• Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tutsaklarda bir beklenti yarattığını ancak sürecin henüz cezaevlerindeki temel sorunlarda kapsamlı bir değişiklik yaratmadığını belirten İHD Merkez Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Yusuf Erdoğan, başta hasta tutsakların serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.
  • Yusuf Erdoğan, “Yeni hapishaneler aslında bir bakıma ‘muhalifler’ için yeni mekanlar oluşturmaktır. Şu anda ciddi bir kapasite artışı sorunu olması da bundan kaynaklanmaktadır. Tutuklamaların yaygın olarak yargı makamları tarafından uygulanması da bunu doğrulamaktadır” diyor.

MIHEME PORGEBOL

Türkiye’de gündem çok hızlı değişiyor. Bugün Türkiye’nin ana gündemini belirleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında da birçok söylem, yaklaşım ve ölçü değişti. Dün söylenemeyen birçok şey bugün Meclis'te söyleniyor, alkışlanıyor. Nereden baktığınıza bağlı olarak büyük bir kazanım şeklinde de tarif edilebilecek bu dönüşümün bir bedeli vardı. O bedeli ödeyenler için hiçbir şey değişmedi; en ağır koşullara karşı direniyor ve mücadele etmeye devam ediyorlar.

Adeta bir yönetim rejimi gibi, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen esaret mekanizması, Türkiye’de hâlâ en çok kulak tıkanan, göz ardı edilen konuların başında. Oysa cezaevleri keyfi uygulamalar, ağır hak ihlalleri, işkence ve ölümlerle kaynıyor. Biz de Türkiye ve Kürdistan’da bulunan, birbirinden farklı dinamik ve özelliklere sahip kimi cezaevlerini bu dosyada mercek altına aldık. 

Espiye L Tipi, Balıkesir L Tipi, Van F Tipi ve Antalya Yüksek Güvenlikli cezaevlerinin inceleneceği 5 bölümlük dosyanın ilk bölümünde İHD Merkez Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Yusuf Erdoğan’la Türkiye’de cezaevlerinin genel durumunu, içinden geçtiğimiz tarihsel aralıkta cezaevlerine yaklaşım ve önerilerini konuştuk.

Bugünkü cezaevleri

Türkiye ve Kürdistan’da cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı mücadele yürüten kurumların başında on yıllardır İnsan Hakları Derneği (İHD) gelir. İHD hem yerellerdeki komisyonlar hem de Merkez Hapishane Komisyonu’nun çalışmalarıyla cezaevlerinin tarihinin hem tanığı hem de öznesi olageldi. Merkez Hapishane Komisyonu, spesifik olarak cezaevleri alanında çalışan en eski kurum olma özelliğini de taşıyor. Biz de İHD Merkez Hapishaneler Komisyonu Eşsözcüsü Yusuf Erdoğan’la Türkiye ve Kürdistan’daki cezaevlerinin genel durumunu, ihlalleri, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin cezaevlerine nasıl yansıdığını ve önerilerini konuştuk. Erdoğan, cezaevlerinde tecrit, kapasite yetmezliği, hasta tutsakların tedavi ve tahliye süreçleri, İdare ve Gözlem Kurullarının uygulamaları, ana dilde iletişim hakkına yönelik kısıtlamalar ve ailelerin karşı karşıya kaldığı sorunların devam ettiğini belirtti. Erdoğan’a göre ayrıca siyasi tutsaklar da kimlikleri nedeniyle ayrımcı uygulamalara maruz bırakılıyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tutsaklarda ve ailelerinde önemli bir beklenti yarattığını ancak sürecin henüz cezaevlerindeki temel sorunlarda kapsamlı bir değişiklik yaratmadığını belirten Erdoğan, hasta tutsaklar başta olmak üzere siyasi tutsakların serbest bırakılması, yasal düzenlemelerin gecikmeden yapılması ve sürecin kapsayıcı güvencelerle ilerletilmesi gerektiğini vurguladı.

