Karanlık zamanlarda ortak mücadelenin zorunluluğu!

Sara AKTAŞ yazdı —

13 Ağustos 2020 Perşembe - 22:29

  • "Bir türlü geçmiyor, sanki kız kardeşimin başına gelmişçesine canım acıyor, içim parçalanıyor. Nice Özgecanlar gitti, artık yeter”. Bu sözler 2015 yılında tecavüze uğradıktan sonra öldürülen Özgecan Arslan’ın ardından bir genç kadın tarafından paylaşılmış. Bu sözler Muğla’da 5 gün boyunca kayıp olarak aranırken bir katil tarafından vahşice katledildiği ortaya çıkan üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’e ait.

Diğer tüm coğrafyalarda olduğu gibi hem kadın hayatlarının ucuzlaştırılma düzeyini hem erkek faşizminin niteliğini özellikle kadınların yaşam öyküleri ve anlatımlarının çarpıcı bir biçimde yansıttığına inanıyorum. Bu sözlerin sahibi Pınar Gültekin de bu kadınlardan biridir işte! Kendisini bekleyen sonu görmüşçesine beş yıl önce bu sözleri paylaşmış sosyal medyadan! Diğer sayısız kadın gibi akıbeti henüz tam olarak açığa çıkarılamayan ve erkek vahşetine kurban gittiği aleni olan Gülistan Doku’da bu kadınlardan biridir!

Kuşku yok ki biyolojik olmaktan çok kültürel olarak üretilen ve erkek iktidarı tarafından beslenen cinsiyet kimliği, kişinin var oluşunu ve bu arada yaşamını tıpkı şu ya da bu sınıftan olması gibi etkiliyor. Etkilemekle kalmıyor azap çektirerek öldürüyor. Her türlü katliamın verimli toprağı haline geliyor. Cinsiyetin keskin bıçağıyla bölünmüş toplumlarda kadın ya da erkek olarak yaşamak birbirinden çok farklı deneyimler yaratırken aynı zamanda durmaksızın kendini besleyen erkek faşizminin de dallanıp budaklanmasına yol açıyor. Tıpkı AKP iktidarı tarafından bir kadın mezarlığına dönüştürülen günümüz Türkiyesi gibi!

Bilindiği gibi AKP iktidarı ilk dönemleri sayılacak 2000’li yılların başlarında, kadın örgütlerinin çabaları ve AB’ye uyum süreciyle birlikte Medeni Kanun ile Türk Ceza Kanunu’nda cinsiyet eşitliği ve kadın hakları bağlamında ilerici sayılacak kimi değişiklikler yapılmışsa da 2010 yılından sonrası cinsiyet eşitliği ve kadın hakları bağlamında geriye gidişin keskinleşmeye başlandığı bir dönemdir. AKP iktidarı liberal-muhafazakar bir çizgi izlerken 2010 sonrasındaki politikalarında aileyi merkeze alan düzenlemelere imza atmaya başlamış ve böylece partinin söylem ve politikalarında İslami referanslar temel belirleyen haline gelmiştir. Bu dönem aynı zamanda uygulanan cinsiyet politikalarının üzerinden toplumun şekillendirilmeye başlandığı, İslami jakobenizm ile kemalist jakobenizmin harmanlandığı bir döneme işaret etmektedir.

Temmuz 2016’dan itibaren Türkiye’nin OHAL’le yönetilmeye başlanmasıyla birlikte ise bu politikalar çok daha yaygın ve sert bir şekilde kadınların hayatını cehenneme çevirmiş, neredeyse her türlü vahşet günlük hayatta sıradanlaşmıştır. Kuşkusuz AKP iktidarlarının hüküm sürdüğü son 15 yıl boyunca hem kadın cinayetlerinde hem de çocuk istismarı vakalarında düzenli bir artışın olması uygulanan erkek egemen stratejilerden ve kadın düşmanı devlet politikalarından kopuk olmamıştır. AKP’nin toplumu ahlaki olarak yozlaştırmasının cinsel suçlarda teşvik edici bir rol oynadığının ise en son İstanbul Sözleşmesini ortadan kaldırma çabaları ile ayyuka çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Nihayetinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarının, oda ve barolara dönük saldırıların, sosyal medya düzenlemelerinin, iç ve dış saldırganlığın muazzam bir manipülasyon ve algı operasyonları ile normalleştirildiği ve her türlü insani hakkı gaspının kılıfına uydurularak hayata geçirildiğine her yeni günde tanık oluyoruz. Tek adam faşist rejiminin inşasına karşı her kesimin susturulması, haklarının kullanılamaz hale getirilmesi, örgütlenme olanaklarının daraltılması, muhalefet yapacak en ufak bir dinamiğin bile bırakmamacasına yapılan saldırılar ne yazık ki bir konseptin topyekün parçaları olarak hayata geçirilmeye devam ediliyor.

İşte bu topyekün saldırılara karşı topyekün mücadelenin her açıdan en temel gündem olmaya mecbur olduğu bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’de kadın mücadelesinin bu saldırıları topyekûn saldırılar olarak görmesi ve bu eksende yeni mücadele dinamikleri yaratması oldukça önemlidir. Bu nedenle her koşulda birlikte yürüyecek ve mücadeleyi büyütecek kararlılıkta bir kadın mücadelesi hayatidir. Bu nedenle karanlıktan çıkışın kapısı ancak ve ancak direngen, cesur ve kesintisiz bir ortak mücadele hattında açılabilir!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.