Rüzgâr eken, fırtına biçer

Cengiz Çiçek
Meclis Komisyonu üyelerinden DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek: Son yaşananlar, Sayın Öcalan’ın tüm uyarılarını, kaygılarını haklı çıkarmış durumda
- Kürt halkının karşı karşıya kaldığı tehlikenin düzeyi ve olası gelişmeler, farklılıklarıyla birlikte tüm Kürt örgütlerini ulusal çıkarlar etrafında ortak bir diplomasi, medya politikası ve siyaset geliştirmeye zorluyor.
- Kürt halkı, son günlerde dünyanın dört bir tarafında ayağa kalkarak bu birliği gösterdi. Kürt siyasal dünyasına verdiği mesaj da nettir: Kürt ulusunun çıkarları için birlik politikaları geliştir ve örgütsel sınırları anlamsızlaştır.
- Son bir haftadaki Kürt serhildanını önceki yıllardan ayıran en temel özelliklerinden biri de şudur; Kürtler eylemlerinde artık devletin politikalarına alan açan, destek veren Türklere, kültürüne ve diline de öfkesini gösteriyor.
- Artık Kürt mahallesinde, ‘ortak yaşam’, ‘demokratik çözüm’, ‘kardeşlik’ gibi söylemlere itibar, tarihsel olarak en düşük düzeylerde seyrediyor. İktidarın saldırıları, Kürt sokağında ‘rüzgâr eken, fırtına biçer’ durumuna dönüşüyor.
AZİZ ORUÇ/ İSTANBUL
İktidarın, Türkiye’deki ‘terörle mücadele’ resmi söylemi-kılıfının, Suriye’de açıktan mezhepçi bir politikaya dönüştüğüne dikkat çeken DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, "İşin trajik yanı, Kürt düşmanlığının gözlerini kararttığı Türkçü-laik tayfa, DAİŞ zihniyetinin Suriye-Rojava’da başarılı olması durumunda sıranın kendi ‘seküler hayatlar'ına geleceğinin farkında bile değil... Kürtlerin yaralı halinden de birlikte yaşadığı Türk, Arap ve Fars halkına özgürlük gelmeyeceğini; bilakis kölelik, yoksulluk, güvencesizlik geleceğini yaşanan tarih zaten tüm çıplaklığıyla bize gösterdi” dedi.
Türkiye destekli HTŞ-DAİŞ çetelerinin, Rojava’ya yönelik saldırıları günlerdir devam ediyor. Buna karşın Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında milyonlar alanlara çıkarak, Rojava’yı sahipleniyor. Rojava’da ise halk ve savaşçılar, saldırı, kuşatma ve insani krize rağmen topraklarını savunmak kararlı olup bunun gereği için teyakkuzda. Meclis Komisyonu üyelerinden DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, Türkiye’nin saldırılara karşı tutumu, rolü, uluslararası güçlerin kirli politikaları ve bölgeyi Kürtsüzleştirmeye yönelik geliştirilen saldırılara ilişkin gazetemize konuştu.
Ulusal bilinç ve dayanışma
Suriye’de yaşananların, Kürt halkı ve Kürdistan’ın tehdit altında olduğunu gösterdiğini belirten Cengiz Çiçek, şunları söyledi: ''Yüz yıl önce yüz yıl sonra… Yüz yıl önce emperyalistlerin kendi hedefleri doğrultusunda parçaladıkları Kürdistan ve yaralı halde tuttukları Kürtler. Yüz yıl sonra ise yine emperyalistlerin ve bölge devletlerinin kendi çıkarları doğrultusunda Kürtsüzleştirilmek istenen Kürdistan ve soykırım tehdidi altında tutulan Kürtler. Kürt ulusuna dönük bu tehlikenin, ulusal bilinç ve dayanışmayla boşa çıkarılması zamanıdır. Uzunca süredir Kürt sorununun bölgesel ve küresel bir sorun haline geldiğini belirtiyoruz.
Örgütsel sınırları anlamsızlaştır
Son gelişmeler, başka bir tespiti de kaçınılmaz kılıyor. Hem Kürt halkına yönelik soykırım tehdidi hem de Kürt halkının Kürdistan ülkesinde ve küresel çapta gösterdiği tepkinin düzeyi, tüm Kürt partilerine de önümüzdeki mücadele döneminde başka bir ödev yüklüyor. Kürt halkının karşı karşıya kaldığı tehlikenin düzeyi ve olası gelişmeler, farklılıklarıyla birlikte tüm Kürt örgütlerini ulusal çıkarlar etrafında ortak bir diplomasi, medya politikası ve siyaset geliştirmeye zorluyor. Kürt halkı son günlerde dünyanın dört bir tarafında ayağa kalkarak bu birliği, beraberliği gösterdi. Kürt siyasal dünyasına verdiği mesaj da nettir: Kürt ulusunun çıkarları için birlik politikaları geliştir ve örgütsel sınırları anlamsızlaştır.”
