Onlar göçtü buradan

Kültür/Sanat Haberleri —

8 Ekim 2021 Cuma - 21:00

Evrim Kuran

Evrim Kuran

  •  İklim krizinin, ekonomik savaşların, işgallerin, sömürünün etkisini artırarak devam ettiği bir dünyada yaşarken, ülkelerin sınırlarını aşan bir yaşam ideali ortaya koymamız zorunlu hale gelecek. ‘Ayrıcalıklı’ ülkelerin ayrıcalıklı insanları ile ‘üçüncü dünya’ ülkelerinin ‘sıradan’ insanlarının şartları eşitlenene kadar kimse güvende olmayacak.

 

BİLGE AKSU

Geçtiğimiz aylarda aklıma düşen bir şey vardı. İstanbul’u ya da Türkiye’yi terk eden bire bir tanıdığım ne kadar çok insanın olduğunu fark edince bunun üzerinde durmak istedim biraz. Neden gidiyorlar, nasıl gidiyorlar, gittikleri yerde ne buluyorlar, geri dönmeyi hiç düşünüyorlar mı? Bu ve bunun gibi soruları elbette kişisel sohbetlerimizde konuşup cevap bulmaya çalıştık çoğuyla. Ama özellikle internet aleminde de böyle bir sürü kişinin varlığını gördükçe, bu konunun üzerinde durulması gereken bir konu olduğu kanısına vardım. Büyük çoğunluğu Berlin ve Almanya olmak üzere, yurtdışına yerleşmiş arkadaşlarıma ulaşıp bu konuda onlarla söyleşiler yapmaya başladım. Planım, en az 5-6 hafta sürecek bir söyleşi dizisi oluşturmak ve sosyolojik, politik, ekonomik ve kültürel anlamda  gittikleri yerlerde ne gibi farklılıklara rastladıklarını incelemekti. Arka planında politik bir ajanda olsa da bu çalışmanın, büyük kısmı merakımdan ileri geliyordu. Fakat eylül ortasında piyasaya çıkan bir kitap, meseleyi benim merak çizgimden çok ötesine taşımış halde karşıma çıktı.

Yeni göç nesli
Kendisi de beş yıl önce Kanada’ya yerleşen Evrim Kuran, aslında bir kuşak araştırmacısı. Daha önce yayınladığı iki kitabı da bunun üzerine yani. Beş farklı kuşağı mercek altına aldığı Telgraftan Tablete adlı kitabı ve Z kuşağı üzerine bir çalışması olan Z:Bir Kuşağı Anlamak eseriyle, bu konuyu Türkiye açısından derinlemesine incelemiş biri. Şimdi de özellikle genç kuşağın Türkiye’den gidişini incelediği Onlar Göçtü Buradan: Türkiye’nin Yeni Göç Nesli adlı kitabıyla karşımızda.

Samed Behrengi’nin kültleşmiş eseri Küçük Kara Balık, Evrim Kuran’ın sık sık referans verdiği bir eser olmuş bu çalışmada. Belli ki uğraştığı alanın ve çalışmanın ötesinde, kişisel olarak da çok seviyor Küçük Kara Balık’ı. Ki zaten, kuşakların birbirinden habersizce kendine yakın hissettiği böyle eserler vardır malum. En bilindik olanı Küçük Prens, ondan sonra Martı: Jonathan Livingston. Bir de bu işte, Küçük Kara Balık. Peki ne anlatıyor Samed Behrengi bu eserde?

İran’da, şah rejiminin yoğun etkisinin görüldüğü yıllarda, bütün baskı ve dayatmalara karşın bir şeyler üretmeye çalışan bir yazar Behrengi. Haliyle, karşılaştığı direnç de onu epey zorluyor. Fakat sanatçının direniş alanı, yine sanatının kendisidir. Hiç değişmeyen bu kural burada da işliyor ve Behrengi, muhteşem bir alegoriyle Küçük Kara Balık’ı yazıyor. Bulunduğu tatlı su ırmağında ailesiyle yaşarken, başka yerleri, denizleri ve okyanusları da görmek, yaşamın oralarda nasıl olduğunu öğrenmek isteyen bir küçük kara balık, ailesinin ve çevresinin bütün itirazlarına rağmen bu yolculuğa yine de çıkıyor. Anne şefkatinden, tanıdık yüzlerin konforundan vazgeçip, nereye doğru gittiği belirsiz bir ırmak boyu yol almak… Buna cesaret edebilmek… Behrengi’nin neyi temsilen bu hikayeyi yarattığı sanırım yeterince açık.

