Kürt, Kadın, Sanatçı: Eyşe Şan

Kültür/Sanat Haberleri —

17 Aralık 2020 Perşembe - 22:00

  • “Eyşe Şan, ciddi bir feminist bilinç sahibiydi. Kumalık sistemine şarkılarıyla cevap verebilen, karşı durabilen ilk kadın sanatçıdır belki de. Şarkılarını hayat hikayesinden yola çıkarak yazmıştır. Bu anlamda Eyşe Şan’da çok değerli bir feminist yaklaşım görüyoruz.” 

MIHEME PORGEBOL

Eyşe Şan, 1938 yılında Amed’de doğdu. Babası Osman tanınan bir dengbêj, annesi Elif hanım ise Erzurum’un bilindik ailelerinden biriydi. Bu yüzden de Eyşe Şan birçok kez kendi köklerinden bahseder ve Kürtlüğüyle gurur duyar. Eyşe Şan daha çocukken babasının söylediği Kürtçe şarkılarda sanatsal duygu ve beğenilerini örmeye başladı. Kendi sanat anlayışını şu sözleriyle çoğu kez ifade eder aslında: "Ben babamın söylediği şarkılar diğer dengbêjler tarafından yeterince iyi okunmadığı için sanat yapmayı seçtim. Babam ‘Lêlê Bêmal’ şarkısını söylediğinde ben evimizin salonunun kapısının ardında mest olurdum. Keşke babamın evinin ağzı dili olsaydı, o zaman anlardınız ne demek istediğimi.” 
Daha önce Kürt müziği ve spesifik olarak da Eyşe Şan hakkında birçok çalışmaya imza atan araştırmacı Zeyneb Yaş’a göre “onun hem kadın kimliğini hem de sanatçı kimliğini en çok belirleyen özelliği yaşadıklarını anlatmanın yolu olarak sanatı seçmesiydi.” Eyşe Şan hakkında yaptığı çalışmalarla bilinen ve “Prensesa Bê Tac û Text Eyşe Şan” kitabının yazarı bir diğer araştırmacı Kakşar Oremar ise onun için “Kürt halkının inkarı üzerine kurulu bir korku ortamında onun sesi, ibadet etmeleri için insanları sabaha karşı uykularından uyandıran bir müezzinin sesi gibi bir anlam taşıyordu. Eyşe Şan’ın sesini duymak bir annenin çocuğuna ‘Uyanın ve etrafınıza iyi bakın. Etrafınızı saran düşmanlar her geçen yıl çemberinizi biraz daha daraltacaklar. Ben şarkının ve Kürtçe aşığının sesiyim. Ne yapmak istediğimi anlayın…’ demesi gibiydi” diyor. 

Zeyneb Yaş

Eyşe Şan’ı Eyşe Şan yapan şey…
Eyşe Şan’ın sanatını yansıtırkenki özgünlüğünden söz eden Zeyneb Yaş “Eyşe Şan’ın özgünlüğünün kendi sanatsal duygusuna olan inancıdan geldiğini düşünüyorum. Çünkü kendi hayat hikayesini anlatırken çoğunlukla çocukluğuna kadar gidip çocukluğunda kulaklarına fısıldayan babasının dengbêjlik geleneğinden, şehirdeki kadınların bir araya geldiklerinde söyledikleri, düzenledikleri gecelerde okudukları mevlitlerden, söylenen kasidelerden etkilendiğini kendisi anlatıyor. Bunlar tabii ki birçok insanda da olan şeyler. Çoğu insanda böylesi duygusal bir hassasiyet görmek mümkün. Çoğu insan iyi bir müzisyen, ve iyi bir sanatçı olamıyor ama çok iyi dinleyici olabiliyor. Eyşe Şan gibi bazı insanlar ise iyi bir sanatçı olmaya karar verip kendilerini bu alanda geliştirmeye adıyorlar. Bence onu bu kadar büyük bir sanatçı yapan en değerli faktörlerden bir tanesi bu. Hatta bence Eyşe Şan’ı Eyşe Şan yapan da hissettiklerini ifade etme biçimini kendisinin seçmiş olmasıydı” diyor. 
Eyşe Şan, hem Kürt hem de kadın kimliğiyle yaşadıklarını anlatma yolu olarak sanatı seçmişti. Zeyneb Yaş onun bu seçimini “Çünkü hem kendi anlatımlarından hem de hayat hikâyesinden anladığımız kadarıyla toplumun kadına karşı duyarsız, kadınla ilgili konularda çekimser kalıp kadını hiçleştirdiği bir dönemde birçok şeye tanık oluyor Eyşe Şan. Küçük yaşta evliliklere, kendi hayatına karar verirken önüne çıkan engellere, ailesinin muhafazakar olmasıyla ilgili olarak çevrenin ona yaklaşımına… O da bunları sanat aracılığıyla anlatmayı tercih ederek yaşadığı dönemde kendi özgünlüğünü yarattı. Bu onun çok değerli bir yanı. Bu onun sanatsal kimlik ve duruşunun altyapısını oluşturuyor” diyerek ifade ediyor.

