• Kilyos’ta toprak hâlâ açılıyor, kemikler aranıyor. Birkaç metre ötede, üzerinde “Hüviyeti Meçhul” yazan boş bir kap duruyor. Ve bütün bu görüntülerin ortasında yıllardır yanıt bekleyen aynı soru yükseliyor: “Kemiklerimiz nerede?”

ERDOĞAN ALAYUMAT/İSTANBUL

Kilyos Mezarlığı’nda bir çukurun başında bir adam, elleriyle toprağı karıştırıyor. Siyah bir ceset torbasının üzerine yayılan toprak, taş, kök ve tahta parçalarının arasında insan kemiği olabilecek bir parça arıyor. Avuçlarına aldığı her parçayı dikkatle inceliyor. Çünkü aradığı, yıllar önce yaşamını yitirmiş bir yakınının geride kalan kemikleri.

Bir mezarlıkta aranan şey aslında bellidir. Bir mezar, bir taş, bir isim, bir tarih… Yakınını kaybeden biri yıllar sonra aynı yere gelir, mezar taşının üzerindeki ismi okur ve “burada” diyebilir. Kilyos’ta ise yıllardır yakınlarının cenazelerini arayan aileler için bu kesinlik hâlâ sağlanmış değil. Toprak yeniden açılıyor, eller yeniden toprağın içine giriyor. Bulunacak küçücük bir kemik parçasının, yıllardır süren arayışa yanıt olması bekleniyor. Ancak her parça, önce bir insan bedenine ait olup olmadığı, ardından kime ait olduğu sorusunu beraberinde getiriyor.

Bir etikete sığan hayatlar

Kazılan alanın yakınında, toprağın içinden çıkarılmış boş bir saklama kabı var. Yılların kiri ve toprağı kabın üzerine sinmiş. Ancak üzerindeki küçük etiket hâlâ okunuyor. Etikette “2017/11087” numarası, “Hüviyeti Meçhul” ifadesi, “02.12.2017” tarihi, “Bitlis CB” ibaresi ve “2019/5596” dosya numarası yer alıyor.

Bir insanın hayatı bu birkaç satırın içine sıkışmış gibi. Bir isim yerine numara, bir kimlik yerine “Hüviyeti Meçhul” yazıyor. Oysa birileri için o insan hiçbir zaman meçhul değildi. Bir adı, ailesi, çocukluğu, anıları vardı. Şimdi ise hikayesinin bir bölümü, toprağın içinden çıkarılan boş bir kabın üzerindeki kayıtlarda okunuyor.

9 yıldır süren belirsizlik

Bu hikaye Kilyos’ta başlamadı. 2017’de Bitlis’in Yukarı Ölek (Oleka Jor) mezrasında bulunan mezarlıkta yaşananların ardından cenazeler ve cenazelere ait kalıntılar İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderildi. Böylece aileler açısından uzun ve belirsiz bir süreç başladı. Cenazelerin kimliklerinin belirlenmesi, kalıntıların akıbeti ve yeniden nereye defnedilecekleri soruları yıllar boyunca yanıtsız kaldı.

2020’de ise bu sürecin en dikkat çekici gelişmelerinden biri ortaya çıktı. ATK’ye gönderilen kalıntıların bir bölümünün Kilyos Mezarlığı’nda bir kaldırımın altında bulunduğu anlaşıldı. Daha sonra kalıntıların buradan çıkarılarak yine Kilyos Mezarlığı içerisinde farklı adalara defnedildiği bilgisi ailelere ulaştı.

Böylece cenazelerin yolu bir kez daha değişti. Bitlis’ten İstanbul’a, Adli Tıp Kurulu’ndan Kilyos Mezarlığı’na, kaldırımın altından mezarlığın farklı noktalarına uzanan bu süreç, ailelerin arayışını daha da zorlaştırdı.

Kağıt üzerindeki mezar

Yıllar sonra Kilyos Mezarlığı’na geldiğimde, kayıtlarla toprağın üzerindeki görüntü arasında dikkat çekici bir fark ortaya çıktı. Bazı yerlerde mezar görüntüsü yoktu. Bazılarında mezarın varlığını gösterecek bir taş ya da belirgin bir düzen bulunmuyordu. Kimi alanlarda ise yalnızca kazılmış çukurlar görülüyordu. İlk fotoğraftaki arayış da bu belirsizliğin ortasında yaşanıyor. Toprak açılıyor, insan kemiğine ait olabilecek parçalar tek tek aranıyor. Bir mezarı ziyaret etmek yerine mezarın kendisi aranıyor.

Garzan ailelerinin istediği aslında bundan fazlası değil. Yakınlarının nerede olduğunu bilmek, bir mezarın başında durabilmek ve sevdiklerinin adını bir taşın üzerinde okuyabilmek istiyorlar. Fakat Kilyos’ta bazı aileler için bu en temel hak bile yıllara yayılan bir arayışa dönüşmüş durumda. Belgeler, numaralar ve kayıtlar var ancak bunların toprağın üzerinde nereye karşılık geldiği sorusu hâlâ yanıt bekliyor.

‘Hüviyeti meçhul’

İkinci fotoğraftaki iki kelime, bu hikayenin en ağır ifadelerinden biri: “Hüviyeti Meçhul.” Resmi bir kayıtta bir kalıntının kimliğinin belirlenemediğini anlatan bu ifade, aileler açısından başka bir anlam taşıyor. Çünkü “meçhul” denilen kişinin birileri için bir adı var. Birileri onun yüzünü, sesini, çocukluğunu ve yaşadığı evi hatırlıyor. Birileri yıllardır onun cenazesini bekliyor.

Bu yüzden plastik kabın üzerindeki ifade, yalnızca bir kayıt bilgisi olarak kalmıyor. Bir insanın resmi kayıtlarda nasıl “meçhul” bırakıldığını gösteriyor. O insanın yeniden kendi adıyla anılabilmesi için ise yıllar sonra bile toprağın içinde iz sürülüyor.

Bir çift elin anlattığı

İlk fotoğrafa yeniden bakınca hikayenin en çarpıcı ayrıntısı ortaya çıkıyor: Eller. Toprağı avuçlayan, parçaları ayıran, küçük bir kemik ihtimalini arayan eller…

Toprak, kökler, taşlar ve tahta parçaları birbirine karışmış. İnsan bedeninden geriye kalanları ayırt etmek giderek zorlaşmış. Bu yüzden bulunan her parça dikkatle inceleniyor. Amaç yalnızca bir kemik bulmak değil, o kemiğin hangi insana ait olduğunu da anlayabilmek.

Kemiklerimiz nerede?

İki fotoğraf yan yana geldiğinde aynı hikayenin iki ucunu gösteriyor. Birinde insanın kalıntıları aranıyor, diğerinde bu kalıntılara ilişkin kayıtları taşıyan boş bir kap duruyor. Birinde toprak, diğerinde numaralar. Birinde arayış, diğerinde kayıt.

2017’den bugüne cenazelerin adresleri değişti, kayıtlar oluşturuldu, kalıntılar farklı yerlere taşındı. Ancak ailelerin yakınlarının bir mezarı olsun, isimleri bilinsin ve ziyaret edebilecekleri bir yer bulunsun isteği değişmedi.

Kilyos’ta ise toprak hâlâ açılıyor, kemikler aranıyor. Birkaç metre ötede, üzerinde “Hüviyeti Meçhul” yazan boş bir kap duruyor. Ve bütün bu görüntülerin ortasında yıllardır yanıt bekleyen aynı soru yükseliyor: “Kemiklerimiz nerede?”