Ekonomik göç, sosyal göç, etnik göç
Evrim Kuran, kitabını şöyle bir ithaf ile açmış: “Her şeye rağmen yola çıkan bütün küçük kara balıklara…” Oldukça duygusal bu giriş, kitapta neyle karşılaşacağımıza dair epey veri sağlıyor. Nitekim, göç edenlerin ağzından dinlediğimiz hikayeler de hayli düşündürücü. Fakat Kuran, duygusal bir hikaye anlatıcısı değil elbette. Bu yüzden ilk sayfalarda akademik şekilde göç olgusunu tartışıyor, açıklıyor ve tarihteki örneklerini karşılaştırıyor. Ardından Türkiye’nin göç tarihi kısmında, özellikle 1960’larda başlayan ilk dalga işçi göçlerinin gelişim sürecinden bahsediyor. 70’li yıllara da yansıyan bu göçleri ekonomik göç sınıfına dahil etmiş. Daha doğrusu, ilk olarak işçilerin gittiği kısım ekonomik göç, ardından gidenlerin aileleri de işin içine dahil olunca bu sosyal göçe dönüşmüş. 1980’de ise bir başka dalga ortaya çıkıyor, 12 Eylül rejiminin baskısı sonucu ortaya çıkan siyasi göçler. 90’larda ise Kürtler üzerinde yoğunlaşan bir dalga var. Bu da etnik göç olarak tespit edilmiş.

2000’ler sonrası ise yepyeni bir dalga. Ki çalışmanın asıl odağı da burası. AKP rejiminin ilk dönemi olarak kabul edilen 2002-2013 arasında belirgin bir ivme gözükmüyor. Fakat özellikle Gezi Direnişinden sonra ortaya çıkan politik iklim ve buna ek olarak istikrarlı şekilde kötüye giden ekonomik koşullar, işsizlik, yaşam tarzına müdahalelerle birlikte, günümüzün göç dalgası belirginleşmeye başlıyor. Bu kez gidenler daha öncekiler gibi iş bulup çalışmaya ya da siyasi olarak sığınmaya gitmiyor. Bu kez gidenler, çoğunluğu genç, lise ya da üniversite sonrası eğitimine yurtdışında devam etmeye karar verenler. Yüksek lisans, doktora, doktora sonrası gibi programların yanısıra, doğrudan ilk lisans eğitimini yurtdışında almayı seçenler de oldukça fazla. Evrim Kuran bu istatistikleri, öne çıkan köklü liselerin mezunları üzerinden oluşturup detaylı bilgiler de vermiş.

Kaçış göçü
Hal böyleyken, bu son dalgaya hem beyin göçü, hem eğitim göçü hem de bir kaçış gözüyle bakabiliriz sanıyorum. Çünkü iktidarın hedeflediği kurumların başında eğitim geliyor. Köklü liselerin proje okullarına çevrilip tepeden atamalarla yönetimlerinin değiştirilmesi, üniversitelere kayyum rektörlerin atanması, akademisyenlerin itibarsızlaştırılarak mesleklerinden uzaklaştırılmaları ve bunun gibi birçok sebep, Türkiye gençliğinin eğitim ve gelecek planlarında karamsarlığa kapılmalarına sebep oluyor. Buldukları çözüm de, burayı terk edip, yeni bir yaşam inşa etmek. Elbette bu yaklaşımın doğruluğu ya da çözüme götürüp götürmeyeceği tartışılır. Kimilerine göre bu ‘kaçış’ refleksi, bulunduğu yerdeki şartları değiştirmek varken onu tercih etmemek, bireysel bir dünya görüşüne sahip olmak olarak görülüyor. Ki bir noktada haklı bir eleştiri. Fakat genç kuşağın büyük kısmının, alternatifini dahi düşleyemediği bir probleme dönüşmüş durumda AKP Türkiyesi. Kendi adıma, onlara bu konuda tepki göstermeyi acımasızca bulduğumu söyleyebilirim.

Eğitim göçü
Evrim Kuran, başka yerlere göç etmiş birçok kişinin deneyimlerini de tarafımıza aktardıktan sonra, çalışmanın son kısmında çözüm önerileri de sunmuş. Her ne kadar, Türkiye’deki kapitalist sistemi iyileştirmeye dayalı bir takım liberal öneriler olsa da, günümüz gerçekliğini göz önüne aldığımızda çözüm önerilmesi dahi olumlu bir yaklaşım. Söz konusu ‘eğitim göçü’nü durdurmanın yollarından biri, eğitimi ve istihdamı iyileştirmek çünkü. Daha büyük ve köklü bir çözüm olan devrimin şartları oluşana kadar en azından... Çünkü günümüze kadar, belli bir oranda tercihe dayalı gelişen bu göçler, artık yavaş yavaş bir zorunluluğa dönüşme eğiliminde olacak. İklim krizinin, ekonomik savaşların, işgallerin, sömürünün etkisini artırarak devam ettiği bir dünyada yaşarken, ülkelerin sınırlarını aşan bir yaşam ideali ortaya koymamız zorunlu hale gelecek. ‘Ayrıcalıklı’ ülkelerin ayrıcalıklı insanları ile ‘üçüncü dünya’ ülkelerinin ‘sıradan’ insanlarının şartları eşitlenene kadar kimse güvende olmayacak. Fizikteki malum kural gibi. Sıcak ve soğuk arasındaki akım, ancak iki ısı da eşitlenene kadar sürer. Eğer yer değiştirilmesini istemiyorsak, bütün dünyayı ayrıcalıklı hale getirmekten başka çaremiz yok.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.