Kemalizm gölgesinde bir siyasi ortam
Eyşe Şan, Amed’de doğup belli bir yaşa kadar çok kozmopolit bir yapının içinde yaşadı. Zeyneb Yaş, Eyşe Şan’ın yetiştiği ortama dair şu ayrıntıları hatırlamamız gerektiğini vurguluyor: “Onun farklı kültürlere sahip halkların olduğu, farklı dillerin konuşulup farklı kültürlerin sürdüğü bir mahallede yaşaması onun sanatı ve karakteri için çok önemli. Ben Eyşe Şan’ın hem kültürel cinsiyetçilik bağlamında hem de sanatsal ve kültürel olarak yaşadığı mahalledeki farklılıklar ve farklılıklara rağmen bir arada yaşayan halkların kimliklerinden ister istemez etkilendiğini düşünüyorum.” Kakşar Oremar ise dönemin politik ortamını şu sözlerle özetliyor: “Unutmamak gerekir ki teknik imkânların olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Ayrıca Kürdistan’daki siyasi ortam boğulmuş ve ırkçı Kemalist rejime karşı güçlü bir karşı çıkış yoktu. Eyşe Şan’ın sesi o yıllarda gün ışığı kadar sıcak yeni ve büyük umutların sesi gibiydi. Kemalistler o dönem Kürtlerin siyasi, kültürel ve toplumsal varlığını yok etme yürüyüşlerinde hız kesmiyorlar.” 

Eyşe Şan’da feminist bilinç
Bir kadın olarak böyle bir ortamda sesini sanat yoluyla duyuran bir kadın olarak Eyşe Şan, ciddi bir feminist bilinç sahibiydi. “Bu coğrafyadaki ilk müzik ve şarkı kayıtlarına baktığımızda Rumlar, Çingeneler, Hıristiyan kadınlar olmuştur. Meryem Xan ve Elmas Xan gibi Kürt kadınlarını görüyoruz. Eyşe Şan’da da onlarınkine benzer bir durum var. Kadının bastırılmış kimliğinin toplumsal yönetilme biçimiyle çok paralel olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bana göre Eyşe Şan, bu bastırılmışlığı sanatıyla aşmaya çalışan bir sanatçıdır. Bunu herhangi özel bir ideolojik yapılanmadan gelmeden, siyaset arenasına girmeden başardı. Kumalığı reddetmek adına çocuğunu bile bırakmayı göze alabilen, kumalığı her yönüyle eserlerinde ifade edip bunu halkın karşısına bir karşı duruşla ortaya koyabilen ilk sanatçılardan bir tanesidir. Ortadoğu’da bunun başka bir örneğine rastlamadım. Kumalık sistemine şarkılarıyla cevap verebilen, karşı durabilen ilk kadın sanatçıdır belki de. Şarkılarını kendi hayat hikayesinden yola çıkarak yazmıştır. Bu anlamda Eyşe Şan’da çok değerli bir feminist yaklaşım görüyoruz. Bu yönü onu birçok kişiden farklı ve değerli kılıyor. Şunu da unutmamak lazım; kendi belirlediği hayat tarzını yaşayıp yaşatmak ve bunu değerli kılmak için ciddi çabalar sarf ettiğini görebiliyoruz” diyen Yaş, Eyşe Şan’ın feminist bilincine dikkat çekiyor. Yaş, Eyşe Şan’ın müzik yapabilmek için çok bedeller ödediğini de vurgulayarak “Eyşe Şan müzik yapabilmek için Amed’deki evini ve çocuklarını bırakıp gitti. Döndükten sonra da ailesinin muhafazakârlığına ve çevrenin baskısına rağmen büyük bir şehirde yaşamayı, müzik eğitimi almayı sürdürdü. İyi müzik yapabilmek için ciddi çaba gösterdiğini, sanatını geliştirmek için başka yöntemler de denediğini biliyoruz. O dönem için bir kadının böyle bir çaba sarf etmesi çok değerlidir” diyor.

