Pieta Heykeli, Berfo Ana, Emine Ana

Sara AKTAŞ yazdı —

3 Haziran 2021 Perşembe - 22:38

  • Berfo Ana unutmalara izin vermemenin imgesi olarak tarihte yerini aldı. Emine Ana her gün inat ve ısrarla sürdürdüğü adalet nöbetiyle tarihselleşiyor. Meryem Ana, başına gelenleri sessiz bir vakurlukla kabullenirken Berfo Ana ve Emine Ana direngen duruşları, ellerinde sıkıca tuttukları oğullarının fotoğrafları ile Meryem’in aksine dirençli, mücadeleci, hakkını arayan annelerin cesaretinin timsali olmakta ve zalimlere meydan okumaktadır. 

Michelangelo’nun 1499 yılında, henüz 24 yaşında iken, San Pietro bazilikası için yaptığı “Pieta” heykelinde yer alan figürlerden biri Meryem Ana figürüdür. Pieta; İsa’nın çarmıhtan indirildikten sonra, kucağında oğlu, ölü İsa’yı tutan Meryem’in resmedilmesine dayanıyor ve sanat tarihi boyunca acı çeken, haksızlığa uğrayan, katledilen kadın ve çocuklarının sembolü olarak kabul ediliyor. Vatikan’da St. Pietro bazilikası içinde bulunan bu heykel, ölü İsa’yı kollarında tutan Meryem betimlemesi, hiçbir yazılı kaynağa dayanmayan, ancak İsa’ya yakarış öyküsünden esinlenilen bir temadır. İsa’nın bedeni üzerinde uygulanan ve Meryem’e yaşatılan işkence bedenler üzerinden geliştirilen cezalandırılmanın en tipik örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

Tarih boyunca iktidarlar, özellikle 17. yüzyıldan önce, bedenlerin cezalandırılmasını yakarak, parçalara ayırarak, işkence ederek acımasız yöntemlerle yapmış, cezalandırmaları özellikle kent ve kasaba meydanlarında, halkın gözü önünde, törensel bir işleyişle sunmuş ve beden üzerinden iktidarın güç gösterisine dönüştürmüştür. Ortaçağ boyunca da bedenin günahkârlığına ve cezalandırılması gerektiğine inanılmıştır. 17. Yüzyıldan sonra beden üzerindeki tahakkümün denetimi, daha incelmiş beden teknolojileriyle yapılmaya başlanmış ve 19. yüzyıl başlarına kadar biyo-iktidarın temel araçları olarak devreye girmiştir. Foucault’nun, bu dönemi bio-politik kontrol ve iktidar çağı olarak ele alması bu yüzdendir. İktidarların muhaliflerin bedenlerine uyguladığı vahşet, okullardan, askeri kurumlara, hapishanelerden akıl hastanelerine kadar sistematik bir hal alarak hayatın her alanına nüfuz ettirilmiştir. Türkiye’de neredeyse her on yılda bir yapılan darbelerle iktidar karşıtlarına karşı sıkıyönetim, fişleme, gözaltına alma ve hapse atma, hapiste işkence yapma biçimleri Foucault’nun söz ettiği biyo iktidar modeli olarak hayat bulmuştur.

Nazi dönemi Almanya’sından, Arjantin, Guatemala, gibi birçok Latin Amerika ülkesine ve yakın dönemde Sri Lanka ve Kürdistan’a kadar devletlerin muhalilere ve devrimcilerin bedenlerine uyguladığı işkenceler, gözaltında zorla kaybettirme vb sayısız işkence biçiminin yarattığı binlerce Pieta örneği olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Yalnızca Türkiye’de bile son 40 yılı aşkın zaman diliminde devlet tarafından desteklenen paramiliter güçlerce sayısız ananın gözü önünde çocukları katledilmiştir. Özellikle gözaltına alınarak zorla kaybettirilmeler, yargısız infazlar, toplu mezarlar bu ağır insan hakları ihlallerinin önemli bir kesitini oluşturmaktadır. Örneğin 1980 darbesi ve sonrasında Berfo Ana ve oğlu Cemil Kırbayır bunun en bilinen örneğidir. Yine her gün çığlığını duyduğumuz Emine Ana, iki oğlunun ve eşinin vahşice katledilmesine tanık olan en güncel örneklerden biridir. Suruç’ta 14 Haziran 2018 günü yaşanan bu olay sonrasında; yaşanan vahşetin otopsi raporu, üçünün de hastahane ortamında linç edildiğini kanıtlamıştır. Fakat onlarca insanın gözleri önünde yaşanan bu linç nedeniyle hesap veren ve yargılanan tek kişi bile olmamıştır.

Berfo Ana unutmalara izin vermemenin imgesi olarak tarihte yerini aldı. Emine Ana her gün inat ve ısrarla sürdürdüğü adalet nöbetiyle tarihselleşiyor. Meryem Ana, başına gelenleri sessiz bir vakurlukla kabullenirken Berfo Ana ve Emine Ana direngen duruşları, ellerinde sıkıca tuttukları oğullarının fotoğrafları ile Meryem’in aksine dirençli, mücadeleci, hakkını arayan annelerin cesaretinin timsali olmakta ve zalimlere meydan okumaktadır. Kuşkusuz onların tarihselliği mücadele gücünden ve evlatlarına sahip çıkan anne direngenliği etrafında yayılmakta ve tüm direnen, davasına sahip çıkan annelere ulaşmaktadır. İsa, Golgota tepesinde ölmek üzereyken, Meryem sınırsız bir acıyla, oğlunu izlemiştir. Meryem, bir annenin yaşabileceği en büyük acıyı yaşamış, uğradığı zulüm karşısında çektiği acılar yüzünden anıtsallaştırılmıştır. Aynı acıyı yaşayan Berfo Ana başka bir minvalden, oğlunun akibetini bilmemekte ve oğlunun kemiklerini istemektedir. Emine Ana ise gözleri önünde vahşice kaybettirilen oğulları için adalet talep etmekte, adaletsizlik karşısındaki acısını her yana yaymaktadır. Berfo Ana ve Emine Ana, her gün yeniden yaraları kanayan analar için, günümüzün Pieta tasvirine dönüşmüş haldeler. Tıpkı sayısız annenin yüzünde, gözlerinde somutlaşan aynı tasvir gibi.

Adalet duygusunu ve istencini yitirmemiş, bu uğurda mücadele yürütenlerin çokça öğrenecekleri var anaların direnişlerinden. Ve kuşkusuz Emine Ana şahsında Pieta tasvirine dönüşmüş tüm annelerin mücadelesini sahiplenmek, adalet arayışını güçlendirmek ve seslerine ses katmak insanlığımızı korumanın en önemli kıstaslarından birine dönüşmüş durumda!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.