Hapsederek, yasaklayarak olmaz

Kültür/Sanat Haberleri —

29 Aralık 2020 Salı - 22:00

  • Erdem Şenocak: Sabırla demokratik mücadeleye devam eden Kürtlere bu anlamda teşekkür ve bu mücadeleyi genelde bir başlarına verdikleri için özür borçlu hissediyorum. 

MİHEME PORGEBOL

Yasaklama, engelleme ve baskılarla yürütülen bu savaşta birçok Kürt sanatçı gözaltına alınıp tutuklanırken, Kürt sanat ve kültür kurumu da ya kapatıldı ya da halihazırda kapatılmak isteniyor. Özellikle tiyatro alanında yoğunlaşan bu tavır 2019 yılında Adana'daki Kürt Tiyatro Festivali'nin yasaklanmasıyla iyice görünür oldu. Daha sonra Mezopotamya Kültür Merkezi'ni kapatma girişimleriyle iyice ayyuka çıkan baskılar Teatra Jiyana Nû adlı Kürtçe tiyatro topluluğunun Bêrû adlı oyununun İstanbul ve Urfa'da yasaklanmasıyla sürdü. Bir yandan tartışmalar diğer yandan da Kürt sanatı üzerinde sistematik bir saldırı sürerken Kürt sanatçılara destekler de mevcut. Son dönemlerde Kürt tiyatrosu ve tiyatrocularına yönelik yasaklama ve baskılar hakkında görüşlerini bildiren kimi sanatçılar yasaklamalara karşı Kürt sanatı ve sanatçılarının yanında olduklarını belirtiyor. 

Kürtlere teşekkür ve özür
Gazetemize görüş belirten tiyatro ve sinema oyuncusu Erdem Şenocak söz konusu yasaklamaları kabul edilemez bulduğunu ifade etti. "Nerede, hangi replikle, hangi sahnede, hangi mizansenle örgüt propagandası yapılmış?" sorusunun sorulması gerektiğini belirten Şenocak şöyle konuştu: "Buradaki keyfiliği, devletin benzer konulardaki tutumundan tahmin etsek de, açığa çıkartmak ve kamuoyuyla paylaşmak önemli. Neyin 'terör' olarak tanımlandığını, neyin 'kamu düzenini bozduğunu', bu sınırların nasıl çizildiğini bilmek, bunları tartışmak ve bunlara itiraz etmek hepimizin hakkı ve görevi. Yasakçı kurumun yapmak zorunda kaldığı 'oyunun Kürtçe olduğu için yasaklanmadığı' açıklaması Kürt hareketinin yıllar süren mücadelesinin bir kazanımı; eskiden 'var olmayan bir dilde' türkü söylemek, oyun oynamak dahi yasaktı.
Bir gün bu topraklara barışın geleceğini hala umut eden biri olarak, bu kazanımları korumak, genişletmek için sabırla demokratik mücadeleye devam eden Kürtlere bu anlamda teşekkür ve bu mücadeleyi genelde bir başlarına verdikleri için özür borçlu hissediyorum. Çünkü Kürtçe tiyatro yapanlara yönelik bu baskıyla devlet, onlara yaptığı kadar olmasa da Türkçe tiyatro yapan sanatçılara ve dahi toplumun tüm kesimlerine parmak sallıyor; kültürel ve kamusal alanı çölleştiriyor. Toplumsal barış ihtimalini güçlendirmek için bu vb. demokratik olmayan tüm uygulamalar karşısında birlikte mücadele etmenin önemli olduğunu düşünüyorum" dedi. 

Kürtçe tiyatronun meşru yerini gasp etmek...
Tiyatronun klasik formda bir diyalog sanatı olduğunu hatırlatıp haliyle içinde bir sesler çoğulluğu barındırdığını hatırlatan tiyatro yönetmeni ve yazar Şamil Yılmaz ise "Tiyatronun bu konvansiyonel biçiminden diyaloğu çıkarırsanız, elinizde slogan atan, monistik, farklı sesleri dışlayan, bir tartışma sürecini değil de bir hüküm jestini dayatan bir form kalır. Bu tiyatro değil hutbedir. Benzer biçimde, bir coğrafyada ve belirli bir zamanda icra edilen farklı tiyatro yapma biçimleri de, daha üst bir bağlamda, başka bir diyalog mekanı açar. Biz pratiğin içinde olanlar, bu teorik mekanda, kendi çağımıza özgü tiyatronun ne olduğu üzerine sessiz bir diyalog yürütürüz. Kendi yaptığımız işi, bize benzemeyenlerin işlerine bakarak bu üst sahnede tanır, tartışır ve anlamlandırırız. Tiyatrocular olarak bizim için asıl önemli olan ya da asıl önemli olması gereken, her zaman bu meta teorik sahnedir" ifadelerini kullandı. 
Kürtçenin geçmişte de defalarca olduğu gibi bugün de bir kez daha sahnenin dışına sürülmeye çalışıldığını vurgulayan Yılmaz, "Bu faşist siyaset, Kürt tiyatrosunu sadece fiziki mekanın -sahnenin- değil, tiyatro tarihinin de dışına atmaya çalışıyor. Şu anda bu coğrafyada özgürce Türkçe tiyatro yapmak demek, her şeyden önce ve neredeyse kendiliğinden bir biçimde, Kürt tiyatrosunun meşru yerini gasp etmek demektir. Türkçe tiyatronun kendi gelişim çizgisi içinde gerçekleştirdiği her özgürlükçü hamle, bu yasağın karanlığında gerçekleşir. Kurucu bir yasağın şiddet jestiyle damgalanmıştır. Lafı dolandırmak istemiyorum: Tekil oyunların başarısının ötesinde, bize asıl değerimizi verecek olan o üst sahnenin Kürtçe tiyatro olamadan dönüştüğü çağdışı harabeyle yüzleşmek zorundayız. Ve orada, bu faşist siyaseti karşısına alan gerçek bir yüzleşme ve direniş gerçekleşmiyorsa, maalesef hiçbirimiz masum değiliz" şeklinde konuştu.

