Kadınlar kurucu iradedir

Dosya Haberleri —

Gültan Kışanak

Gültan Kışanak

Kürt Siyasetçi Gültan Kışanak, kadınların yürüttüğü mücadele ve süreçteki öncülük rollerine ilişkin gazetemize konuştu:

  • Demokratik toplum paradigması, ideolojik bir perspektiftir. Bunun hayata geçirilmesi için politik ve pratik öncülüğe ihtiyaç var. Kadınların öncülük misyonunun da iki boyutu var. Biri politik boyutu, ikincisi ise pratik boyutudur. Biz kadınlar hem politik hem de pratik boyutuyla, demokratik toplum inşa sürecinin öncüsü olarak kendimizi konumlandırıyoruz.
  • Kadınla birlikte toplumu da değiştiren, dönüştüren bir politik perspektiftir, kadın kurtuluş ideolojisi. Kadın bu anlamda toplumsal mücadelenin politik öncüsüdür. Barış ve demokratik toplum sürecinin hem politik hem de pratik öncülüğünü kadınlar yapıyor ve yapmalıdır. Kürt kadınları kurucu irade olarak demokratik toplum sürecinde yerini alıyor.

AZİZ ORUÇ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının yıldönümü vesilesiyle geçtiğimiz 27 Şubat'ta yapılan açıklamada, "Kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür" ifadelerine yer verildi. Bu vesileyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne giderken, Demokratik Toplum Süreci’ndeki kadınların rolünü Kürt Siyasetçi Gültan Kışanak ile konuştuk.

“Demokratik toplum” kavramı kadınlar için ne ifade ediyor?

Demokratik toplum, kadınlar açısından eşitlik ve özgürlük anlamına geliyor. Biliyorsunuz içinde bulunduğumuz toplumsal sistemler erkek egemen zihniyete göre şekillenmiş. Hem devlet yapısı itibariyle hem toplumsal ve siyasal örgütlenmeleri itibariyle kadınlara fazla alan bırakmayan bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Kadınların buna çok güçlü itirazları var. Ve bunu değiştirmek için de büyük bir mücadele yürütüyorlar. Demokratik toplum, eşitlik ve özgürlük ilkeleri ekseninde hem toplumsal hem de siyasal sistemin yeniden şekillenmesi, demokratik bir öz kazanması anlamına geliyor. Kadınlar bunun mücadelesini veriyor. Demokratik toplum, politik ve ahlaki toplumdur. Başta kadın erkek ilişkileri olmak üzere, tüm toplumsal ilişkilerin hak temelli, eşitlik ve özgürlük hukukuna bağlı olarak yeniden kurulduğu bir toplumsal sistemdir.

Son dönemde “Barış ve Demokratik Toplum Süreci kadınlar öncülüğünde gelişecek” söylemi sıkça dile getiriliyor. Bu öncülük tam olarak neyi ifade ediyor?

Demokratik toplum paradigması, ideolojik bir perspektiftir. Bunun hayata geçirilmesi için politik ve pratik öncülüğe ihtiyaç var. Kadınların öncülük misyonunun da iki boyutu var. Biri politik boyutu, ikincisi ise pratik boyutudur. Biz kadınlar hem politik hem de pratik boyutuyla, demokratik toplum inşa sürecinin öncüsü olarak kendimizi konumlandırıyoruz. Böyle görüyoruz. Neden? Çünkü öncelikle kadın özgürlüğünü ve eşitliğini esas almayan bir toplumsal sistemin demokratik olma ihtimali yoktur. Kadınlar toplumun yarısını oluşturuyor. Toplumun yarısını eğer siz kölelik koşullarında tutarsanız orada bir demokratik toplum düzeninden, eşitlikçi bir siyasal sistemden bahsetmek mümkün değildir. Kadınların bu anlamda politik olarak eşitlik, özgürlük ve demokrasi ilkeleri üzerine kurulan bir politik programı var. Biz buna kadın kurtuluş ideolojisi diyoruz. Kadın kurtuluş ideolojisi hem kadınların kendi sorunlarını çözdükleri ve topluma eşit olarak katılabildikleri, özne olabildikleri bir geleceği hedefliyor. Hem de kadın perspektifiyle, kadın bakış açısıyla yani eşitlik ve özgürlük değerleriyle toplumun diğer ilişkilerini de düzenlemeyi esas alıyor. Yani kadın kurtuluş ideolojisi sadece cins olarak kadınların kurtuluşunu değil, tüm toplumun kurtuluşunu önceleyen bir politik programa sahiptir. Özgürlük sorunu ancak toplumsal bir dönüşümle aşılabilir. Toplumsal ilişkilerde demokratik bir dönüşüme ihtiyaç var. İşte kadınlar bu anlamda kadın kurtuluş ideolojisini bu dönüşümün temel politik perspektifi olarak ele alıyorlar.