Sürekli tecrit politikası

Cezaevlerindeki mevcut hak ihlallerini değerlendirirken Türkiye’nin infaz rejiminin tarihsel gelişimine bakılması gerektiğini belirten Erdoğan, özellikle 19 Aralık 2000’den sonra tecrit politikalarının farklı biçimlerde derinleştirildiğini söyledi. Günümüzde de en temel sorunun tecrit politikaları olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Özellikle yeni tip veya kuyu tipi olarak adlandırılan birçok hapishane yakın tarihsel dönemde inşa edilmiştir. Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumları, S Tipi ve Y Tipi gibi hapishaneler tamamen mahpusların tecrit edilmesine dayanan; mahpusların birbirleriyle iletişimini asgari düzeye indiren politikaların hakim olduğu hapishanelerdir. Bu tip hapishanelerde mahpuslar çoğu zaman tek kişilik hücrelerde veya sınırlı sayıda mahpusla birlikte kalmakta ve mahpuslar çoğunlukla 'aynı odada' kaldıkları mahpuslarla ortak alan, sohbet, spor vb. faaliyetlere katılabilmektedirler. Gerçekten de ziyaret ettiğimiz hapishanelerde mahpuslarla görüşmelerimizden de edindiğimiz bilgilere göre Yüksek Güvenlikli Cezaevi (YGC) ve S tipleri özellikle bu açıdan tam bir tecrit etme politikasına dayanan uygulamaları uzun yıllardır sürdürmektedirler. Öyle ki F Tipi hapishanelerden daha ağır koşulların olduğunu söylemek mümkündür. Bu tip hapishanelerde mahpuslar fizyolojik ve psikolojik birçok rahatsızlık ile karşı karşıya kalabilmektedir. Zira odaların boyutu ve mahpusların birbirleriyle iletişimin en aza indirildiği bir hapishane modelinden bahsediyoruz. Bu tip hapishaneler tecrit etme, kişiliksizleştirme, sosyalleşmenin engellenmesi, iletişimin sıfıra indirilmesi gibi uygulamalar ile tecrit politikasının geliştirilmiş ve güncellenmiş halidir. Aynı zamanda bu tip hapishanelerde özellikle son yıllarda birçok şüpheli mahpus olayının da yaşandığını biliyoruz” dedi. 

Kampüsler ve yeni konsept

Geçmişe yaptığı referanslarla bir farkı hatırlatmak istediğini belirten Erdoğan, ekliyor: “Türkiye’de hapishaneler geçmişte mahpusların koğuş adı verilen yerlerde tutulduğu bir mimariye sahipti; tabii 2000 yılından sonra bu durumun değiştiğini belirttim. Ancak bu değişimin yanı sıra hapishane inşa modellerinde de bir farklılık da ortaya çıktı. Geçmişte hapishaneler genellikle şehir içlerinde ve dağınık bir halde bulunuyordu. Tabii hapishanelerde kapasite bu kadar fazla değildi. Yakın tarihte hapishaneler kampüs denilen yani belirli bir alanda birçok tip hapishanenin bulunduğu kompleks olarak inşa edilmeye başlandı. Genellikle de şehir merkezlerine çok uzak yerler tercih edildi. Şunu söylemek için belirtiyorum bu hususu; kampüs hapishane sistemi birçok yeni tip hapishanenin yanı sıra, aileler ve avukatların ulaşımını güçleştiren, hatta bazı kampüslerde davaların görüleceği duruşma salonlarının bulunduğu ve mahpusların olabildiğince kampüs dışına çıkmasını engellemeyi hedefleyen bir sistemi ortaya çıkardı. Yani yeni tip hapishaneler ile toplumdan tamamen izole edilme mantığıyla hapishane içinde hapishane; tecrit içinde tecrit sistemi hayata geçirildi. Yeni hapishane inşa etme çoğu zaman kapasite sorununa çözümle ilişkilendirilse de güncelde devam eden kapasite sorununa bir ‘çözüm’ üretmez; üretememektedir. İktidarın politikası hapishane inşa etmeyi bir ‘hizmet’ olarak görme, kendi mantıklarıyla ‘suçla mücadele’ ve ‘rehabilite etme’ olarak adlandırılsa da biliyoruz ki yeni hapishaneler yeni mahpuslar demektir. Yeni hapishaneler aslında bir bakıma ‘muhalifler’ için yeni mekanlar oluşturmaktır. Şu anda ciddi bir kapasite artışı sorunu olması da bundan kaynaklanmaktadır. Tutuklamaların yaygın olarak yargı makamları tarafından uygulanması da bunu doğrulamaktadır.”