AKP ideolojik hedefleriyle orada
Türk devletinin saldırılarda Kürtlerin yanında tutum almayıp HTŞ’nin yanında yer almasının Türkiye’deki Kürtler’de yarattığı kırılmaya da dikkat çeken Çiçek, şöyle devam etti: “Türkiye’de sosyal ve kültürel iktidar olamayan iktidar, bunu Suriye’de gerçekleştirmek istiyor. AKP, kendi ideolojik hedeflerini Suriye sahasında uygulamak istiyor. Bunun önündeki en büyük engel olarak gördüğü Kürt halkına ve kazanımlarına saldırmasının nedeni de bu. Öte yandan kendi mezhepçi emellerini, Türkiye’de sistemsel olarak yerleşik olan Türkçü politikaların, söylemlerin içinde görünmez kılarak bunu gerçekleştirmek istiyor. Daha somut bir ifadeyle Türkiye’deki ‘terörle mücadele’ resmi söylemi-kılıfı, Suriye’de açıktan mezhepçi bir politikaya dönüşüyor. İşin trajik yanı, Kürt düşmanlığının gözlerini kararttığı Türkçü-laik tayfa, DAİŞ zihniyetinin Suriye-Rojava’da başarılı olması durumunda sıranın kendi ‘seküler hayatlar'ına geleceğinin farkında bile değil.”
Yeni Kürt serhildanının farkı
Suriye’de yaşananların Kürtlerin ulusal bilincinde müthiş bir sıçrama yarattığına; bununla birlikte büyüyen kopuşa dikkat çeken Çiçek, şöyle devam etti: "Son bir haftadaki Kürt serhildanını önceki yıllardan ayıran en temel özelliklerinden biri de şudur; Kürtler eylemlerinde artık eskisi gibi sadece devletçi politikalara, bu politikanın sahiplerine değil, o politikalara alan açan, destek veren Türklere, onun kültürüne, diline de öfkesini kusuyor. Eskiden daha politik, ideolojik olarak kendisini ifade eden Kürt eylemselliği, bugünlerde yerini Türk’e dair her şeye öfke duyan, tahammül göstermeyen bir yere bırakıyor. Kopuş derken kast ettiğim tam da bu. Artık Kürt mahallesinde, ‘ortak yaşam’, ‘demokratik çözüm’, ‘kardeşlik’ gibi söylemlere itibar, tarihsel olarak en düşük düzeylerde seyrediyor ve bu söylemler etrafında kurulan politikalara da eleştiriler, en yüksek seyrini yaşıyor. Dolayısıyla iktidarın bugün Suriye sahasındaki politikaları, Kürt ulusal bilincinde muazzam bir sıçrama yaratırken; bu ulusal bilincin ortak harcı, Türkiye’deki Kürt karşıtı sistem ve ona destek veren Türk medyası, siyaseti ve toplumsal dünyası oluyor. Doğal olarak iktidarın Kürt kazanımlarına ve varlığına yönelik saldırıları, Kürt sokağında ‘rüzgâr eken, fırtına biçer’ durumuna dönüşüyor.”
Türk'ün payına düşen nedir?
Kürt halkının zayıf ya da çaresiz olduğu için değil, stratejik olarak doğru bulduğu için Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni geliştirmeye çalıştığının altını çizen Çiçek, şöyle konuştu: “Son yaşananlar, Sayın Öcalan’ın tüm uyarılarını, kaygılarını haklı çıkarmış durumda. Medyasından siyaset kurumuna kadar Kürt karşıtlığından ve ırkçılıktan rant devşiren; ‘Türklüğü ve milli değerleri’ rantçılıklarını örtbas etmek için kullanan bu kokuşmuş düzeni değiştirmek ve sadece Kürt halkı üzerinde değil, Türkiye halkları üzerinde oynanan oyunları boşa çıkarmak için bu süreç geliştirildi. Unutmamak gerekir. Yüz yılı aşkındır emperyalistler, Kürtlerin anavatanlarını bölerek, parçalayarak Kürt halkını yaralı halde tuttu. Kürtlerin yaralı halinden de birlikte yaşadığı Türk, Arap ve Fars halkına özgürlük gelmeyeceğini; bilakis kölelik, yoksulluk, güvencesizlik geleceğini yaşanan tarih zaten tüm çıplaklığıyla bize gösterdi. Asgari ücretin ‘ölün ücreti’ haline geldiği bir ülkede, Kürt'e vursan, ona düşmanlık yapsan ne olur? Bu hale gelmiş bir sistemde ‘millilik’, olsa olsa zenginin fakiri uyutmasının, sermayenin emekçiyi sömürmesinin ve iktidarın toplumu manipüle etmesinin aracı olur. Türk'ün payına da kapı komşusu Kürt karşısında ‘milli gururu ayakta’ ama sefalet içinde bir yaşam düşer.”
