Rosa Kadın Derneği ve bitmeyen direniş

Sara AKTAŞ yazdı —

29 Mayıs 2020 Cuma - 01:44

Rosa Kadın Derneği’nin geçen hafta basılması ve pek çok yöneticisinin gözaltına alınması kuşkusuz Kürt kadınları açısından uygulanan baskı politikalarının ne ilk nede son örneğiydi. Ancak maruz kaldıkları zulüm ve barbarlık her ne olursa olsun kesin olan bir şey var; Kürdistanın her parçasında olduğu gibi Kuzey Kürdistan’da da Kürt kadınları geçmişte olduğu gibi erkek egemen sisteme karşı maduriyet söylemi çerçevesine sıkııp kalmadan, politika üretmeye, mücadele etmeye, eylemsellik içinde olmaya ve direni dilini tüm mücadele pratiğine hakim kılmaya devam edecek. Nitekim Kürdistan kadın hareketinin başlattığı devrimci, demokratik ve özgürlükçü süreç, kadınların giderek karşı karşıya kaldıkları tüm işkence ve baskılara karşın, kendi adına kendisini ilgilendiren bütün meselelerde kesintisiz bir mücadele ahlakı yaratmıştır. Bu bağlamda Kürt kadın hareketi dört parça Kürdistan’da ciddi bir karşıt iktidar ve kamusallık pratiği olarak gelişirken, tüm baskı ve tutuklanmalara rağmen kadınların ihtiyaçlarına odaklanan, süreklileşen örgütlenmeler aracılığı ile sadece radikal bir karşıtlık değil, alternatif bir yaşam ördüğünü sayısız örnekte ve tanıklıkta göstermiştir.

Nitekim sadece dernekler bağlamında bile 1990’lı yılların ağır baskı koşullarından günümüze kadar, kapatılan ve yöneticileri her türlü zorbalığa maruz kalan yüzlerce dernek açıldığını biliyoruz. Örneğin 90’lı yıllarda açılan ilk özgün kadın kurumu olarak YKD’nin (Yurtsever Kadınlar Derneği) ömrü 1993’e kadar sürmüştür. Fakat mücadelesi durmamış, çalışmalarını devralarak 1993’de kurulan ÖKD (Özgür Kadın Derneği) 1998’e kadar kendini korumuş ve kapatılınca aynı yıl çalışmalarını DKKM’ye (Dicle Kürt Kadın Merkezi) devralmıştır. 2002’de SELİS, 2003’de Gökkuşağı Kadın Derneği ve sonrasında sayısı yüzlere varan kadın dernekleri kurulmuş, yöneticilerine dönük gözaltı ve tutuklanmalara, tehdit ve şiddete rağmen her defasında yeni bir adla mücadele kararlılığı ortaya konulmuştur. 2015 yılına gelindiğinde ise tüm dernekleri ve kadın odaklı çalışmaları çatısı altında toplayan, tüm toplumsal sorunların çözümünü demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma temelinde ele alan, Kapitalist modernitenin tekçi ve merkeziyetçi ulus devletine karşı kadınların demokratik çatı örgütü olarak KJA (Özgür Kadın Kongresi Derneği) derneği kurulmuştur. Ancak çok sürmeden 12 Kasım 2016 genelgesi ile SELİS, Gökkuşağı ve KJA’nın da kapatılması Kürt kadınlarını durdurmamış, yeni dernekler ve mücadele araçları yaratarak direniş yolunu kat etmeye devam etmişlerdir.

İşte 2018 yılında; kadına yönelik toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, cinsel, psikolojik her türlü şiddetle mücadele etmek, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak çalışmalar yürütmek amacıyla Diyarbakır’da kurulan Rosa Kadın Derneği ise aynı mücadele ahlakı ile kurulan temel çalışma merkezlerinden biridir. Üstelik yöneticileri 1990’lardan beri uygulanan tüm faşist, kadın düşmanı politikalar karşısında hem direnmiş hemde bu politikaların tanığı olmuştur. Demem o ki; mevcut sistemin topyekûn reddiyesi yani; erkek egemen zihniyetin reddi, milliyetçilik, militarizm ve cinsiyetçiliin reddi, iktidar ve devletçiliin reddi, kadın kimliinin, bedeninin, emeinin sömürülmesinin reddi, erkek egemen iktidarın kurumla hali olarak görülen kapitalist modernitenin reddi üzerine şekillenen bir kadın hareketinin sürekli korku salacağı ve güçlendikçe daha fazla hedef olacağını Kürt kadınları çoktandır farkındadır.

Faşist sistemler kadınlara dönük; ideolojik, siyasi ve askeri her türlü saldırı ve iddeti meru bir hale getirirken, kadınlar ise her dönem özgün ve özerk örgütlülüünü zaruri bir ihtiyaç olarak görmüş, erkek egemen sistemin bütün saldırılarını ideolojik saldırılar olarak ele almış ve bunun karşısında kendi çözüm alternatiflerini yaratmışlardır. Bu bakımdan Kürt kadınları geçmişten günümüze sayısız defa oluşturdukları örgütlenme araçları ellerinden alınıp, öncüleri tutuklansa da asla direniinden ve direniş araçlarından taviz vermemiştir. Çünkü Kürt kadınları şahit olduğu tüm bu tanıklıklardan iyi biliyor ki; devlet gücünü ve iktidarını halkı ve kadınları nizama ve hizaya getirmek için kullanıldığında, her türlü sindirme yöntemi ile korku yaratmayı en kadim psikolojik savaş stratejisi haline getirir. Bunun karşısında geriye değil hep daha fazla cesaret ile kesintisiz mücadele ise başarmanın temel yöntemi olarak politik bir önem kazanır.

Dolayısıyla bu bilince ve iradeye sahip Kürt kadınlarının yeni gözaltı ve tutuklanmalarla geriye adım atmayacağını çoktandır bildiğimiz gibi, inancı ile haklı bir mücadelenin halkası olan insanın iradesi karşısında hiçbir zorbalığın başarılı olamayacağını da biliyoruz! Tıpkı Benjamin Disraeli’nin dediği gibi “Kendi varlığını bile amacına feda edebilen insan iradesine karşı hiçbir şey direnemez.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.