Kirli ülkenin kayıp silahları

Ferda ÇETİN yazdı —

14 Temmuz 2021 Çarşamba - 22:30

  • Devleti ele geçiren Erdoğan ne açıktaki ne derindeki devlete, ne de emanette bekletilen silahlara güvenmiyor. O nedenle, 2012 yılından beri kendisi ve ailesi için özel bir güvenlik teşkilatı inşa ediyor. 2018 yılında, elemanlarını kendisinin seçtiği, doğrudan kendisine ve ailesine bağlı 500 polisten oluşan “Ankara Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü”nü, ardından “İstanbul Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü”nü kurdu. 

Düne kadar uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı yapan, devletin yönlendirmesi ile siyasi cinayetler işleyen çete lideri Sedat Peker, Süleyman Soylu’yu, Özel Harp Dairesi envanterine kayıt edilmesi gereken silahları kaydetmemekle ve “usulüne uygun” dağıtmamakla suçluyor.

Bir dönem emniyet-jandarma ve istihbarat ile içli dışlı olan bu devlet beslemesi çete liderinin “içeriden” verdiği bilgiler AKP/MHP iktidarının suçlarını ortalığa saçıyor. Gerilim, tehdit ve şantajların gölgesinde, siyaset-mafya-ticaret üçgeninde, rutin hale gelen bu açık suçlar yargılanmadan öteleniyor. Şimdilik...

Kamuoyunun “kayıp silahlar” başlığı ile haberdar olduğu bu konu, ilk kez Sedat Peker tarafından gündeme getirilmiyor. TC İçişleri Bakanlığı resmi raporlarında ve internet sitesinde, 2014 yılında 14 bin 682 silahın, 2016 yılında ise 107 bin 628 silahın kaybolduğunu kabul etmiş.(MA)

TC devleti, kuruluşundan itibaren iki devlet ihtiyacı duymuş ve bu temelde örgütlenmiştir. Biri herkesin gördüğü, bildiği devlet. Diğeri ise örgütü ve elemanları ile hukuk ve yasadışı işler yürütmek amacıyla kurulan, adına derin devlet de denilen illegal devlettir. Teşkilatı Mahsusa, Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi, Yeniden Milli Mücadele Hareketi, JİTEM, Ergenekon gibi oluşumlar bu devletin kurumlarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin “derin” bölümü, yasadışı işlerini Susurluk Çetesi, Hizbulkontra, Şemdinli Çetesi, Yüksekova Çetesi, Sauna Çetesi, Atabey Çetesi, Peker Çetesi, Çatlı Çetesi, Karagümrük Çetesi gibi irili ufaklı oluşumlara yaptırdı ve hala yaptırıyor.

Dolayısıyla Sedat Peker’in itirafları, daha evvel defalarca açığa çıkan ama her defasında üzeri örtülen kir ve çamur deryasını yeniden görünür hale getiriyor.

1991 yılından itibaren Diyarbakır, Mardin, Batman, Bingöl, Van, Silvan, Nusaybin başta olmak üzere Kürdistan’da onbinlerce “faili meçhul” cinayet işlendi. Bu cinayetlerin tamamına yakını, Rus yapımı Makarov ve Takarev (takarof) marka tabancalarla işlendi. Tüm cinayetler de aynı marka silahın kullanılması tesadüf değildi. Kürdistan’daki tüm il ve ilçelerin emanetinde, bu silahlar vardı. Doğrudan vali ve kaymakamların zimmetindeki bu silahlar, il veya ilçedeki Özel Harp Dairesi temsilcisine, onlar eliyle de Hizbulkontra elemanlarına teslim ediliyordu. Polisin kazara suçüstü yaptığı kişilerin üzerinden Makarov veya Takarof çıktığında, bu kişilerin “eleman” olduğu anlaşılıyor ve anında serbest bırakılıyordu.

Cinayetleri JİTEM, emniyet ve MİT’in denetimindeki Hizbulkontra (Hizbullah) çetesi işliyordu. Devlet görevlileri ile Hizbullah üyelerinin itirafları, bu ilişkiyi, hiçbir şüpheye yer veremeyecek düzeyde açıklığa kavuşturmuştu.

Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış;

"Hizbullah, PKK'ya karşı devletin kurdurduğu, beslediği, büyüttüğü bir örgüttür” derken; JİTEM'in kurucusu emekli Albay Arif Doğan, Velioğlu'nu 1987'de çağırıp kentte örgütlenmesi yönünde direktif verdiğini belirterek, “Hizbullah’ı da Hizbulkontra'yı da ben kurdum” diyordu.

Geldik bugünlere...

Devleti ele geçiren Erdoğan ne açıktaki ne derindeki devlete, ne de emanette bekletilen silahlara güvenmiyor. O nedenle, 2012 yılından beri kendisi ve ailesi için özel bir güvenlik teşkilatı inşa ediyor. 2018 yılında, elemanlarını kendisinin seçtiği, doğrudan kendisine ve ailesine bağlı 500 polisten oluşan “Ankara Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü”nü, ardından “İstanbul Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü”nü kurdu. Kendisi ve ailesi için sabit ve mobilize iki ayrı koruma ordusu oluşturduktan sonra, Osmanlı Ocakları gibi toplum üzerinde baskı kuracak bir örgütlenme, SADAT gibi asker ve polis gibi hareket edebilecek bir yapılanma kurdu. Bununla yetinmeyerek mahalleler de, AKP’li il ve ilçe yöneticilerinin yakınlarından oluşan, silahlı ve resmi üniformalı bir “Bekçi Ordusu” kurdu.

Peki Türk ordusunu, emniyeti, MİT’i tamamen ele geçiren Tayyip Erdoğan neden ilave güvenlik ihtiyacı duyuyor?

Boğazına kadar hukuksuz, kanunsuz işlere bulaşan; zimmet, irtikap, yolsuzluk, haksız zenginleşme, kamu mallarına zarar gibi suç sayılan fiileri işleyen ve bu yolla dünyanın en zengin devlet başkanları sıralamasında 8. sıraya yükselen Erdoğan’ın, iktidarı kaybetme lüksü yoktur da ondan. Çünkü iktidarı kaybettiği gün, kendisi için hapishane kapısının açıldığı gün olacaktır.

Bu bakımdan, “seçimle gider mi gitmez mi” sorusu zorbalığa, faşizme ve diktatörlüğe karşı mücadele etmeyi göze alamayan, direnmeyen örgütsüz kesimlerin meşgul olacağı bir sorudur.

Bu sorunun cevabını en iyi Tayyip Erdoğan biliyor elbette. Toplumsal tepkilerin büyümesi ile iktidar etrafındaki çemberin daralması arasındaki doğrudan ilişkiyi ve bunun yarattığı boğucu etkiyi en iyi hisseden o çünkü. “Sultana” ilk silah doğrultarak kelepçe takmaya çalışanların devletin güvenlik güçleri olacağını, gemiyi ilk terkedenlerin koruma ordusu ve güvenlikçiler olduğunu, Muhammed Mursi ve Ömer El Beşir gibi yakın dostlarının yaşadıklarından biliyor.

İktidar, can, mal, mülk ve servet telaşında olan sadece Erdoğan değil; Peker’in deyimi ile, Süslü Sülo da kendi düzenini ve kendi güvenlik örgütünü kurmaya çalışıyor. Dolayısıyla denetimindeki kayıt dışı silahları Erdoğan’ın oluşturduğu mahalle bekçilerine, SADAT ve Osmanlı Ocakları’na değil kendi elemanlarına dağıtıyor.

22 Ağustos 2020 günü, AKP eski milletvekili Metin Külünk’ün adamları, “Milli Beka Hareketi Derneği”ni basarak dernektekileri darp etti ve derneği dağıttı. Külünk, Erdoğan’ın en sadık elemanı ve kariyerli bodyguardıydı. Dernek ise Süleyman Soylu’ya bağlı ve onun destekçilerinin kurduğu bir dernekti. Hakan Fidan ve Berat Albayrak’ın Süleyman Soylu’ya karşı oldukları da sır değil. Bu nedenle, halka karşı kullanılmak üzere kenarda tutulan kayıt dışı silahları, iktidar kliklerinin birbirlerine karşı kullanma ihtimali de yüksek. 15 Temmuz 2016’da olduğu gibi.

Kayıp silahların izindeyken nerelere vardık...

Ha... Bir de Jitemkurt varmış.

Liste yapmış da Avrupa’daki bir kısım muhalif aydını ölümle tehdit ediyormuş.

Hoşt! diyelim, geçelim...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.