• Kürt ve Kürdistan gerçekliğini Sema Yüce’den öğrendiklerini belirten İlhan Tan: “Sema çocukluğundan beri çok farklı ve temiz bir arkadaştı. Bizleri etrafına toplar, oyunlar kurardı. O yaşta bile içindeki o büyük cevheri görebiliyorduk.”
  • Kızı Sema’nın mücadelesini anlatan anne Zennure Yüce: “İyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Amcası ona ‘Leyla Qasim’ diye hitap ediyordu.”

 

Çanakkale Cezaevi’nde 21 Mart 1998’de bedenini ateşe vererek imha ve inkar politikalarına karşı direnişini ortaya koyan Sema Yüce, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede 17 Haziran 1998’de şahadete ulaştı. Aradan 27 yıl geçti. İmha ve inkar politikalarına karşı “Bedenimi 8 Mart’tan 21 Mart’a ulaşan ateşten bir köprü yapmak istiyorum” diyen Sema Yüce, geride bıraktığı direniş mirasıyla Kürt halkı ve kadınlara yol göstermeye devam ediyor. 

Kızı Sema Yüce’nin mücadelesine dikkat çeken annesi Zennure Yüce, Jinnews’ten Büşra Turan’a konuşarak “Sema iyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Amcası ona 'Leyla Qasım' diye hitap ediyordu” dedi. Çocukluk arkadaşı İlhan Tan ise tanıklıklarını MA’dan Serkan Satılmış’a anlattı.

‘İçindeki cevheri görebiliyorduk’

Sema Yüce ile aynı sokakta büyüyen çocukluk arkadaşı ve akrabası İlhan Tan, Sema Yüce’nin daha küçük yaşlarda bile çevresinde derin bir etki bıraktığını ve liderlik vasfına sahip olduğunu söyledi. Tan,“Sema çocukluğundan beri çok farklı ve temiz bir arkadaştı. Bizleri etrafına toplar, oyunlar kurardı. O yaşta bile içindeki o büyük cevheri görebiliyorduk” dedi.

Üniversite yıllarından sonra Agirî’ye döndüğünde Sema’yı ziyaret ettiğini belirten Tan, şöyle devam etti: “Bana Kurdistan mücadelesine nasıl baktığımı sordu. O dönem Bakur, Başur, Rojava gerçekliğini bilmiyordum. Hepsini tek tek anlattı. ‘Ne yapabiliriz?’ diye sorduğumda ‘Ülkenize, kimliğinize ve dilinize sahip çıkın’ dedi ve benden bu dava için söz aldı. Yıllardır legal alanda siyasi çalışmalar yürütüyorsam bunu Sema arkadaşa borçluyum.”

‘Arkadaşlarımı uyandırmak için’

İlhan Tan, Önder Apo’nun kitaplarında Sema Yüce’den övgüyle bahsedildiğini ve onun güçlü teorik bilinci ile kendisinden sonra gelebilecek bir önderlik potansiyeline işaret edildiğini de aktardı. “İnsanlar üzerinde çok büyük bir etki yaratıyordu” diyen Tan, şu sözlerle konuşmasına devam etti: “Sema arkadaş Çanakkale zindanında 'arkadaşlarımı uykudan uyandırmak için eylem yapıyorum' diyerek bedenini ateşe verdi. Tedavi için götürüldüğü İstanbul'da şehit düşen Sema'nın cenazesi Agirî’ye getirildiğinde devlet her yeri askerle kuşatmıştı. Aramızda 3-4 kilometre olan köylerimizin her tarafı asker doluydu ve cenazeye katılımı engellemek istiyorlardı. Biz birkaç arkadaşımla Murat Nehri’ni takip ederek gizlice cenazesine ulaştık. Annesi Zennure Yüce, o dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e meydan okuyarak, 'Benden bir Sema aldın ama ben dünyaya bir Sema daha getirdim, ağlamayacağım ki düşman sevinmesin' demişti; o duruş hâlâ üzerimizdedir.”

Ulusal birlik çağrısı

İlhan Tan, Sema Yüce’nin anısını 50 yıllık mücadele gerçeğiyle birleştirerek Kürt yapıları arasındaki parçalı duruma da değindi. Ulusal birlik çağrısı yapan Tan, “Kürt partileri ve yapıları artık küçük hesapları bir kenara bırakıp bu onurlu yola yoğunlaşmalıdır. Ayrılıkları bir kenara bırakıp halkımızın geleceği için ulusal birliğe ve ortak mücadeleye kilitlenmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Annesinin gözünden Sema

Kızı Sema Yüce’nin mücadelesini anlatan Zennure Yüce ise “Sema iyi bir çocuktu ve arkadaşlarını da seviyordu. Köyde arkadaşlarını toplayıp oyun oynarlardı. O zaman bile öncü ve liderlik vasfı vardı. Amcası ona ‘Leyla Qasim’ diye hitap ediyordu” dedi.

Cezaevi sürecinde kızını Nevşehir ve Çanakkale’de sınırlı sürelerle görebildiğini belirten Zennure Yüce, o günleri şu sözlerle anlattı: “Bana hiçbir şeyden bahsetmiyordu. Üzülmeyeyim diye olumsuz bir şey söylemiyordu. Hastanede eylemden 18 gün sonra görebildim. Gözlerini açar açmaz ilk sorduğu şey ‘Anne, Önderlik benim eylemim için eleştiri yaptı mı?’ oldu. Ben de 'Ne demişse bir bilgim yok' dedim. Sema hastanedeyken kapıda bir komutan vardı, sadece bir dakika süre veriyordu; ben galoş giyene kadar süre bitiyordu. Önderlik tutuklanmasından sonra işkenceler artmış. Bana herhangi bir vasiyeti yoktu. Durumu iyiydi aslında; ne olduysa iki gün içerisinde boğazı delindi, sonrasında konuşamamaya başladı” diyerek yaşamını yitirme sürecinden bahsetti. HABER MERKEZİ