Pakistan’ın arabuluculuk riski

Dünya Haberleri —

İslamabad'da bir afiş/foto:AFP

İslamabad'da bir afiş/foto:AFP

  • İran’ın savaşı Körfez ülkelerine yayması Pakistan’ın arabulucu rolünü arttırdı. Petrol ve doğalgazın büyük kısmını Ortadoğu'dan satın alan ve Afganistan’la çatışma halinde olan Pakistan, ABD-İran müzakerelerinin çökmesi durumunda yeni iç krizlere sahne olacak.

ABD ve İran arasındaki görüşmeler bu hafta sonu Pakistan’ın başkenti İslamabad’da başlıyor. Kırılgan ateşkes sürerken ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan petrol geçişine izin verme konusunda anlaşmaya uymadığını belirtti. Müzakereler öncesinde Trump, "Bu bizim yaptığımız anlaşma değil" dedi ve Tahran'ı gemilerden “geçiş ücreti” almaması konusunda tehdit etti. Daha önce İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney, boğazın yönetiminin "yeni bir aşamaya" girdiğini söylemişti. Ancak 9 Nisan itibarıyla, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana boğazdan yalnızca 11 geminin geçtiği belirtiliyor. 

Taraflar görüşmeye hazırlanırken, dikkatler savaş sürecinde arabulucu rolü üstlenen Pakistan’a çevrildi. İran’la uzun bir kara sınırına sahip olan ve büyük bir Şii nüfusu barındıran Pakistan’ın, Tahran nezdinde “güvenilir bir aktör” olarak görüldüğü ifade ediliyor. Aynı zamanda ABD’nin “NATO dışı ana müttefiki” olan Pakistan’ın, topraklarında ABD askeri üssü bulundurmaması da İran açısından önemli bir “güven” unsuru olarak değerlendiriliyor.

İslamabad, genellikle yüksek riskli diplomatik süreçlerde arabulucu olarak görevlendirilmez; ancak bu kez hem Washington ve Tahran’la nispeten iyi ilişkilere sahip olması hem de savaşın çözüme kavuşturulmasında büyük çıkarı olması gibi çeşitli nedenlerle bu rolü üstlendi.

Pakistanlı hükümet yetkilileri, kamuoyuna duyurdukları barış girişiminin haftalar süren sessiz diplomasi sürecinin ardından geldiğini belirtti, ancak bu konuda pek fazla ayrıntı vermedi. Dolaylı görüşmelerde İran'ın irtibat noktası olarak kimin görev yaptığı hâlâ belirsizliğini koruyor. Ancak Pakistanlı yetkililere göre, ABD'den İran'a mesajlar iletiliyor ve İran'ın yanıtları Washington'a aktarılıyordu.

Görüşmeler sürerken, Trump geçtiğimiz hafta sonu İran’ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaması halinde "ülkenin tamamının yok edilebileceğini" söylemişti. “Bir medeniyet bu gece yok olacak" diye eklemişti. Arka perdede yürütülen çalışmaların ardından Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif,  anlaşmaya varmak ve gerginliğin tırmanmasını önlemek için zaten perde arkasında çalışmalar yürütüyordu.

Ardından Şahbaz Şerif 7 Nisan’da, “Büyük bir tevazu ile İran İslam Cumhuriyeti ve ABD’nin müttefikleriyle birlikte derhal ateşkes konusunda anlaştıklarını duyurmaktan memnuniyet duyuyorum” sözleriyle ateşkese varıldığını açıkladı.

Körfez’deki gerilim etkisini arttırdı

Önceki ABD-İran müzakereleri ağırlıklı olarak Umman ve Katar da dâhil olmak üzere Ortadoğu ülkeleri tarafından kolaylaştırılmıştı, ancak İran’ın savaşı Körfez ülkelerine yayması Pakistan’ı devreye koydu. İslamabad'ın Körfez ülkeleriyle yakın stratejik bağları bulunuyor ve geçen yıl bu ülkelerle bir savunma işbirliği anlaşması imzaladı. Ancak Pakistan'ın, Filistin devletinin tanınması meselesi nedeniyle İsrail’le diplomatik ilişkisi yok. Öte yandan, ABD-Pakistan ilişkilerinin geçen yıldan bu yana diplomatik temasların artması ve ekonomik bağların genişlemesiyle iyileşti. İslamabad ayrıca, kendi ülkesindeki İslamcıların muhalefetine rağmen, Gazze'de barışı sağlamayı amaçlayan Trump'ın Barış Kurulu'na katıldı.