Kimsesiz ve yalnız, aydın ve öngörülü
Sanatı seçtiği için on yıl boyunca kardeşi tarafından öldürülmemek adına İstanbul’da saklanan Eyşe Şan, kadın kimliğinin yanında Kürt kimliğinin temsiliyetini de taşıyor. “Ben Eyşe Şan’ın o yıllardaki çalışmalarını bir muharebe alanındaki bir savaşçının düşüşünden sonra ayağa kalkıp kan ve ateş içinde direniş bayrağını yükselterek ‘Biz varız, bizi yok edemeyeceksiniz’ diye haykırması gibi görüyorum”  ifadeleriyle Eyşe Şan’ın yaptıklarının önemine dikkat çeken Kakşar Oremar, “O kimsesiz ve yalnız bir kadındı ama aydın ve öngörülü biriydi. Neden ve nasıl adım atması gerektiğini bilirdi. Eğer özgür ve bağımsız bir Kürdistan’ımız olsaydı şüphesiz ki Eyşe Şan’ı altından ve paha biçilemez bir taçla onore edecektik. Bu yüzden Eyşe Şan’ın yaşamı ve eserleri üzerine yazdığım kitaba ‘Prensesa Bêtac û Bêtext’ (Taçsız ve Tahtsız Prenses) adını verdim” diyor. 

Eyşe Şan’ın ulusal bilinci
Eyşe Şan’ın ulusal bir bilinçle sanat yaptığını belirten araştırmacı Zeyneb Yaş da, “Sanatını Kürtçe yapabilmek için İstanbul’a gittiğini biliyoruz. Orada Yılmaz Güney gibi Kürt sanatçıların da Eyşe Şan’ı etkilediğini görebiliyoruz. Hatta neredeyse tüm plaklarını Kürtlerin yönettiği plak şirketlerinde kaydettiğini biliyoruz. Bu onun ulusal kimlik meselesindeki yaklaşımını ortaya koyuyor. Bir Kürt kadını olarak kendi kimliğini koruma ve ona sığınmanın kendisine ne kadar güç verdiğini görebiliyoruz ” ifadeleriyle Kakşar Oremar’ı destekliyor. 

Biz ancak kendimize güvenebiliriz’
Eyşe Şan hakkında çalışmalarını yürütürken başvurduğu dengbêj Mehmûd Kızıl’ın kendisiyle paylaştığı bir anıyı hatırlayan Yaş “Mehmûd Kızıl ile Eyşe Şan tesadüf eseri İstanbul’da karşılaştıklarında Mehmûd Kızıl Eyşe Şan’a birlikte Kürtçe bir kayıt yapma teklifinde bulunuyor. Eyşe Şan Kürtçe’nin yasak olmasından ötürü güvenlik kaygısından söz edince Mehmûd Kızıl belindeki tabancayı gösterip ‘Biz ancak kendimize güvenip kendi güvenliğimizi kendimiz sağlayabiliriz’ diyor. Bunun üzerine her ne kadar birlikte kayıt yapamasalar da bu olaydan sonra Eyşe Şan bir yüzü Kürtçe bir yüzü Türkçe olan bir plak kaydediyor. ‘Siverek Yollarında’ adlı bu plak Türkiye’de kaydedilmiş ilk Kürtçe plaklardan biri oluyor. Daha sonra Eyşe Şan 1978’de Bağdat’a gitmeye karar vermesi ve burada Güney Kürdistan halkıyla tanışmasıyla daha farklı bir bakış açısı ediniyor. Oradan döndükten sonra da özellikle Halepçe Katliamı ve Kürtlerin göçertilmesine dair ciddi bir hissiyat geliştiriyor. Kaset ve çalışmalarında bu hissiyat hissediliyor” diyor. 