Kadınla birlikte toplumu da değiştiren, dönüştüren bir politik perspektiftir, kadın kurtuluş ideolojisi. Kadın bu anlamda toplumsal mücadelenin politik öncüsüdür. Bu politik öncülüğün yanı sıra bir de pratik öncülük gerekiyor. Çünkü dünyanın en güzel programlarını da yapsanız, en demokratik, en eşitlikçi, en özgürlükçü paradigmaya da sahip olsanız; eğer bunları pratiğe geçirmek için bir etkinlik, bir faaliyet içerisinde değilseniz o program, teorik bir tespit olarak orada kalır. Oysa biz bunu pratik olarak hayata geçirme iddiasındayız.

Biliyorsunuz kadınların özgürlüğü ve eşitliği konusunda uzun yıllardan beri, yaklaşık son 500 yılda feminist akımlar var ve güçlü bir şekilde özgürlük ve eşitlik için mücadeleler yürütüldü. Yasal haklar konusunda önemli mesafeler de kat edildi. Cins bilinci ve kadın mücadelesi bağlamında önemli teorik ve akademik bilgi de üretildi. Fakat hala kadınlar, siyasal ve toplumsal hayatta, fiili ve gerçek özgürlük koşullarına sahip değiller.

Bizim işte arzu ettiğimiz şey kadın kurtuluş ideolojisi perspektifiyle, pratik öncülük görevimizi de yerine getirmek. Yani mahallesinde, sokağında, köyünde, iş yerinde, siyasal alanda, ekonomide, kültürde, sanatta yani tüm alanlarda kadınların örgütlü olduğu, cins bilinciyle donatıldığı, kadına ve topluma dayatılan kölelik ilişkilerine karşı itirazını yükselttiği ve pratik adımlar attığı bir mücadele gerekiyor. Bu anlamda Barış ve Demokratik Toplum sürecinin hem politik hem de pratik öncülüğünü kadınlar yapıyor ve yapmalıdır. Kürt kadınları kurucu irade olarak demokratik toplum sürecinde yerini alıyor.

Türkiye’de barış daha çok güvenlik politikaları üzerinden konuşuluyor. Devlet, silah bırakma, bölgesel çıkarlar gibi başlıklar öne çıkıyor. Kadınlar bu yaklaşımı nasıl değiştirebilir ve barışı toplumsallaştırabilir?

Evet, kadınların aslında bu geçen bir yıl içerisinde mücadelesinin önemli bir boyutu da barışı ve demokratik dönüşümü toplumsallaştırmak yani daha geniş kitlelere ulaştırmak ve bu mücadelenin arkasında büyük bir toplumsal güç koyma şeklinde gelişti. Kadınlar meselenin silah bırakmaktan ibaret olmadığını çok iyi biliyor. Biz kadınlar silahlı çatışmaların olmadığı zamanlarda da erkek egemenlikli sistemin kadınlara neler yaşattığını çok iyi biliyoruz. Savaşların kadınlar açısından yarattığı sonuçları da biliyoruz. O nedenle geçen bir yıl boyunca Türkiye’de farklı kesimlerle kadın buluşmaları gerçekleştirdik ve Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi açığa çıktı. Bu şu açıdan önemliydi. Hem bireysel olarak hem toplumsal olarak bu ihtiyacı hissetmek ve bu ihtiyaç doğrultusunda kendisini konumlandırmak açısından önemli bir çalışmaydı. Çünkü biliyorsunuz bütün toplumsal mücadeleler bir ihtiyaç üzerinde yükselir. Eğer bir farkındalık yoksa eğer bir bilinç yoksa, eğer bir ihtiyaç hissedilmiyorsa toplumsal bir mücadele yürütmek mümkün değildir.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ın birinci yıl dönümünde gönderdiği mesajında da kadınlara ayrı bir paragraf açarak, kadınlara dair önemli mesajlar verdi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, neler söylemek istersiniz?

