• Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Berfin Emektar: “Tiyatro dönemden ve toplumdan bağımsız düşünülemez. Cevap üretmek zorunda değil soru sorabilir, yüzleşme alanı açabilir. Birkaç yılda bir oyunla halk tiyatrosu kurulmaz.”
  • ŞanoGel’den Barış Görecek: “Tiyatro yalnızca hikaye anlatmaz, toplumla bağ kurar, yaşananları sorgulatır. Barış sürecine sanatın diliyle katkı sunabilir. Kürtçe sadece evde kalmamalı; sahne, çocuk tiyatrosu, komedi ve atölyede yaşayan dil olmalı.”
  • Şaneşîn’den Şêrko Janzêm: “Zor ve kırılgan dönemlerde sanat, düşünme ve diyalog için en elverişli alandır. Tiyatro kayıtsız kalamaz: görünmeyeni görünür kılmak, konuşulması zor meseleleri sahneye taşımak zorundadır.”

MİHEME PORGEBOL

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan öncülüğünde yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci, toplumsal dönüşümün dinamiklerini tartışmaya açarken bu anlamdaki önemli başlıklardan biri de sanatın, özellikle tiyatronun, toplumsal barış ve yeniden inşadaki rolü. 90’lı yılların başından itibaren Kürt sanatı içerisinde en dinamik ve etkili gelişimi gösteren sanat dallarının başında gelen tiyatro, toplumla en çok iç içe icra edilen sanatlardan biri olarak toplumsal dönüşümlerin de en güçlü sanatsal destekleyicisi olmuştur. Bunun sebebi, toplumsallaşmanın olmadığı yerde tiyatronun da var olamamasıdır. Dolayısıyla toplumsal dönüşüm süreçlerinde, özellikle sanat disiplini içerisinde gözlerin en çok çevrildiği alan tiyatro oluyor. Kürt tiyatrosu açısından bu sorumluluk daha da belirgin duruyor. Biz de Kürdistan ve Türkiye’nin farklı merkezlerinde Kürtçe tiyatro faaliyeti yürüten topluluklara kulak verdik. Yeni sezon hazırlıklarının yanı sıra, tiyatronun bir sanat dalı olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne nasıl katkıda bulunabileceğini merak ettik ve bu sorunun yanıtını tiyatro topluluklarından dinledik.

Tiyatro, tanıklığı ortaklaştıran bir alan

Sorularımızı yanıtlayan ilk isim olan Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Berfin Emektar, tiyatronun içinde yaşadığı dönemden ve toplumdan bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayarak barış, birlikte yaşam ve toplumun yeniden birbirini duyabilmesi süreçlerinde tiyatronun sorumluluğunu hatırlatıyor. Ancak Emektar’a göre bu sorumluluk, tiyatronun her zaman doğrudan politik meseleleri sahneye taşımasını gerektirmiyor. Berfin Emektar, tiyatronun doğrudan cevaplar üretmek yerine daha çok sorular sorabileceğini, yüzleşme alanları açabileceğini ve toplumsal tartışmaları sağlıklı bir şekilde derinleştirebileceğini vurguluyor. Emektar’a göre tiyatro, bazen bir çocuğun hikayesiyle, bazen bireyin kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkiyi sorgulamasıyla, bazen de insanların birlikte gülmesini sağlayarak toplumsal bir anlam üretebilir.

ŞanoGel’den Barış Görecek de benzer bir noktaya dikkat çekiyor. Tiyatronun yalnızca sahnede bir hikaye anlatmak olmadığını, toplumla bağ kurmanın, yaşananları sorgulamanın ve farklı dünyalardaki insanların birbirini anlamasına aracılık etmenin etkili bir yolu olduğunu belirten Görecek, tiyatronun devrimci, dönüştürücü ve değiştirici niteliğine vurgu yapıyor.  İşte buna göre de tiyatronun içinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci için en önemli sorumluluğu, barış ve adalet talebine sanatın bakış açısı ve diliyle katkı sunmak. Görecek de tıpkı Berfin Emektar gibi tiyatronun bunu yalnızca doğrudan politik meseleleri sahneye taşıyarak yapmak zorunda olmadığını vurgulayarak hatırlatıyor: Bir çocuğun hikayesi, insanın kendi yaşamıyla ve toplumla ilişkisi, gündelik hayatın çelişkileri veya birlikte gülme deneyimi de barış ve adalet fikrini büyütebilir. Çünkü tiyatro, insanların bir araya geldiği ve aynı hikayeye birlikte tanıklık ettiği bir alan.

Tiyatro kayıtsız kalamaz

Çalışmalarını Mêrdîn’de yoğunlaştıran Şaneşîn topluluğundan Şêrko Janzêm ise sürecin tiyatro açısından da taşıdığı hassas yönleri olduğuna dikkat çekiyor. Janzêm, toplumların zor, belirsiz ve kırılgan dönemlerinde sanatın düşünme, sorgulama, yüzleşme ve diyalog için en makul ve elverişli disiplin olduğunu söylüyor. Janzêm, tiyatronun toplumun yaşadığı sorunlara doğrudan değinmesi gerektiğini ve bir sanat dalı olarak yaşananlara karşı kayıtsız kalmasının mümkün olmadığını söylüyor. Janzêm, tiyatronun böylesi süreçlerdeki görev ve sorumluluklarını şöyle sıralıyor: “Görünmeyeni görünür kılmak, sesi duyulmayanların hikayelerine alan açmak ve toplumun üzerinde konuşmakta zorlandığı meseleleri sahne aracılığıyla tartışmaya açmak.”