Ringlerde kelepçeli sağlık hakkı

Cezaevlerindeki en temel sorunlardan ve kendilerinin de en temel mücadele alanlarından birinin hasta tutsakların durumu olduğunu belirten Erdoğan, tedaviye erişim, hastane sevkleri ve tahliye süreçlerinde ciddi sorunların devam ettiğini söyledi. Bazı cezaevlerinde hastane randevularının uzun süreler sonrasına verildiğini, ağır hastalığı bulunan tutsakların ise çeşitli gerekçelerle tahliye edilmediğini aktaran Erdoğan, özellikle siyasi nedenlerle cezaevinde bulunan hasta tutsaklar bakımından Adli Tıp Kurumu’nun tutumunun önemli bir sorun alanı oluşturduğunu belirtti. 5275 sayılı yasa kaynaklı engeller ve infaz erteleme süreçlerinin yavaş işlemesinin sağlık hakkının yanı sıra yaşam hakkı ihlallerine de yol açabildiğini ifade eden Erdoğan’ın anlattıklarına göre, tedavi süreçlerinde de çeşitli olumsuz uygulamalarla karşılaşılıyor. Kimi cezaevlerinde hastane sevki öncesinde ağız içi arama dayatması sürerken bu uygulamayı kabul etmeyen tutsaklar ise hastaneye götürülmüyor. Ring araçlarının uygun olmayan koşulları, hastanelerde hijyen sorunları ve kelepçeli muayene uygulaması da devam ediyor. Kelepçeli muayeneyi reddeden tutsaklar tedavi edilmeden cezaevine geri götürülüyor. Erdoğan, hasta tutsakların tutulduğu R Tipi cezaevlerinin de sorunlardan bağımsız olmadığını ayrıca vurguluyor. İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun 10 Mart 2025 tarihinde yayımladığı R Tipi Hapishane Raporu’na işaret eden Erdoğan, bu cezaevlerinde de hak ihlallerinin ileri düzeyde olduğunu hatırlatıyor.

Gözlem kurulları iptal edilmeli

Kuruldukları günden bu yana tutsakların tahliyelerinin önündeki önemli engellerin başında gelen ve oldukça tartışılan İdare ve Gözlem Kurullarının objektif kriterlerden tamamen uzak olduğunu ve kimi zaman kendisini bir yargılama makamı gibi konumlandırdığını söyleyen Erdoğan, kurullarda özellikle siyasi tutsaklara yöneltilen soruların içeriğine vurgu yaptı: “Yakın zamanda da örneklerine rastladığımız gibi her ne kadar bir puanlama sistemine göre bu kararların verildiği belirtilse de tarafımıza yapılan başvurular ve belgelerden de anladığımız üzere sorulan soruların siyasi mahpuslara pişmanlık dayatan, bir fikri açıklamaya zorlayan tutumuyla; mahpusların özgürlüklerinden mahrum bırakılmasıyla sonuçlanan uygulamayı devam ettirmektedir. Bu kurulu yetkili kılan yönetmeliğin iptali için İHD olarak aslında iptal davası açtık ama 2021 yılından bu yana henüz kesin bir karar verilmedi.”

Bir röportaja sığmaz

Bir diğer başlık ise iletişim ve bilgi edinme hakkı… Erdoğan, bu konuya ilişkin de “Hapishanelerde çokça karşılaştığımız diğer sorun alanları ise mahpusların dış dünyadan bilgi almasını sağlayan gazete, dergi gibi yayınlara ulaşmada yaşatılan zorluklardır. Birçok hapishanede, mahpuslar Yeni Yaşam, Azadiya Welat vb. gazetelerin kendilerine verilmediğini; yine hapishanede tutuldukları odada izledikleri TV kanalları ile ilgili ise muhalif olarak adlandırılan kanalların engellendiğini belirtmektedir. Açıktır ki bu engellemeler mahpusların gerek haber alma gerekse de dış dünya ile bağlarını büyük ölçüde engellemeye yöneliktir” ifadelerini kullanıyor.

Erdoğan, ayrıca şöyle vurguluyor: Bu ihlaller tutsaklarla sınırlı kalmıyor; aileler de doğrudan mağdur oluyor. Özellikle siyasi tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerinde tutulması, sevk taleplerinin reddedilmesi, ailelerin binlerce kilometre yol kat etmek zorunda kalması ve bu yolculuklarda yaşanan kazalar, tecridin cezaevi dışındaki boyutunu oluşturuyor. Anneleriyle birlikte cezaevinde kalan çocukların eğitim ve sosyalleşme gibi temel haklardan yeterince yararlanamaması da devam eden önemli sorunlardan biri. Bunun yanı sıra işkence ve kötü muamele iddiaları da sürüyor. Özcan Aksu’nun cezaevinde yaşamını yitirmesine ilişkin işkence ve kötü muamele iddiaları bu açıdan son ve önemli bir örnek. Bunların etkin biçimde soruşturulmaması ise cezasızlık algısını güçlendirerek kötü muamelenin olağanlaşmasına zemin hazırlıyor. Oysa hukuk devleti, bu iddiaları peşinen reddetmek yerine etkili soruşturma yürütmek ve ihlalleri önlemekle yükümlüdür. Oysa bir röportajın çerçevesi içerisinde anlatılamayacak kadar yoğun hak ihlalleri yaşanıyor.