Savaş sürerse iç gerilim de artar

Analist Syed Mohammad Ali, AP’ye savaşın Pakistan tarihinin "en büyük ekonomik ve enerji güvenliği sorunlarından" bazılarını oluşturduğuna işaret etti. Pakistan, petrol ve doğalgazının büyük kısmını Ortadoğu'dan satın alıyor, Arap ülkelerinde çalışan 5 milyon Pakistanlı her yıl ülkenin toplam ihracat gelirine yaklaşık olarak eşit miktarda döviz gönderiyor. Bunun yanı sıra küresel petrol krizi ülkede petrol fiyatlarının yüzde 20 artmasına neden oldu ve bu durum Şerif hükümeti üzerinde baskı oluşturdu. Savaş, Pakistan'ın Afganistan’la aylardır süren çatışmasıyla denk geldiği bir dönemde, iç karışıklığı da artırıyor.

Bu ayın başlarında, ABD-İsrail-İran savaşının ardından ülke genelinde protestolar patlak verdi.  Özellikle Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından bir gün sonra Karaçi'de çıkan çatışmalarda en az 22 kişi öldü ve 120'den fazla kişi yaralandı. 1 Mart'ta Karaçi'deki ABD Konsolosluğuna baskın düzenlendi; 12 kişi öldürüldü. Dolayısıyla müzakerelerin çökmesi doğrudan Pakistan’da yeni iç krizleri de beraberinde getirmiş olacak.

Şahbaz Şerif ve Donald Trump/foto:AFP

Lübnan belirsizliği

Ateşkeste çatlağa neden olan Lübnan, taraflar arasında gerilimi yükseltmeye devam ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan'da Hizbullah’a yönelik saldırıların sonlandırılması için artan uluslararası çağrıların ardından, kabinesine Lübnan ile "en kısa sürede" doğrudan müzakerelere başlanması talimatını verdiğini duyurdu. Ancak aynı zamanda Lübnan'da "ateşkes olmadığını" vurgulayarak İsrail'in Hizbullah'ı "güç kullanarak vurmaya devam edeceğini" söyledi. İsrail ordusunun 8 Nisan'da Lübnan genelinde yoğunlaştırdığı saldırılarda ölü sayısı 300'ü, yaralı sayısı da 1150'yi geçti.

Kim taviz verecek?

Hafta sonu yapılacak görüşmede ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlık ederken, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner da heyette yer alıyor. İran tarafında ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin müzakerelere liderlik etmesi bekleniyor. Masada tarafların nelerden taviz vereceği kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

Trump,  “İran'ın komşularına saldırma kapasitesini ortadan kaldırmak, nükleer programını yok etmek ve İran halkının hükümeti devirmesini kolaylaştıracak koşullar yaratmak” gibi üç ana hedefine ulaşmadı. İran'ın ise büyük tavizler vermesi beklenmiyor. Hürmüz Boğazı'nı kapalı tutarak karşı tarafa ekonomik açıdan büyük zarar vermeye devam edebileceğini gösterdi.

Ayrıca tarafların masaya farklı taleplerle oturması da görüşmeleri zorlaştıracak. İran’ın sunduğu 10 maddelik plan, Hürmüz Boğazı üzerinde denetim, ABD güçlerinin Ortadoğu’dan çekilmesi ve müttefik gruplara yönelik operasyonların durdurulması gibi başlıkları içeriyor. ABD tarafı ise İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokundan tamamen vazgeçmesini “müzakere edilemez” bir ön koşul olarak değerlendiriyor. HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.