Janzêm, Kürt tiyatrosunun tarihsel pratiğiyle de özdeşleşen bu yaklaşımdan hareketle Kürt tiyatrosunun hiçbir zaman yaşanan toplumsal gelişmelere kayıtsız kalmadığını belirterek Kürt halkının sorunlarını, yaralarını, sevinçlerini ve gündelik yaşamını kimi zaman doğrudan, kimi zaman imalı biçimde oyunlarına taşıdığını ifade ediyor.

Biçimler farklı olsa da deneyimler aynı

Görüşlerine başvurduğumuz bir diğer isim ise Teatra Sî’den Hasan Yavuz oldu. Yavuz, tiyatroyu toplumsal itirazın önemli araçlarından biri olarak değerlendiriyor. Barışın kurulması gereken en öncelikli yerin toplumun hafızası, dili, sanatı ve kültürü olduğunu vurgulayan Yavuz’a göre “tiyatro, birbirinin hikayesini daha önce duymamış insanları karşılaştırabilir, unutulmaya çalışılan hikayeleri, farklı kimlikleri ve farklı acıları aynı sahnede buluşturabilir” diyor. Yavuz ayrıca, sanatın barışın dilini büyütebileceğini Kürtçe, Türkçe veya başka bir dilde anlatılan hikayelerin ortak hafızaya katkı sunabileceğini söylüyor.

Mordem Sanat İnisiyatifi’nden Barış Işık da tiyatronun yerel, ulusal ve uluslararası ölçekler arasında bağ kurabileceğini söylüyor. “Ana dil, kültürel kimlik, hafıza ve kültürel yaşama katılım sorunları farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde ortaya çıksa da ortak deneyimler barındırıyor” diyen Işık, tiyatronun söz, müzik, beden ve görsel anlatım aracılığıyla kurduğu sessiz dilin, yaşamsal tecrübeleri daha geniş bir toplumsal alanda ortaklaştırabileceğine inanıyor.

Işık, başta Amed olmak üzere bütün Kürdistan'da çatışma, zorunlu göç ve güvenlik politikalarının kültürel haklar, ifade özgürlüğü, kültürel miras ve hafıza üzerinde tahribat yarattığına da ayrıca dikkat çekiyor. Ona göre çatışmanın sona ermesi tek başına toplumsal barışı sağlamaz. Hakikatle yüzleşme, yaşananların görünür kılınması, ayrımcılığın tartışılması ve güven ilişkilerinin yeniden kurulması gerekir. Bu süreçte tiyatro, toplumsal hafızanın yeniden ele alınabileceği ve farklı kesimlerin birbirini dinleyebileceği alanlardan biri olabilir.

Kürtçe tiyatro üretmek kültürel bir görev

Görüştüğümüz tüm isimlerin bir diğer ortak kanaati Kürtçe tiyatro yapmanın kültürel bir görev olduğu yönünde. Barış Görecek, ŞanoGel açısından Kürtçe tiyatro üretmenin, Kürtçenin sahnedeki varlığını güçlendirmenin, yeni metinler ve anlatılar üretmenin ve tiyatroyu sonraki kuşaklara aktarmanın temel görev olarak benimsendiğini vurguluyor.

Görecek, Kürtçenin yalnızca evde veya gündelik yaşamda kullanılan bir dil olarak kalmaması gerektiğini vurgulayarak, “Kürtçenin sanat, hayal dünyası, çocuk tiyatrosu, komedi, dram ve atölye çalışmaları gibi alanlarda da yaşayan ve gelişen bir sahne dili olması gerekiyor. Bu nedenle ŞanoGel, tiyatronun kapsayıcı, özgürlükçü, eleştirel ve barıştan yana bir tutum içinde olması gerektiğini savunuyor” diyor.

Seyirci ve dolaşım ağı

Hasan Yavuz da Kürtçe tiyatronun önündeki temel sorunlardan birinin oyunların sahneye, seyirciye ve farklı toplumsal kesimlere ulaştırılması olduğunu belirtiyor. Özellikle İstanbul’da Kürtçe oyunların sahne ve program bulması, seyirciye ulaşması ve çocuk tiyatrosunun farklı mahallelere taşınması konusunda zorluklar yaşandığını söyleyen Yavuz, bu nedenle tiyatronun oyun üretmenin yanında kendi seyircisini ve dolaşım ağını da oluşturması gerektiğini vurguluyor.

