PKK yasağı solun dışında da gündemleşmeli

Dosya Haberleri —

30 Kasım 2020 Pazartesi - 23:00

  • Birkaç yıldır Kürt Özgürlük Hareketine yönelik Almanya'daki baskı ciddi şekilde artmaya başladı; PKK ve kadroları 129b maddesi uyarınca "yurtdışındaki terör örgütüne üyelik/destekten” yargılanıyor. Sembol yasağının Abdullah Öcalan'ın ve PYD, YPG ve YPJ'nin hemen hemen her temsiline genişletildiğini gördük. Semboller üzerindeki bu yasağın genişletilmesi, Alman-Türk gerginliklerinin arka planında gerçekleşti.

DÎLAN KARACADAĞ

Ulla Jelpke, 90’lı yılların başından bu yana Almanya’daki Kürt Özgürlük Hareketiyle dayanışma çalışmalarının tanıdık bir yüzü. Özellikle uzun yıllardır milletvekilliği yaptığı Almanya Federal Parlamentosunda Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketine ilişkin çalışmalarıyla tanınan Ulla Jelpke, PKK yasağının 27. yılı vesilesiyle hem yasağa karşı bugüne kadar verilen mücadeleyi özetledi hem de Kürtlerle/Kürt sorunuyla tanışma hikâyesinden bir bölüm paylaştı.

PKK yasağı Almanya'da 26 Kasım 1993'te yürürlüğe girdi. Sol Parti yasağa karşı bugüne kadar neler yaptı, ne kadar başarılı oldu? Mesela yasağın kaldırılması gibi bir gelişmeye yaklaşıldı mı yoksa yasak bu dönem içinde daha da mı sıkılaştırıldı?
Öncesinde PDS (Demokratik Sosyalizm Partisi) daha sonra Sol Parti (LINKE) her zaman PKK yasağını eleştirdi ve kaldırılması için çağrılarda bulundu. Federal Meclis'te son yasama döneminde bu yasağın kaldırılması için bir önerge de sunduk ancak ne yazık ki beklendiği gibi çoğunluğu bulamadı; çünkü Sol Parti dışında diğer tüm meclis grupları PKK yasağını sürdürmekten yana. Meclis soruşturmalarıyla, Federal Hükümete yasağın sonuçlarını düzenli olarak soruyoruz. Son yıllarda milletvekilleri de dahil olmak üzere çok sayıda Sol Parti üyesi, katılımcılar veya konuşmacılar da dahil olmak üzere miting, eylem ve etkinliklerde PKK yasağına karşı tavrını sergiledi. Buna ek olarak, tek tek milletvekilleri de sivil itaatsizlik eylemlerine katılmış ve yasaklanmış Kürt sembollerini bir tutumla göstermişlerdir. 
Yasağın dönemsel ve ekonomik ilişkilere bağlı olduğunu düşünüyorum; aynı şekilde Federal Hükümet ile Türkiye arasındaki ilişkilerle ilgili elbette. Örneğin 1995’ten sonraki dönem, PKK'nin Almanya’da şiddet içeren eylem yapmayacağını açıklamasının ardından, Almanya'da Kürt festivallerine ve geniş çaplı gösterilere yeniden izin verilen bir dönemdi. Aynı şekilde PKK kadroları bu dönemde Ceza Kanununun 129a maddesi yerine sadece 129. maddesinden, "suç örgütüne üyelikten" yargılandı. Ancak son birkaç yıldır Kürt Özgürlük Hareketine yönelik Almanya'daki baskı ciddi bir şekilde artmaya başladı; PKK ve kadroları 129b maddesi uyarınca "yurtdışındaki terör örgütüne üyelik/destekten” yargılanmaya başlandı. Bunun yanında sembol yasağının Abdullah Öcalan'ın ve Suriye-Kürt örgütleri PYD, YPG ve YPJ'nin hemen hemen her temsiline genişletildiğini gördük. Semboller üzerindeki bu yasağın genişletilmesi, Alman-Türk gerginliklerinin arka planında gerçekleşti. Ankara, Alman hükümetini "teröristleri" desteklemekle suçladı ve utanç verici mülteci anlaşmasını sonlandırmakla tehdit etti.

