği, feminizmin erkekleri mağdur ettiği ve kadınların erkekleri manipüle ettiği düşüncesi bir “biz ve onlar” ayrımı yarattı. Yalnızlık, başarısızlık, ekonomik kaygı ve statü kaybı yaşayan genç erkeklere bu sorunların sorumlusu olarak kadınları ve feministleri işaret etti.

Başarısızlıkların izahı da ‘kadın’

Araştırmacılar, çevrimiçi alanların aşırılığı doğrudan mı artırdığını, yoksa bunu kadınlara yönelik düşmanlık üzerinden mi gerçekleştirdiğini de inceledi. Sonuçlar, platformların asıl etkisinin kullanıcıları belirli bir aşırılıkçı harekete yönlendirmekten çok, kadınlar hakkında düşmanca düşünceleri normalleştirmek olduğunu ortaya koydu. Erkeklerin kadınlar karşısında hak kaybettiği, feminizmin erkekleri mağdur ettiği ve kadınların erkekleri manipüle ettiği düşüncesi “biz ve onlar” ayrımı yaratıyor. Yalnızlık, başarısızlık, ekonomik kaygı ve statü kaybı yaşayan genç erkeklere bu sorunların sorumlusu olarak kadınlar ve feministler işaret ediliyor.

Dakikalar içinde paylaşım

Sanal medya algoritmaları, gençlerin kadın düşmanı içeriklere ulaşması için bu içerikleri özellikle aramalarını da gerektirmiyor. Dublin City Üniversitesi araştırmacıları 2024’te TikTok ve YouTube Shorts mecralarında 16 ve 18 yaşındaki erkek kullanıcı profillerini izlediği bir deney yaptı.

Deney kapsamında şu veriler ön plana çıktı:

* Hesaplara 23 dakika içinde “toksik” içerik önerildi, manosfer içerikleriyle karşılaşma süresi 26 dakika oldu.

* Spor, video oyunları ve kişisel gelişim gibi sıradan içerikleri arayan hesaplar da kısa sürede kadın düşmanı paylaşımlarla karşılaştı.

* TikTok’ta 16 yaşında sıradan bir erkek kullanıcı olarak oluşturulan hesaba dokuz dakikadan kısa sürede manosfer içeriği önerildi.

* YouTube Shorts’ta 18 yaşındaki kullanıcı adına açılan hesap için bu süre iki dakikaya kadar düştü.

Sorun erkeklerle sınırlı değil!

Araştırma, ergenlik çağındaki kız çocuklarının geleneksel ve kadın düşmanı yargılara yetişkin kadınlardan daha yüksek oranda katıldığını da gösterdi. Z kuşağı kadınların, “Evlilik, kadının istemediği durumda bile erkeğe cinsel ilişki hakkı verir” düşüncesine katılma ihtimalinin Y kuşağı kadınlarının 2, X kuşağı kadınlarının ise 4 katı olduğu belirlendi. Araştırmacılar, bu bulgunun kadın düşmanlığının sosyal medya, aile, akran grupları ve siyasal söylemler aracılığıyla genç kadınlar tarafından da içselleştirilebildiğine işaret ettiğini belirtiyor.

Hem yapısal hem sinsi

Man Cave'in (Avustralya’nın önde gelen önleyici ruh sağlığı ve sağlıklı erkeklik odaklı bir kurum) CEO'su Ben Vasiliou, asıl zorluğun toksik erkekliği hem "yapısal hem de sinsi" olarak tanımak olduğunu söyledi. AAP’ye konuşan Vasiliou şunları ifade etti: "Erkek çocukların ve erkeklerin kontrol, egemenlik ve saldırganlık duyguları ve kadınları insanlıktan çıkarabilecek güce sahip olduklarını hissetmeleri yapısal bir sorundur. Önleme programlarının erkeklerin sorumluluğunu açıkça anlaması gerekiyor; yumuşak bir yaklaşım olmamalı, doğrudan olmalı.” HABER MERKEZİ