Halk tiyatrosu bir oyunla kurulmaz

Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Berfin Emektar da Kürtçe tiyatronun büyümesi ve kurumsallaşması sorununa dikkat çekerek birkaç yılda bir oyun sahnelemekle kalıcı bir halk tiyatrosu kurulamayacağını belirtiyor. Süreklilik, eğitim, oyuncu yetiştirme, teknik ekiplerin gelişimi, repertuvar oluşturma ve kurumsal yapıların güçlendirilmesi gibi başlıkların Kürt tiyatrosu için kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğuna işaret eden Emektar, tiyatronun kendi dilinde üretim yapabilmesi kadar bu üretimi sürdürebilecek bir tiyatro ekosistemine sahip olmasının da önemli olduğunu vurguladı.

***

Bir sezon üç şehir

  • Amed’de çocuk oyunu Eylül sonuna doğru sahnelenecek. Sezon içinde bir komedi prömiyeri planlanıyor. Wan’da Dario Fo oyunu provaları başladı. “Teşqele” ve geçen sezonun “Şermorî”si yeniden oynanacak.
  • İki yeni yetişkin oyunu ve bir çocuk oyununun provaları sürüyor. Kadın Tiyatro Oyunları Festivali, Aram Tigran Kent Konservatuvarı tiyatro bölümünde atölyeler planlanıyor.
  • “Sera Pîra” ve “Edûlê” devam ediyor. Yeni sezonda iki yetişkin ile bir çocuk oyunu hazırlanıyor. Atölyeler, sezon dışı etkinlik değil doğrudan üretim sürecinin parçası olarak görülüyor.

 

Sahnede ne göreceğimizi ve repertuvarlarına aldıkları oyunları neye göre belirlediklerini sorduğumuz tiyatro grupları, yeni sezon çalışmalarına dair bilgi verdi. Buna göre ŞanoGel, yeni sezonda Amed ve  Wan’daki üretimlerine devam edecek. Amed’de bir çocuk oyununun hazırlıkları sürüyor ve oyunun Eylül ayının sonlarına doğru seyirciyle buluşturulması planlanıyor. Bunun yanı sıra sezon içinde şu an da üzerine çalışılan bir komedi oyununun prömiyeri gerçekleştirilecek. ŞanoGel bünyesinde Wan’da ise Dario Fo’nun bir oyunu üzerine çalışmalara başlandı. ŞanoGel, bu yapımı sezon içinde seyirciyle buluşturmayı hedefliyor. Topluluğun Wan programında ayrıca “Teşqele” adlı komedi oyunu da yer alacak. Geçtiğimiz sezon prömiyerini gerçekleştiren “Şermorî” de farklı tarihlerde yeniden sahnelenecek.

ŞanoGel adına bilgi veren Barış Görecek, yeni sezonu yalnızca yeni oyunların üretileceği bir dönem olarak görmediklerini belirtiyor. Çocuklardan yetişkinlere, oyunculuktan dile kadar geniş bir üretim alanı oluşturmayı amaçladıklarını söyleyen Görecek, bu kapsamda dil ve tiyatro temelli atölyeler de gerçekleştirileceklerinin haberini veriyor. ŞanoGel, bu atölyelerle hem tiyatroya ilgi duyan yurttaşların üretim süreçlerine katılması hem de Kürtçenin tiyatro alanındaki kullanımı ve üretiminin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Amed Şehir Tiyatrosu’nun repertuvarında ise geçmiş sezonlarda sahnelenen oyunlardan devam edenlerin yanı sıra iki yeni yetişkin oyunu ve bir de çocuk oyununun provaları sürüyor. Kürdistan’ın en aktif grupları arasında başı çeken Amed Şehir Tiyatrosu, yeni sezonda ayrıca Kadın Tiyatro Oyunları Festivali gerçekleştirmeyi , Aram Tigran Kent Konservatuvarı'nın tiyatro bölümünde yeni çalışma ve etkinlikler geliştirmeyi ve atölyeler düzenlemeyi planlıyor. Topluluk, repertuvarına aldığı oyunları tiyatronun kendi gerçekliği, toplumsal meseleler, halk tiyatrosu biçimleri ve çeviri metinler üzerinden değerlendiriyor. Amaç ise farklı biçimleri ve anlatım olanaklarını Kürt tiyatrosu için denemek.

‘Sera Pîra’ ve ‘Edûlê’

Mêrdîn’de çalışmalarını sürdüren Şaneşîn Performans’ın devam eden oyunları arasında “Sera Pîra” ve “Edûlê” bulunuyor. Topluluk, yeni sezon için iki yetişkin ve bir de çocuk oyunu üzerinde çalıştığının haberini veriyor. Metin hazırlıkları süren oyunlardan birinin kara komedi, diğerinin ise dram türünde olması planlanıyor. Yeni sezon hakkında bilgi veren Şêrko Janzêm, hazırladıkları oyunlarda toplumsal sorunları merkeze aldıklarını ve yeni oyunların metinleri henüz tamamlanmadığı için içeriklerine ilişkin ayrıntı paylaşamayacaklarını söylüyor. Şaneşîn’de ayrıca, oyun hazırlık süreçlerine bağlı olarak atölyeler de gerçekleştirilecek. Şaneşîn, atölyeleri yalnızca sezon dışı etkinlikler olarak değil, doğrudan üretim sürecinin bir parçası olarak ele alıyor.