Rosa’dan Sara’ya bitmeyen adalet arayışı

Sara AKTAŞ yazdı —

14 Ocak 2021 Perşembe - 22:33

  • 15 Ocak tarihi kadınlara dönük en vahşi suçlardan birinin işlendiği tarihin 102. yıldönümü. Devrim için ayağa kalkan Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht bundan tam 102 yıl önce 15 Ocak 1919’da işkence ile vahşi bir şekilde katledilirken, onların mücadelesi tüm dünyada inatla ve kararlılıkla sürüyor.

Rosa Luxemburg çağının en seçkin kadın devrimcileri arasındaydı. Sosyalist Demokrasi Partisi’nin devrimci kanadının ve sonradan Spartaküs Birliği’nin tartışmasız önderiydi. Savaş karşıtı eylemler düzenleyen gruba önderlik eden Rosa, kurdukları bir yeraltı gazetesiyle de düşüncelerini kitlelere ulaştırmaya çabalamıştı. Radikal savaş karşıtı düşünceleri nedeniyle birçok kez tutuklanan Rosa, I. Dünya Savaşı’nın uzun bir dönemini cezaevinde geçirmişti. Direnişinden asla vazgeçmeyen Rosa cezaevinde kaleme aldığı yazılarıyla, dışarıdaki yoldaşlarına ulaşmaya çalışmıştı.

Kuşkusuz Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in acımasızca öldürülmesi, faşist şiddette yeni bir aşamaya işaret ediyordu. Öncesinde de devrimcilere karşı toplu infazlarla kanlı intikamlar alınıyordu. Fakat devrimci bir partinin önderlerinin bir yargılama ya da mahkeme kararı olmaksızın devlet organları tarafından öldürülmesi yeni bir olguydu ve sonrasında da faşist erkek iktidarlarının izlediği örnek yöntem oldu. Çünkü katiller asla işledikleri suçun hesabını vermek zorunda kalmadılar. Rosa ve yol arkadaşını katleden özel birlikler, 1918’deki Kanlı Noel sırasında, Berlin kalesini işgal etmiş olan denizcileri top ateşine tutan ve Spartaküs ayaklanmasını vahşice bastıran güçlerdi. Mayıs 1919’da bir askeri mahkeme katliama doğrudan bulaşmış subayları aklamış, hatta beraat kararını imzalamıştı. Dönemin komutanı olarak cinayetin emrini veren Waldemar Pabst da hiçbir zaman yargılanmadı. Üstelik Pabst, kariyerine, Nazi yönetimi altında ve savaş sonrası Federal Cumhuriyet döneminde de devam edebildi ve 1970’te, zengin bir silah tüccarı olarak öldü.

Dönemin konjonktürü içinde egemen erkek iktidarı, söndürülemeyen bir yangın gibi yayılan devrimin kapitalizmi yıkmasını engellemek için Luxemburg ve Liebknecht’in öldürülmesi kararını vermişti. Zira Rosa’nın varlığı sadece egemen güçler arasında bir sallantıya neden olmamış o aynı zamanda dönemin Avrupa’sında mücadelenin gerisinde tutulmaya çalışılan kadınlar için de cesaret verici bir kadın öncülük modeli olmuştu. O, kadın sorununun işçilerin sorunları ve faşizmin her türlü baskı mekanizmasıyla ortaklaştığını savunuyordu. Düşmanın ortak olduğuna vurgu yapan Rosa için, tüm ezme biçimlerinin ortadan kaldırılması, kapitalist sistemin yıkılmasıyla ayrılmaz biçimde bağlantılıydı. O egemenler için iktidarlarını sağlamlaştırmaları önünde bir engeldi. Nitekim öldürülmesi, Nazilerin iktidara gelmesine yol açan birçok gelişmeyi de tetiklemişti. Naziler, Ebert rejiminin güçlendirdiği toplumsal yapıya dayanmış ve Hitler’in paramiliter SA gücü, Freikorps’tan çıkmıştı. Dolayısıyla Rosa; “Görev başında, bir sokak çatışmasında ya da bir darağacında ölmek isterim” diyen, güven, cesaret ve radikalizmini katledildiği ana kadar koruyan kadınların kızıl Rosa’sıydı. O tehlikeli ve korku yaratan bir kadındı, ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Ne yazık ki bu katliamdan neredeyse 100 yıl sonra 9 Ocak 2013’de aynı faşist erkek zihniyeti ve faşist Türk devletinin işbirliği ile “Hep Kavgaydı Yaşamım” diyen tüm kadınların kızıl Sara’sı Sakine Cansız ve yoldaşları da benzer vahşi yöntemlerle katledildiler. Nasıl ki Rosa ve yoldaşlarının katledilmesi ile gelişen devrimci sinerji ortadan kaldırılmak istenmişse Sakine ve yoldaşları da katledilerek Kürt özgürlük hareketinin yarattığı devrimci sinerjinin önü kapatılmak istendi. Erk ve erkekliğe yönelmiş en dinamik güç olan Kürt kadın hareketinin kalbi hedeflenmek istendi. Demokratik bir toplumun inşası, demokratik çözüm perspektifi ve kapitalist moderniteye meydan okuyan demokratik modernite fikriyatı engellenmek istendi. Tıpkı Rosa ve yoldaşının katillerinin yargılanmaması gibi, bu cinayeti planlayanlar ve azmettirenler hiçbir şüpheye gerek duyulmayacak kadar net olmasına rağmen yargılanmadılar ve hala korunmaktadırlar.

Rosa gibi Sakine Cansız da Kürt halkının ve kadınlarının sembolleşen kızıl yıldızıydı. Cesareti ile işkence tezgahlarında işkencecilerin yüzüne tüküren ve ah etmeyen bir iradenin temsiliydi. Adım attığı her mekana devrimin sinerjisini taşıyan ve karanlığın efendilerilerine korku salan bir inancın ve ideolojinin savunucuydu. Ve tıpkı Rosa gibi Sakine ve yol arkadaşlarını da kadınlar unutmadı! Kadınlar ve halklar Kızıl Rosa’dan Kızıl Sara’ya kadar kesintisiz bir adalet arayışının kavgasını sürdürüyor, devam ettiriyor… Nitekim yüzyıl geçse de milyonların şahitliğinde ve beraberliğinde Rosaların direniş geleneğini sürdüren, giderek radikalleşen bir kadın özgürlük devrimine hep beraber şahitlik ediyoruz. Ve kuşkusuz Rosaların ve Saraların ardılları dünyanın her bir karışında karanlığın efendilerinden hesap sormaya devam edecek, yüzyıl daha geçse de adalet isteyecek!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.