Karabasandan çıkışın hamlesi

Zozan SİMA yazdı —

25 Eylül 2020 Cuma - 10:00

  • Sistemden fayda sağlayan yüzde 10’a karşı başta kadınlar, demokrat kesimler, sol-sosyalist kesimlerin de yer aldığı yüzde 90’ın harekete geçeceği anti-faşist bir cephe için, 12 Eylül’de başlayan ‘Tecride, işgale, faşizme son, şimdi özgürlük zamanı hamlesi’, fitili ateşleyici bir rol oynayabilir.

Bağırırsınız kimse duymaz, kaçmak istersiniz kaçamazsınız; üzerinize çöken, sizi boğan kapkara birinden kurtulmak için çırpınıp durma hali karabasan olarak anılır. Çocukken bende korku ve dehşet duygusu yaratan bu durumdan kurtulmanın reçetesini babam vermişti; ‘Bir kasını, mesela ayak parmaklarını oynatmaya çalış, o zaman kurtulursun’ demişti. Ne zaman karabasan hali yaşasam bu bilgiyi unutmadım ve uyguladım. Ayak ya da el parmaklarımı oynatabilmeyi başardığımda, bu durumdan kurtulurum. Karabasanın fizyolojik açıklaması, uyku halindeyken dinlenme halinde olan beyin ve vücut kaslarının, stres, uyku düzensizliği gibi nedenlerle eş zamanlı uyanamamasıdır. Beyin uyanıyor ama aynı anda uyanamayan vücut kasları nedeniyle kendinizi felç olmuş gibi hissediyorsunuz. Tıp dilinde buna uyku felci deniliyor. Hayaller, halüsinasyonlar görüyorsunuz ve beyniniz kaslarınızı harekete geçiremediğinden beynin talimat verdiği her kas tepkisiz kalıyor. Konuşamaz, tepki veremez, kalkamaz halde üzerinize kapkara biri oturmuş gibi bir hisle korku ve dehşet hissi uyandıran kısa bir andır yaşanan.

Toplumun her türlü refleksini, tepkisini, istemini felce uğratma hali olduğundan faşizm halkın üzerine çökmüş bir karabasan olarak ifadeye kavuşur. Hitler’in Almanyası, Franko’nun İspanyası, Musollini’nin İtalyası, İttihat Terakki’nin ve Kenan Evren’in Türkiyesi bu karabasan halinin yaşandığı dönemlerdir. Toplumun yüzde 90’ının karşıtlığına rağmen faşizan rejimler sürekli korku ve dehşet duygusu yaratarak, insanın-insana yapabileceği kötülüklerin sınırlarını zorlayarak ayakta kalmışlardır. Harekete geçirebildiğin tek kasın tüm vücudu uyandırması misali İspanya’da Franko’ya karşı başlayan mücadele tüm dünyada geniş bir anti faşist cephenin oluşumunu sağlamış, kabus bu biçimde son bulmuştu.

Türkiye’de 12 Eylül faşizminin sona erişi de benzer bir çıkışla sağlanmıştı. En elverişsiz koşullarda ve faşizmin en karanlık yüzüne tanık olan Amed Zindanı, aynı zamanda 12 Eylül karanlığına son veren aydınlığı doğurmuştu. Amed Zindan Direnişi ve ardından 15 Ağustos Atılımı ile Türkiye ve Bakurê Kürdistan halkı bu kabustan kurtulmuştu.

Kürdistan’da başlayan ve Reber Apo’nun daha erken yapılamaması nedeniyle hayıflandığı ve eleştiriler geliştirdiği 15 Ağustos Atılımı, Türkiye’deki tüm sol, sosyalist, demokrat kesimlerde, kadınlarda mücadele iradesi yaratmıştı. Faşizme karşı bir şey yapılamayacağını savunarak Avrupa ülkelerine kaçmayı tek çözüm görenlere, Kürdistan’da mücadele imkanları olmadığını savunan reformist Kürt partilerinin maskesini düşürmüştü. Bunun öfkesiyle yıllardır PKK ve Reber Apo düşmanlığı yapmalarının sebebi budur.

Erdoğan iktidarı 17 yıldır Türkiye ve Bakure Kürdistan, son yıllarda giderek Başûrê Kürdistan ve Rojava Kürdistanı, Libya, Suriye’de halkların üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumda. Kürdistan’daki soykırımcı uygulamaların yeni Osmanlıcılık ekseninde Ortadoğu’nun tüm halklarına yayılmaya çalışılması ile milyonlarca insan yerlerinden oldu, binlerce insan yaşamını yitirdi, onlarca yerleşim yerle bir oldu. Kendi kurucuları ve yandaşları arasında dahi dayanakları ortadan kalktıkça birkaç aile, ranttan pay alan bir kesim, paramiliter çete orduları dışında herkesin öfke duyduğu, son on yılda faşizan yüzünü saklama gereği duymayan bir duruma geldi. Her geçen gün vahşi uygulamalarla tüm faşizan rejimlerin yaptığı gibi reflekslerimizi felce uğratan uygulamalara imza atıyor. Tüm faşizan rejimlerin yaptığı gibi AKP-MHP iktidarı döneminde de kötülük o kadar pervasız, sınırsız ve açık biçimde sergileniyor ki tepki duyanlar, öfkeli olanlar, değişim umudu taşıyanlar, mücadele etmek isteyenlerde bu sisteme karşı bir şey yapılamayacağı hissi yaratılmak isteniyor. İnsanlar helikopterlerden atılıyor, kadınlara tecavüz ediliyor, öldürülüyor, insanlar linç ediliyor, tokatlanıyor hakarete uğruyor. İşsizlik, emek sömürüsü, yoksulluk ve açlık giderek derinleşiyor. Katiller, suçlular, katliamcılar, tecavüzcüler korunuyor, hırsızlar destekleniyor. Tarihi mekanları yıkan, doğayı katleden, işçilerin emeğini sömüren, kadın kırımı yapanlar meydan okurcasına bize kimse bir şey yapamaz diyebiliyor. Yani karabasanın bizi en nefessiz bıraktığı aşamadayız.

12 Eylül’de başlayan ‘Tecride, işgale, faşizme son, şimdi özgürlük zamanı hamlesi’ bu karabasandan uyanmamızı sağlayacak bir harekete geçme hali yaratmayı hedefliyor. Sistemden fayda sağlayan yüzde 10’a karşı başta kadınlar, demokrat kesimler, sol-sosyalist kesimlerin de yer aldığı yüzde 90’ın harekete geçeceği anti-faşist bir cephe oluşturmak için bu hamle fitili ateşleyici bir rol oynayabilir. Kürdistan özgürlük hareketi 12 eylül faşizmine karşı daha zorlu koşullarda bunu yapacak iradeye sahip olduğunu gösterdi. Erdoğan faşist iktidarını tarihin çöp sepetinin en dibine göndermek ve bu karabasandan uyanmak için şimdi harekete geçme zamanı…

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.