Kokuşmuş zihniyet

Forum Haberleri —

14 Haziran 2021 Pazartesi - 23:00

  • Fuhuşun, uyuşturucunun, ahlaksızlığın, hırsızlığın zirve yaptığı Türk ırkçılığının geldiği en son aşama, Türkiye-İtalya maçı öncesi bir şirketin yaptığı reklamda görüldüğü gibi sarhoşluk ötesidir. Dahası çürüme ve yozlaşmanın en dip noktasıdır.

İSKAN AMED

Türk devlet zihniyetinin ne menem melanet bir zihniyete sahip olduğunu elbette ki biz Kürtler yakinen biliyoruz. Dünya ise hayretler içinde bu melanete henüz uyanıyor. Kokuşmuşluktan öte bir zihniyet olduğu ise su götürmez bir başka gerçek. Belki de Hitler veya Mussolini, AKP muhafazakarlığının geldiği faşist nokta karşısında mezarlarından ters dönmüşlerdir bile. Dünyada makarnaya ataerkil sapkınlıkla küfür eden tek zihniyet herhalde AKP dinci, ırkçı anlayışı ve aklıdır. Tecavüze uğrayan çocukları, tecavüzü yapan ile evlendiren bu hilkat garibesi zihniyet en sonunda insan varlığını sürdüren nimete de yaptı yapacağını.

Münafık Tayyip Erdoğan’ın ülkesi ve yarattığı insan tipolojisi deyip üzerinden geçsek de ne yazık ki bu zihniyet dünyamız ve ruh sağlığımız açısından ciddi bir tehlike teşkil etmektedir. Türk ordusunun yaptığı operasyonlarda gerilla güçlerinin aşina olduğu bir konserve markası, İtalya ve Türkiye arasında oynanacak futbol maçına bariz bir küfürle katıldı. Bu konserve markası, İtalya’ya küfür etse, ‘Ne de olsa aynı kaptan su içiyorlar’ diye bir şey demezdik. NATO’da AB’de BM’de bu devletler çıkarlarını palazlandırdıkları için ‘Ne halleri varsa görsünler’ diyebilirdik. Ama yapılan küfür, insanlığın beslendiği evrensel gıdasına yapıldı. Ne adına peki, faşist ırkçı hastalık adına. Alıcısı olmasa böyle bir reklamın yapılmayacağı herkes tarafından bilinir. Diyelim ki o konserve şirketinin sahibinin annesi, babası -gerçi kesin o da reisleri gibi beyaz Türklerdendir- şayet İtalyan veya başka bir halktan olsaydı acaba insani refleksleri bu galiz küfür karşısında ne olurdu?

Tabii ki soru insana sorulur. Bu reklamı yapanlara soracak sorumuz yok. Ama hepimizin beslendiği ve topraktan aldığı temel bir gıdaya karşı gelişen bu yaklaşımın ne kadar da aşağılık ve hastalıklı bir zihniyete sahip olduğu aleni bir şekilde ortadadır. Bu zihniyeti teşhir etmek elzem bir sorumluluktur.

İşin bir başka gerçeği ise Erdoğan’ın sahte ve yalancı muhafazakarlığını tam da ifşa eden bir reklam olmasıdır. Fuhuşun, uyuşturucunun, lümpenliğin, ahlaksızlığın, hırsızlığın zirve yaptığı Türk ırkçılığının geldiği en son aşama ise bu reklamda da görüldüğü gibi sarhoşluk ötesidir. Dahası çürüme ve yozlaşmanın en dip noktasıdır.

Nuh tufanı ve Kürdistan dağları

Kutsal kitaplarda Türk faşist yapısının şimdi içine düştüğü sapkın gerçekliğe benzer anlatılan birçok olay vardır. Sodom ve Gomore kentlerinin yaşanan çürüme ve yozlaşma yüzünden yerle bir olduğu kutsal kitaplarda ayrıntılarıyla anlatılır. Nuh tufanı ise insanın ilk evrensel anlatısı olarak insan hafızasında yer edinmiştir. Nuh’un toplumunu kötülükten, çirkinlikten kurtarmak için yaptığı gemiye çok az insan gelir. Gemiye binen insanlar dışında diğerleri tufanın kara sularına kapılarak yok olur. Gemiden inen insanların Kürdistan dağlarına ayak basıp da yeryüzüne dağıldıkları ve insan yaşamını savunup geliştirdikleri ifade edilir. Tufandan kurtuluşun mekanı temiz kalan Kürdistan dağlarının zirvesi olur.

Türkiye halkları da Tayyip Erdoğan ve şürekasının neden olduğu kötülük ve çirkinlikten, Kürdistan dağlarında yürütülen gerilla mücadelesi ile arınabilir. Bu noktada tekrar tarihin bir cilvesi olsa gerek Kürdistan dağlarında yalanın, sapkınlığın, çürümüşlüğün zihniyetine karşı büyük bir savaş ve mücadele yaşanmaktadır. Nuh peygamberin isyanına mekan olan dağlar, günümüzde Türk devletinin vahşetine karşı da benzer bir mekan olma konumunu muhteva ediyor.