Türkiye’deki demokrasi güçleri
İktidarın Suriye politikalarını boşa çıkarmanın yükünün sadece Kürt halkına ve onun mücadele örgütlerine bırakılamayacağını ifade eden Çiçek, şunları dile getirdi: “Suriye’de ve Rojava’da son yaşananlar, Türkiye’deki demokratik, devrimci mücadele güçlerinin önemini bir kez daha tüm yakıcılığıyla gösterdi. Dolayısıyla son gelişmelerden Türk sokağına dair de kimi sonuçlar çıkarılmalıdır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni de sadece Kürtlerin geliştireceği bir süreç olarak değerlendirmedik. Hatta Kürt sorununda demokratik çözümü savunan Türkiyeli demokratların, sosyalistlerin mücadelelerini büyüteceği; sürece müdahilliğini daha güçlü yapacağı bir hamle dönemi olarak okumak gerekiyor. Bu konuda yaşanan eksiklikler, açmazlar vs. tartışılacak gerçekten çok şey var. Ancak konumuz bağlamında söylemeden edemeyeceğimiz bir şey var. O da şu: iktidarın Kürt karşıtı politikalarına ve yükselen şovenizme karşı mücadeleyi, Türkiye’deki demokrasi güçleri büyütüp boşa çıkaramadığı sürece bir normalleşmenin yaşanması mümkün değil. O nedenle son yaşananlardan da çıkarılan derslerle Türkiye’deki devrimci, demokratik mücadelenin kendi ayakları üstünde yükselmesi ve bunun için her türlü arayışın içine girilmesi gereken yeni bir mücadele dönemine kapı aralamak kaçınılmazdır.”
* * *
Rêber Apo: Yerel demokrasisiz Suriye olmaz
- Türk devletinin Kürtlerin öfkesini saptırmak için bazı bölümlerinin yayımladığı Komisyon görüşmesinde bile Rêber Apo'nun mevcut durumda nasıl bir Suriye istediği anlaşılıyor.
- Suriye mezhep veya etnik temelli değil, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasiyi savunan Rêber Apo, asla yerel demokrasisiz ve sivil toplumsuz olmaması gerektiğini söylüyor.
İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 Kasım 2025’te Kürt Rêber Apo ile DEM Parti, AKP ve MHP temsilcilerinden oluşan Türkiye Meclisi Komisyonu heyetinin görüşme tutanaklarının bazı bölümleri, yine bağlamlarından koparılan dolaylı cümlelerle, elbette zamanlaması da Kürt sokağındaki öfkeyi manipüle etmek için yayımlandı. Bu kadar planlamaya rağmen Rêber Apo'nun söylediklerinin, zaten daha önce de görüşme notları, görüşmecilerin söyleşileri ve açıklamalarıyla kamuoyuna aktarılanlardan farklı olmadığı görüldü.
Şara diktatörlüğe dönüşebilir
Suriye'de 20 yıl yaşadığını ve Suriye coğrafyasını çok iyi tanıdığını hatırlatan Rêber Apo,"Suriye'de çok yoğun bir Arap milliyetçiliği bulunduğunu, Suriye için ne mezhep ne etnik temelli, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasi gerektiğini düşündüğünü, asıl sorunun bu kavramın içeriğinin nasıl doldurulacağı ve Anayasa'ya nasıl dahil edileceği olduğunu, bir devlet için merkezi üniter güçler kadar bölgesel yerel demokrasinin de gerektiğini, biri olmadan bir diğerinin olmayacağını" ifadelerini kullanıyor. Suriye'de demokratik yöntemlerle entegrasyonun gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizen Rêber Apo, "Eğer demokratik şartlar sağlanmazsa Şara'nın da yarın bir diktatöre dönüşebileceğini; Suriye'de üniter devlete bir şey demediğini, ancak yerel demokrasisiz ve sivil toplumsuz asla olmaması gerektiğini, yeni bir diktatörlüğe kurban etmemek gerektiğini; Suriye için ne mezhep ne etnik temelli, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasi gerektiğini düşündüğünü, asıl sorunun bu kavramın içeriğinin nasıl doldurulacağı ve Anayasa'ya nasıl dahil edileceği olduğunu" vurguluyor.
Meselenin çözümünü istiyoruz
Kürt sorununun bin yıllık bir sorun olduğunu, bu ciddi sorunu şimdi siyasiler ile tartışacak olmayı önemsediğini belirten Rêber Apo, tutanaklara yansıdığı kadarıyla şunları söylüyor: "Medyadaki akıl almaz söylemlere rağmen Türkiye'nin böyle bir meselesi olduğunu ve ertelenemeyecek bir durumda olduğunu, kendilerinin de kesin çözüm istediğini. Devlet içerisindeki bir elin Kürt sorununun çözülmesini istemediğini, her seferinde darbe mekanizmasının devreye girdiğini; büyük riskin mekaniğini açıklamak istediğini, her şeyin bildikleri gibi olmayabileceğini, kendisini yanlış anlamamalarını, her ihtimalin hesaba katılması gerektiğini, tecrübesinin çok büyük olduğunu; süreci bozmak isteyenlerin çok güçlü olduklarını; Demokratik Toplum ile Cumhuriyet'i entegre olması gerektiğini, Kürtlerin kendi örgütlülüğünü sağlayarak Cumhuriyet'e entegrasyonu, Cumhuriyet'in de bir karakteri olacağını..."