PKK yasağının bugün kaldırıldığını varsayalım. Yarına ne değişir?
PKK yasağını kaldırmak, Almanya'daki ya da Ortadoğu'daki köklü siyasi gelişmelere bir tepki olur. Çünkü bu, artık Ankara ile çatışmaya cüret eden ve insan haklarını ekonomik çıkarlara kurban etmeyen bir federal hükümetin iktidarda olduğu anlamına gelir. Yasağın kaldırılması, aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan'daki barış süreci için verilecek bir tepki de olabilir. Öyle veya böyle, her iki durumda da, yarını hayal etmektense bugünü düşünmek gerekir. Yasağı kaldırmanın gerçekçiliği, bugünü değiştirmekle başlar.

Siz ve Sol Parti, yasağı siyasi bir karar olarak görüyorsunuz. Yani Almanya’daki Kürt kriminalizasyonunun ortadan kaldırılması da Almanya-Türkiye ilişkilerine mi bağımlı, yoksa başka şeyler de yapılabilir mi?
1993'teki yasak, sözde “PKK'nin ülkedeki faaliyetlerinin Alman dış politikasının Türkiye’ye ilgili çıkarlarına aykırı olduğu” iddiasıyla getirilmişti. Dolayısıyla Almanya-Türkiye ilişkilerinin yasağın devamı veya kaldırılmasında büyük bir rolü var elbette. Bununla birlikte, bu otomatik bir mekanizma değil, elbette ilgili Federal Hükümetin özgür iradesine de bağlı. Federal Hükümet, Türkiye’nin de ekonomik ve siyasi istikrar ile demokrasi açısından çıkarına olacak Kürt Özgürlük Hareketiyle geliştirilecek bir siyasi çözümü desteklemek için de yasağı kaldırabilir ve böylece Ankara üzerindeki baskıyı artırabilir. Ancak PKK yasağının hem iç hem de dış boyutu var. Güvenlik yetkilileri, kontrol edemedikleri herhangi bir öz örgütlenmeyi denetimlerine tabi kılmak isterler. Kürt hareketi, Alman güvenlik yetkilileri tarafından çok sayıda destekçisi ve örgütlenme kabiliyeti olması nedeniyle tehlikeli olarak görülüyor. 2014’te Alman hükümeti, soru önergemize verdiği yanıtta, Almanya’daki Kobanê eylemlerinin neredeyse tamamının barışçıl olduğunu kaydetmişti ancak bu bile PKK'nin bu protestoları kontrol ettiğinin ve bu nedenle potansiyel olarak “tehlikeli” olarak sınıflandırılmaları gerektiğinin kanıtı olarak gösterildi. 

Yıllarca Türkiye'de de tutuklu bulunan siyasetçiler, Almanya’da da yıllarca hapis cezasına çarptırılıyor. Giderek artan bir kriminalizasyon söz konusu. Sizce Almanya’da sol, yasağa karşı nasıl bir yol izlemeli?
Her şeyden önce kriminalizasyona ve PKK yasağına son verilmesi talebini soldan daha geniş sosyal çevrelere taşımalıyız. PKK'nin 2014'te DAİŞ’e karşı verdiği mücadele sırasında CDU bile yasağa dair yeniden düşünmeyi düşündü ancak bu kesimler, Almanya-Türkiye ilişkileri nedeniyle tekrar sessiz kaldı. Şöyle söyleyeyim: ABD tamamen farklı stratejik çıkarlar ve dünya görüşlerine rağmen Suriye'deki Kürtler ve onların örgütleri ile taktiksel olarak işbirliği yapabiliyorsa Almanya'daki sosyal demokratların, liberallerin ve muhafazakarların da bunu yapabilmesi mümkün olmalıdır. PKK'ye yönelik tüm eleştirilerine rağmen, Kürt Özgürlük Hareketini en azından demokratik bir süreçte diyalog ortağı olarak kabul etmeleri mümkün olmalı.