Zap, Metîna ve Avaşîn’de Nuh peygamberin çocukları yeni destanlar yazarken, Türk devletinin gerçekliğini de gözler önüne seriyor. Garê savaşını da eklersek ilkbahardan beridir, Medya Savunma Alanlarında gerilla gücünün, Türk devletine karşı verdiği savaş, geliştirdiği olağanüstü insan iradesine dayalı direniş, başta Ortadoğu coğrafyasına genel de dünya insanlığına umut aşılamaktadır. Öyle ki Türk devlet gerçekliği, makarnaya dil uzatacak kadar cüceleşmenin dibini görmüştür. Bu çürüme ve yozlaşmanın ortaya saçılması, gerillanın Kürdistan dağlarında yürüttüğü mücadele ile mümkün olmuştur. Bu destansı direniş, Türk devletinde akıl yitimine yol açmış, kendisine milliyetçilik hastalığından başka da bir sığınak bırakmamıştır. Akıl yitimine uğrayan Türk devleti ise hata üstüne hata yapmakta, mevcut kof gerçekliğini dışa vurmakta, Kürt düşmanlığı yüzünden kendi eli ile mezarını kazmaktadır.

Bir mafya liderinin Türk devletine dair açtığı Pandora kutusu, Metîna’da peşmerge özel kuvvetlerine yaptığı hava saldırısı, bir konserve şirketinin piyasaya sürdüğü insani değere ve nimete dil uzatan reklam ve en son NATO zirvesinden bir gün önce Efrîn’de Türk devletinin yaptığı oldukça aşikar olan hastane saldırısı, Erdoğan diktatörlüğünün mide bulandırıcı gerçekliğini göz önüne sermektedir.

Kaybeden KDP olacaktır

Bu noktada özellikle Efrîn’in, Türk devlet işgalciliğinden kurtarılması için bir hamlenin ve arayışın içine girmek elzem olmaktadır. Bu hamlenin tam da zamanıdır. Kürtler, topraklarının özgürlüğü uğruna, Efrîn’in Türk devlet işgalciliğinden kurtarılması için topyekün bir ruhla harekete geçmelidir. İkinci nokta ise Türk devletinin hava saldırısı ile Peşmerge güçlerine saldırdığı görgü tanıklarının da beyanlarıyla ortadayken KDP’nin içine düştüğü yanlış ve hatalı tutumdur. Makarna örneğinde de görüldüğü gibi aklını yitiren Türk devletine dokunan her güç bu saatten sonra yanacaktır. KDP ise ticari ilişkileri yüzünden Türk devletine koltuk değneği olmakta ısrar ederse daha da fazla yanacaktır.

Kürtler KDP’nin, PKK’ye saldırmasını ve gelişecek olası savaşı, bir iç savaş veya kardeş savaşı olarak ele almayacaktır. Aksine Kürtlerin, ihanete karşı savaşı olarak görecek ve öyle de yaklaşacaktır. Bu noktada ise kaybeden KDP olacaktır.

En son nokta ise Türk özel savaş propagandası olan ve Kürtlerin işbirlikçi ihanetçi kesimlerince en fazla dillendirilen bir başka noktadır. Bu da ‘Türk devleti girdiği ve işgal ettiği yerden çıkmaz’ hatası ve yanlışıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca Türk devletinin işgal edip de kalabildiği sadece Hatay ili ve Kıbrıs adası vardır. Bu her iki yer dışında işgal edip de kaldığı yerler yoktur. Bu iki yerde de ancak NATO’nun onayı ile kaldığını biliyoruz. Bu durumun gerçeği yansıtmadığı gibi yanlış bir algı olduğu da ortadadır. Savaşan ve direnen gerilla karşısında Türk devletinin hiçbir yerde başarılı olmayacağını ve kırılacağını gerilla savaşı 40 yıldır göstermiştir.

Türk devleti ile halaya girercesine savaşan Kürt gerillasına, Türk askerinin şimdi Zap, Avaşîn ve Metîna’da içine düştüğü dehşet verici korku sorulabilir. Size anlatacakları mevzilerinden kafalarını dahi çıkaramadıkları ve içine düştükleri cehennemin gerçekliği olacaktır. Zaman Kürtlerin, gerilla ruhunu dünyanın her yerine dosta ve düşmana göstermek için taşıma ve insanlığı Türk devletinin ırkçı zihniyetine karşı savunma zamanıdır. Bunun hakiki pusulası ise Kürdistan dağlarında gerillanın verdiği özgürlük ve demokrasi savaşıdır. Kendine insanım diyen herkesin yönü bu pusula olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.