Her konuda siyasi ayrımcılık

Erdoğan, siyasi nedenlerle cezaevinde tutulmanın başlı başına bir ayrımcılık olduğunu vurgulayarak, siyasi tutsakların ‘tehlikeli’ olarak kodlanmasının cezaevi uygulamalarına da yansıdığını söyledi. Erdoğan, siyasi tutsakların iletişimlerinin sınırlandırılmasının tecrit politikasının önemli bir boyutu olduğunu, pandemi sonrasında ortak alan, sohbet ve atölye faaliyetlerinin kısıtlandığını veya uygulanmadığını belirtti. İdare ve Gözlem Kurulları'nın ‘iyi hal’ değerlendirmelerinin de siyasi tutsakların tahliyelerinin ertelenmesine yol açtığını ifade etti. Siyasi tutsakların ana dillerini kullanma konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Erdoğan, Kürtçe kitap ve mektuplara erişimde engellemeler bulunduğunu, sağlık hizmetlerinin de çoğu zaman ana dilde sunulmadığını söyledi. Erdoğan, siyasi tutsaklara yönelik uygulamalarda standart bulunmadığını, yaklaşımın siyasi koşullara ve hatta cezaevinden cezaevine değişebildiğini belirtti. Tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerinde tutulduğunu ve sevk taleplerinin çoğunlukla reddedildiğini aktaran Erdoğan, görüntülü görüşme hakkından yararlanma konusunda da eşitsiz uygulamalar bulunduğunu kaydetti.

Beklenti güvene dönüşmeli

Tüm bunların ışığında “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin cezaevlerine, tutsaklara ve ailelere nasıl bir yansıması oldu ve oluyor? Ailelerin beklentisi nedir?” şeklinde ilettiğimiz soruyu da yanıtlayan Erdoğan, şöyle dedi: “Bahsettiğim gibi hapishanelerdeki ihlaller hapishaneden hapishaneye bazen değişiklik göstermekle birlikte temel sorunların devam ettiğini ifade edebilirim. Sürecin başlamasından bu yana geçmişte olduğu gibi rutin ziyaretlerde mahpusların süreçle ilgili görüşleri ve beklentilerini de dinleme fırsatı buluyoruz. Açıkçası ihlaller açısından olumlu bir gelişmenin ‘tam’ yansımasını görmüş değiliz. Halen belirttiğim temel sorunlar varlığını sürdürüyor. Tabii süreçle birlikte mahpuslarda ve ailelerde ciddi bir beklenti olduğunu ifade etmek isterim. Özellikle yasal güvence ve mahpuslara etkileri konusunda hem içeride hem dışarıda ailelerde bir kaygı halinin olduğunu; bir güvensizliğin olduğunu belirtebilirim. Siyasi mahpusların ve ailelerin temel beklentisi; hasta mahpuslar başta olmak üzere siyasi mahpusların ayrımsız bir şekilde serbest bırakılmasıdır. Ancak süreç uzadıkça bu beklenti öfkeye ve güvensizliğin artmasına da neden olmaktadır. Söz gelimi biliyorsunuz süreçle ilgili ilk yasal adım atıldı ve meclisten de yasa teklifi geçmiş oldu. Ancak MGK kararına bağlanan bir yasa uygulanma sürecine tanıklık edeceğiz. Hem mahpuslar hem de aileler bu sürecin ne kadar zaman alacağı ile ilgili kaygılılar. Beklentilerin biri de bu sürecin hızlandırılması ve devamı yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesidir. Tabii yasa yürürlüğe girdikten sonra da mahpuslar ve aileleri için şöyle bir risk söz konusu; yasadan faydalanmak başvuru yapılması durumunda gerçekleşecek bir durumdur. Yani yasal başvuru sürecini takip etmeleri gerekecek. Ancak hapishanede aileleri ile iletişimi olmayan veya avukat yardımından yararlanamayacak mahpuslar olduğu gerçeğini de düşünürsek bu hususta bir düzenlemenin yapılması elzemdir. Bir diğer husus aslında yasanın bazı mahpuslar açısından uygulanamayacağı ile ilgili kısıtlamalar da mahpuslar ve aileler tarafından eleştirilen hususlardandır. Özellikle 2005 öncesi ve sonrası gibi ayrımlar aslında hem hukuken uygun değil hem de sürecin ruhuna uygun düşmüyor. Barış süreci yasalarının daha kapsayıcı olması mahpuslar ve ailelerin temel beklentileri arasında olmaya devam ediyor.”

https://www.ihd.org.tr/icerik/yeni-rapor-r-tipi-hapishaneler-ve-bu-hapishanelerde-yasanan-hak-ihlalleri-raporu