 

Newroz heyetlerinden bugüne:
‘Silah ticaretini belgeledik’

Siz Kürt Özgürlük Hareketiyle dayanışma eylemleri ve Kürtlerin hakları söz konusu olduğunda Almanya’daki parlamenter mücadele açısından akla gelen ilk isimlerden birisiniz, bunu da konuşmak istiyoruz. Kürtleri ilk ne zaman tanıdınız ve bu konuyu ne zaman ve neden ana konularınızdan biri hâline getirdiniz?
1980'lerin ortalarında, sanırım 1986'da, Türkiye'de ilk kez bir siyasi delegasyondaydım ve orada Kürtlerin durumu hakkında bilgi aldım. Gerçek katılımım, asıl mücadelem, birkaç yıl sonra başladı. 1990'ların başında Kürdistan'daki savaş tırmanmaya devam etti, ardından Almanya’da PKK yasağı getirildi. 1992 ve 1993'te Kürdistan'da Newroz'a giden heyette yer aldım. O zamanlar Türk istihbaratı tarafından her adımımız takip ediliyordu ve bir keresinde bir otelde üç gün kelimenin tam anlamıyla tutsak edildik. Ordunun Nusaybin'de Newroz kutlamalarına tanklarla saldırdığına şahit oldum. BTR modeli zırhlı araçların bir Alman teslimatından geldiğine şahit olduk ve belgeledik. Daha sonra bunu bildirmek için Almanya'daki Tagesschau'ya (devlet televizyonunun ana haber bülteni) çıktım. O dönemde CDU-FDP hükümeti, Türk ordusunun Alman tanklarını kullandığına dair belgelerimizden dolayı öyle büyük bir baskı altında kaldı ki, 1992'de Türkiye'ye silah sevkiyatını 6 aylığına askıya almak zorunda kaldı. Almanya'nın Türkiye'ye silah sevkiyatı ve Kürtlere yönelik baskı, önce PDS daha sonra Sol Parti üyesi olarak Federal Meclis'e yönelttiğim soru önergelerinin konusu oldu.

Kürdistan’a en son ne zaman gittiniz?
En son 2014'te Kürdistan’daydım. O zamanlar Türkiye veya Kuzey Kürdistan üzerinden Güney Kürdistan'a oradan da Rojava'ya gittim. Tam da DAİŞ’ bağlı cihatçı milislerin Şengal'deki Êzîdîlere saldırdığı ve on binlerce Êzîdî mültecinin PKK ve YPG/YPJ'nin açtığı koridordan Rojava'ya kaçtığı zamandı. O zaman bu olayları ilk elden gördüm: Hem bu soykırımdan tamamen travmalar devralarak kurtulanların göçü hem de Rojava'daki mültecilerle büyük yardım ve dayanışma. Almanya'da ilk olarak o sırada henüz var olmayan bir DAİŞ yasağı ve tabii ki daha da fazlası PKK yasağının kaldırılması için kampanya yaptım.

PKK yasağına son verilmesi talebini soldan daha geniş çevrelere taşımalıyız. PKK'nin 2014'te DAİŞ’e karşı verdiği mücadele sırasında CDU bile yasağa dair yeniden düşünmeyi gündemine aldı ancak Almanya-Türkiye ilişkileri nedeniyle tekrar sessiz kaldı. ABD tamamen farklı stratejik çıkarlara rağmen Suriye'deki Kürtlerle taktiksel işbirliği yapabiliyorsa Almanya'daki sosyal demokratların, liberallerin ve muhafazakarların da yapabilmesi mümkün olmalı.

 

‘Kürtlerden hep etkilendim’

Kürtlerin özgürlük mücadelesini, uzun yıllar içinde tanıdım. Şengal'deki Êzîdîlerin soykırımı da dahil olmak üzere on yıllarca süren savaşlara ve devlet terörüne rağmen Kürtlerin cesaretlerinin kırılmasına izin vermemelerinden; özgürlük, barış ve demokrasi için savaşmaya devam etmelerinden her zaman etkilendim. Almanya'dan bir solcu olarak Kürt mücadelesinden defalarca ders alıp bunu bir cesaret gerekçesine dönüştürdüm. Biz Almanya'da Sol Partide hala eşbaşkanlığı tartışırken, Kürtler zaten birçok partilerinde, kuruluşlarında ve belediyelerinde böyle bir adımı atmıştı. 
Ben dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin azimleri, örgütlenmeleri ve demokratik mücadele ruhları ile haklarını güvence altına alacaklarını ve Kürt halkı için bir statüye, Kürdistan’da bir barışa kavuşacaklarını umuyorum ve bu konuda da onların mücadelesine güveniyorum.