Feodalizme tek şarkıyla cevap
Eyşe Şan’ın Kürt halkının o dönemdeki soyal gerçekliğine de işaret ettiğini vurgulayan Kakşar Oremar “Diğer yandan Eyşe Şan’ın şarkılarının içeriği bize açık mesajlar veriyor. 70’li yıllardan sonra Erîvan ve Bağdat radyoları aracılığıyla Eyşe Şan’ın sesi her yere ulaşıyor. Hiç kimsenin kim olduğunu bilmediği birinin sesi halk arasında büyük bir heyecan yaratıyor. Feodal ve ataerkil toplum onun ruhunu ve duygularını çok kez yaraladı. O da yalnızca bir şarkıyla Kürdistan’daki kadın gerçeğini anlatarak buna cevabını verdi. Eyşe Şan yalnızca ‘Derdê Hêwiyê’ şarkısını söylemiş olsaydı bile yine de adı namı duyulacak ve tarihe mal olacaktı” diyerek aslında Eyşe Şan’ın toplumun o dönemde ihtiyacı olan eleştiriyi de yaptığını belirtiyor. 

Onu annem gibi hissediyorum
Eyşe Şan, bir anne olarak çocuklarını sahiplenmek isteyen ama ekonomik, sosyal ve diğer birçok açıdan bir türlü toparlayamadığı fırtınalı hayatı yüzünden çocuklarıyla yeterli olarak ilgilenemedi. Bunun ezilmişliğini her zaman yaşadığını kendisi birçok kez söylüyor. Bunun bir kadın açısından çok üzücü olduğunu ifade eden Zeyneb Yaş “Muhalif kimlikle sanatsal ve düşünsel çalışmalar yapan bir kadının yaşadığı sıkıntılara dair çok somut bir örnek bu. Ben Eyşe Şan’ı araştırırken onun yaşadığı bu sarsıcı yaşantısından çok etkilenmiştim. Hala da Eyşe Şan ve çocuklarıyla ilgili konuştuğum zaman bir anne olarak da çok duygulanıyorum. Eyşe Şan’ı duruşu ve yaşantısıyla annem gibi hissediyorum. Eyşe Şan her zaman hayatımın çok değerli bir yerinde oldu. Hala da öyle. Her 18 Aralık geldiğinde yokluğunu hissediyorum” diyor. 

Hayalini kurduğumuz devrimleri gerçekleştiriyordu
Eyşe Şan’ı ve hayatını gerçekten anlayabilen herkesin benzer duygular barındıracağını hissettiren Zeyneb Yaş ve Kakşar Oremar’ın Eyşe Şan’la ilgili uzlaştığı bir diğer nokta da onun devrimci kişiliği oluyor. Zeyneb Yaş onun bu karakterini şu ifadelerle aktarıyor: “Onu her dinlediğimde verdiği bedeli, sarf ettiği emeği hatırlıyorum. Bence Eyşe Şan tüm kimliklerinden önce çok insandı. Bir Kürt kadını olarak çok değerli çalışma ve eserler bıraktı arkasında. Birçoğumuzun hayalini kurduğu devrimleri fazladan hiçbir söz söylemeden o duru sesi ve eşsiz sanatıyla gerçekleştiriyordu.” 

Siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz
Kakşar Oremar  ise Eyşe Şan’a hak ettiği değerin o yaşarken verilmemesinin kendisini çok yaraladığını belirtiyor. Bunu aslında Eyşe Şan’ın kendisi de oğlu Murad’a şu sözlerle aktarıyor: Oğlum siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz. Fakat ölümümden sonra birçok kişi size gelip çalışmalarım hakkında size sorular soracaklar. Sağ olduğum sürece çok az kişi bilecek kim olduğumu ve neler yaptığımı… 
Kakşar Oremar Eyşe Şan’a hak ettiği değeri verip vermediğimizi sorgularken: “Eyşe Şan yaşadığı sürece halkının yanından ayrılmadı. 18 Aralık 1996’da Eyşe Şan öldükten sonra herkes onun sesi ve yaptıklarının peşine düştü” diyor.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.