Hem Sayın Öcalan hem de Kürt siyaseti bir bütün olarak kadınlar olmadan hiçbir çalışmayı yürütmüyor. Mutlaka kadınların katılımıyla bu işin yürümesi gerektiği konusunda ısrarcılar. Biraz önce de söyledik, devletli sistem erkek egemen sistemdir. Başta Sayın Öcalan olmak üzere Kürt tarafı, kadınların katılımı konusunda, kadınların iradesi konusunda, kadınların öncülüğü konusunda çok net bir tutuma ve pratiğe sahipler. Sadece tutum değil pratikleri de bunu gösteriyor. Daha önce açıklanan Demokratik Toplum Manifestosu’nun da ağırlıklı bir bölümünün, kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın, kadını köleleştirmenin tarihsel çözümlemesine ve pratikte bunu değiştirmeye dönük yapılabilecek çalışmalara ayrılmıştı. Demokratik Toplum Manifestosu’nda da bu çok net bir şekilde ifade edilmişti. Şimdi de 27 Şubat'tan bir yıl sonra, yıl dönümünde yapılan açıklamada da net bir şekilde kadınların bu konudaki özgürlükçü duruşunun bu sürecin temel taşını oluşturduğu belirtilmiş. Kadınların katılımının olmadığı, kadının özgürlüğünü hedeflemeyen bir demokratik dönüşümün eksik kalacağı hatta başarılamayacağı konusunda net bir tespit var. Biz kadınlar da bu tespitten yola çıkarak daha güçlü bir şekilde sürece katılmak ve örgütlenmek için mücadele ediyoruz.

8 Mart’ı karşıladığımız bu günlerde kadın cephesinde 8 Mart’a dair neler yaşanıyor. 8 Mart’a giderken, neler söylemek istersiniz?

Öncelikle ben kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesini bugünlere kadar getiren, emeği geçen, bu uğurda bedel ödeyen tüm kadınları saygıyla, minnetle anmak istiyorum. Kadın özgürlük mücadelesi belli bir aşamaya geldiyse bugüne kadar yürütülen mücadelenin, verilen emeklerin hakkını da teslim etmek gerekiyor. Defalarca ifade edildiği gibi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihsel çıkışı da bunu gösteriyor. Kadınlar için bir mücadele ve dayanışma, örgütlenme günü. Evet, biz 8 Mart’ı kutluyoruz. Ama bunu bir örgütlenme seferberliğine vesile kılmak ve mücadeleyi yükseltmek için yapıyoruz. Kadınların hala çok büyük sorunları var. Hala fiili ve gerçek eşitliği sağlama konusunda atılması gereken çok büyük adımları var. Hele ki Kürt kadınları açısından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bir süreçteyiz.

Daha bir ay kadar önce Rojava’da yaşananlar bize aslında bu erkek egemen sisteminin kadınlara karşı düşmanlığını çok net bir şekilde gösterdi. Kadınların saçlarının kesilmesi, katledilmeleri ve binalardan atılmaları kadın özgürlüğüne duyulan öfkenin bir ifadesiydi. Buna karşı bizim de mücadeleyi büyütecek bir duruşla yanıt olmamız gerekiyor. Yine bugün İran’da yaşanan büyük bir savaş ve kaos durumu var.

Hegemon güçlerin küresel hesaplarını bir şekilde savaşlarla yürüttükleri bir dönemdeyiz. Ama aynı zamanda İran rejiminin kadınlar açısından yarattığı kabusu da biliyoruz. Cezaevlerinde idam edilen kadınların yaşadıklarını, idamları, bir saç teli görüldü diye katledilen Jîna (Mahsa) Emînî’yi ve devamındaki protestolarda katledilen kadınları da biliyoruz. Tüm bunlar bizim için bir mücadele gerekçesidir. O nedenle biz bu 8 Mart’ı hem buradaki Barış ve Demokratik Toplum sürecini daha güçlü bir şekilde yürütmek hem de Ortadoğu’daki bu savaş ve kaos ortamında kadınlara özgürlük alanları açmak için bir mücadele günü olarak tanımlayabiliriz. Bizim açımızdan bu 8 Mart kadınların örgütlendiği, güçlendiği iradelerini açığa çıkarttığı savaşa karşı barışı savundukları, aynı zamanda otoriter rejimlere karşı demokrasiyi savundukları ve kadın kırımına karşı yaşamı savundukları güçlü bir sesi açığa çıkartacaktır. Bizim temel sloganımız, “Biz savaşa karşı barışı, otoriter rejimlere karşı demokrasiyi, ölüme karşı yaşamı savunuyoruz.” Bunu bu 8 Mart’ta çok daha güçlü bir şekilde alanlarda, sokaklarda haykıracağız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.