Bir utanç meselesi olarak yorumluyorum
Yazar ve yönetmen Ilgın Sönmez de yasaklara karşı Kürt tiyatrocuların yanında olduğunu belirtti ve ekledi: "Sansür, yasaklar, yasaklamalar ve ayrımcılık kurtulamadığımız, siyaseten ve sosyolojik manada refleksleşmiş badireler ve bugünün Türkiye topraklarında yaşayan Kürt insanları ve sanatçıları en ağır yüke maruz bırakılıyorlar. Ben ilkokuldayken Türkiye dilleri hanesinde Türkçe, Kürtçe, Rumca, Ermenice, Lazca ve niceleri yazıyordu. Demek ki Kürtçe yaşayan ve konuşulan bir dil. Kürtçe dilinde eğitim, bilim, kültür ve sanat bu dili konuşan insanların insan hakkıdır. Temel ihtiyaç ve haktır. Diğer tüm Anadolu dillerinde de. Coğrafyamız zengin. Bu bir varsıllık. Yaşatmalıyız, yok etmemeliyiz. Bu bir mutluluk kaynağı olmalı.” 
Sönme,z "Demirtaş’ın hapiste tutulmasından ayrı düşünemeyiz Kürtçe tiyatronun peşine düşülmesini. Biri, bir şey, bir iş yıkıcı, bölücü vesaire ise öyledir zaten. Dili sebep gösterilemez. Bir utanç meselesi olarak yorumluyorum baskının her türlüsünü. Sanatı, sanatçıyı sınırlamaya çalıştıkça sanat ve sanatçı büyüyecektir. Anneannem Bitlisli Kürt, dedelerim Makedon. Türkiye gibiyim. Herkes gibi. Demem o ki, Kürt için uzağa bakmaya lüzum yok. Sahnemiz Kürtçe hikayelere her zaman açık olacak" diyerek, Kürt tiyatrocular ve Kürt sanatıyla dayanışma içerisinde olacaklarını vurguladı.

Rüyalar sansürlenemez
Yazar, tiyatro ve pandomim sanatçısı Cüneyt Uzunlar ise yok sayma ve yasaklamaların Kürtlerin ile Kürt sanatının varlığının ispatı olduğunu belirtti. ‘’Güçsüz varlıklar daima görünmeye ihtiyaç duyuyor. Yani başkalarını göstermemeye, perdelemeye, dezenformasyona ve sansüre muhtaçlar. Ne var ki güçlü yapılar engellendikleri nispette güç kazanıyor. Bazen Kürtçeyi, Kürtleri ve Kürt sanatını güçlü kılmak için doğaçlama yasaklamalar konduğunu düşünüyorum. Çünkü engellemeler gerçekten işe yaramıyor ya da dediğim gibi zıt anlamda işe yarıyor" diyen Uzunlar, Kürtlerin yaratma arzusunun tüm bunlara rağmen bir türlü sönümlenemediğini vurguladı. 
Uzunlar, sözlerini şöyle sürdürdü: "İstediğinizi yapın, bir ananın ağıdındaki estetik düzeyi tüm pop sanatçılarınızı bir araya getirseniz de elde edemezsiniz. Bir dengbêjin performansı tüm ısmarlama anlatılarınızdan etkilidir. Yerkürenin her yerinde Türkler ve Kürtler var. İrlanda’da, ABD'de, Avrupa'da performanslar gerçekleştiriyor, sosyal medyaya koyuyorlar. Yüz binlerce kişi seyrediyor. Devlet çaresiz seyrediyor. Yüz kişinin seyredeceği bir oyunu yasaklamanın anlamı ne olabilir. Jivkov’a nefretin bakiyesi niye Jivkovlaşma acaba. Bulgarlar Türk azınlığa ne yapıyorsa aynını Kürtlere yapacağız kafaları nedir? İspanya Basklara, İngiltere İrlandalılara, Meksika Chiapaslılara… Liste uzuyor.
Fransa insan (aslında erkek) hakları bildirgesini yayınlıyor. Akabinde Haiti biz de insanız madem, sizinle aynı haklara sahibiz diyor. Fransa devleti olmaz diyor, saldırıyor Haiti’ye. Yani ulus devlet denen olgu kurulduğu andan itibaren böyle. Bazı insan (erkek) hakları, herkese hak yok. Bu saçmalık yaratma arzumuzu kamçılıyor işte. Bêrû’nun yönetmeni Nazmi Karaman öğrencimdir. Nazmi’nin bir kötülüğünü görmedim. Kuyruğu falan yok. O da ben de Haiti’ye özgürlük ve eşit haklar istiyoruz. Vejeteryan olabiliriz ama liberteryan asla olmayız. Zira özlediğimiz liberteryan özgürlük değil. Küçük bir azınlığın özgürlüğünü değil herkesin özgürlüğünü istiyoruz. Vurarak, kaybederek, hapsederek, yasaklayarak olmaz o iş. Hiçbir şekilde olmaz. Nazmi benim kardeşim falan da değil. Kendi başına biri. Ben de öyleyim. Ama yan yana gelebilen ve daima yan yana gelebilme ihtimali olan kendi başına birileriyiz. Sanırım tüm sıkıntı bu. Velhasıl, her şey sansürlenir ama insanların gece uykuya dalıp gördüğü rüyalar sansürlenemez."

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.