Öz savunma ile 25 Kasım’a doğru

Sara AKTAŞ yazdı —

19 Kasım 2020 Perşembe - 22:32

  • Kuşkusuz Kürt kadınları geliştirdikleri meşru ve ahlaki öz savunma anlayışı ile yabancılaştırıldıkları tüm değerlerinin farkına vararak kendini, tüm kadınları ve toplumu savunmaktadır.

 

 

Günümüzde eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınların sokaklarda yaktığı isyan ateşi, Kürt kadınlarının kadın kırımına karşı deneyimlediği öz savunma pratikleri, kürtaj hakkı, eşit ücret mücadelesi için başlatılan kadın grevleri, taciz ve tecavüze karşı Las Tesis dansıyla erkek egemen sistemlere karşı kadınların başkaldırısı tüm dünyada kadınların topyekün direnişe geçtiğini gösteriyor. Kadınlar bu isyan ateşiyle yeni bir 25 Kasım’a hazırlanırken öz savunma ihtiyacı dünyanın tüm ülkelerinde farklı biçimlerde ve renklerde ön plana çıkıyor.

Kuşkusuz kadınlar ismi konulmamış olsa da yüzyıllardır toplumsal, siyasal, sosyal, hukuki, idari gibi pek çok alanda var olan eşitsizliklere ve toplum içindeki rollerine karşı mücadele etmişlerdir. Özellikle 19. yüzyılın ortalarından itibaren kadınların erkeklerle eşit statü, eşit haklar ve özgürlükler için verdikleri mücadeleler feminizm kavramını ortaya çıkardığı gibi aynı zamanda kadınların öz savunma dinamiklerinin de açığa çıkaran bir süreç olarak yorumlanabilir. Bu bakımdan kadınların ataerkil toplumsal yapının baskısından kurtulma ve özgürleşmesi hareketleri günümüze kadarki süreçte epistemolojik dönüşümler geçirmişse de cinsiyet ayrımcılığına karşı tavır alan, kamu ve özel bütün alanlarda kadınların maruz kaldığı baskıların ortadan kaldırılmasının gerekliliğini savunan ve ataerkil yapılanmaların önüne geçerek kadınların meşru haklarına ulaşmada mücadele eden tüm yaklaşımları öz savunma olarak değerlendirebiliriz.

Örneğin Asya kıtasında erkek egemen sistemin sömürüsüne başkaldıran Hindistanlı kadınlar da, şiddete ve tacize karşı öz savunma birlikleri kuran Bangladeşli kadınlar da kendini savunuyor. Avrupa’da ataerkil yasalara itiraz eden binlerce Polonyalı kadının kürtaj yasaklarına karşı örgütledikleri eylemler de erkek egemenliğine karşı verilen bir öz savunmadır. Latin Amerika Meksika’da meydanları dolduran kadınların, yasaların, yetkililerin, medyanın ve tacizi normalleştiren tüm eril yapıların cinsel şiddet ve tacizini protesto eden eylemleri de öz savunmadır. Kadına yönelik şiddete ve ayrımcılığa karşı Peru’da Ni una menos (bir kadın daha eksilmeden) platformunun eylemlerinden, kadınlara yönelik şiddet ve tacizlerin danslı protestosu olan Las Tesis’in Şili'den çıkıp tüm dünyaya kadınların isyanı olarak yansımasına kadar, kadın mücadelesinin tüm dünyayı saran çeşitliliği öz savunmadır. 

Hal böyleyken parçalanmış bir ülkenin ve yok sayılmış bir kimliğin temsilcisi olan Kürt kadınlarının, tüm bu öz savunma pratiklerini aşan zihinsel düzlemde Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve pratik düzlemde militan bir mücadele anlayışı ile Ortadoğu’nun tüm kültürlerini, topluluklarını, dillerini ve renklerini yok etmek üzerine kurulu olan erkek sistemlerine meydan okuyuşları apayrı bir sinerji yaratmakta, çokça konuşulmaktadır. Dahası yarattıkları bu devrimci sinerji ile kadın hareketlerinin öz savunma anlayışını ete kemiğe büründürmekte ve böylelikle erkek egemen sistemlerin baş düşmanları haline gelmektedirler.

Tüm bunların yanı sıra Kürt kadınlarının Türk faşist rejiminin devlet siyasetine dönüşen sistematik şiddetine karşı; kadınları İslam adı altında iradesizleştirip katleden İran rejimine karşı; tecavüzü savaşın sistematik bir aracı olarak kullanan Suriye rejimine karşı; ve kadınları köleleştirip seks köleleri olarak satan IŞİD barbarlığına karşı muhteşem direnişi yüzyılın kadın öz savunma anlayışı olarak şekillenmektedir. Nitekim Kürt kadınları söz konusu meşru öz savunma anlayışları ile erkek zor anlayışını yerle bir etmektedirler. Bu bakımdan Kürt kadınlarının ideolojik repertuarına dayanan öz-savunma anlayışı, toplumun korunması için fiziksel savunmanın ötesinde sosyal ve siyasal tüm mekanizmaların oluşturulmasını içererek dünyadaki tüm kadınlara ilham kaynağı olmayı başarmaktadır.

Kuşkusuz Kürt kadınları geliştirdikleri meşru ve ahlaki öz savunma anlayışı ile yabancılaştırıldıkları tüm değerlerinin farkına vararak kendini, tüm kadınları ve toplumu savunmaktadır. Egemen sistemlerin ve hiyerarşinin kadınlara ve tüm topluma öncelikle ideolojik düzlemde saldırdığını; bu nedenle de eğer kadınlar ve toplum savunulacaksa öncelikle ideolojik zeminde mücadele edilmesi gerektiğinden hareketle radikal bir ideolojik öz savunma anlayışı ile hareket etmektedirler. Salt fiziki öz-savunma anlayışını aşan Kürt kadınları özgür yaşamın öncü militanları olarak radikal bir toplumsal değişime öncülük etmekte, kadınların ise tüm dünyada kolektif güçlenmesini öngörmektedirler. Bu kolektif güçlenme anlayışı, kadınların farklı ülkelerde ve farklı öz savunma yöntemlerini kullanarak hayatlarını savunmalarına da imkan vermektedir.

Dolayısıyla 25 Kasım’a sayılı günler kalırken, kanımca tüm dünyada kadınların Kürt kadınlarının oluşturduğu öz savunma hattını esas alarak, hem ideolojik zeminde hem de elinin altında her ne varsa onunla kendini savunmanın meşruiyetine inanması ve kollektif mücadeleyi büyütmesi hayati bir önem taşımaktadır. Kuşkusuz kadına yönelik şiddetin kırım düzeyine geldiği günümüzde kadınların her nerede bulunuyorsa orada öz savunmasını sağlaması, erkek egemen yapıyı çatırdatacağı gibi kadınların kendi tarihlerini yazmalarının da yolunu açacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.