Sanat ve toplumsal inşaya dair bazı eleştiriler

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

11 Aralık 2020 Cuma - 23:00

  • Basın emekçileri ve Awazê Çiya başta olmak üzere Parti bayramının coşkuyla kutlanmasını sağlayan herkes ideolojiye sahip çıkmıştır. Çünkü ideolojiye sahip çıkmak her şeyden önce Partiye sahip çıkmaktır!

İdeolojimiz tüm insanlığa hitap ediyor. Çünkü demokrasi, ekoloji ve kadın özgürlüğünü esas alıyor ve ancak bu değerler tüm insanlığın ortak paydada birleşmesini sağlayabilir.

İdeolojik ve toplumsal çalışma alanlarında esas alınması gereken etik, estetik değerler de bu ölçülerle belirlenebilir. Bunlar evrensel değerlerdir. Bu değerler esas alınmadan ulusal değerlerin hakkı da verilemez. Tersinden, ulusal değerleri hiçe sayıp evrensel olunduğu da iddia edilemez. Hele ki ezilen bir ulus için bu tartışmasız böyledir.

Yerelden evrensele, evrenselden yerele iç içe geçmiş değerler sayesinde çağın dili yakalanabilir. Fakat “benim ideolojiyle işim olmaz” diyenler ya da politika adına ideolojik ölçüleri bükme ustası olanlar bahsini ettiğimiz değerlerden yoksun oldukları gibi dünyayı kasıp kavuran egemenlerin ideolojileri karşısında en küçük bir varlık gösteremez ve onlara benzemekten kurtulamazlar.

Bunların farkında olmadan safça hareket edip hiç zararının olmayacağını düşünenler de vardır. Bahsedeceğimiz eleştiriler tam da bu saf ve iyi niyetli olanlaradır. Bunları belirttikten sonra son dönemde basın üzerinden tanık olduğumuz bazı örnekleri verebiliriz.

İlki güldürü programıyla ilgilidir. Kahkahayla güldürürken düşündüren, öğretici olan bir mizah anlayışı gelişiyor. Bu çok olumludur fakat içerik ve bazı biçimler maalesef her zaman böyle olmuyor.

“Aman çok bunaldık biraz da şaka yapalım, biraz da gülelim” diyerek program yapılmadığına göre içeriği daha güçlü hale getirilebilir. Kültür-sanat alanı sadece bir nefes alma alanı değil düşünce ve yaşam tarzımızı belirleyen bir alandır. Söz konusu tiyatro olunca işin ciddiyeti artıyor. O halde bu konuda birkaç ciddi eleştiri yapmaya cesaret edebiliriz.

Programda şakayla deniliyordu ki halk da zaten eleştirmiş “sizin program koronadan daha çok öldürüyor!” Acaba gülmekten mi öldürüyor? Öyle olsa bile eleştirileri dikkate almak iyidir.

O kadar değerli ve yetenekli sanatçı bir araya gelsin, o kadar güzel oynasın ama içeriği sorunlu olsun! Bunda bir yanlışlık var.

Tümü değil ama denilebilir ki yarısı amaçtan uzakta seyrediyor. Konseptin tümü olmasa da bir kısmının düzeltilmesine ihtiyaç var, ama yanlışlara sadece kısım yanlışı olarak bakılırsa düzeltmek zor olur. O halde bakış açısını düzeltmekte yarar var! Henüz yolun başındayken bunu yapmak gerekir. Meseleye dar yaklaşılmamalı. Sorun, konuların-mesajlarının siyasi olup olmaması değil, toplumsal kaynaklar çok daha zengindir ve önemli olan bu düzeyin tutturulmasıdır. Halktan gelen talep ve örneklere de daha seçici yaklaşılmalıdır.

Mesela ilgiyle, heyecanla izlerken birdenbire “Gurzo” vb. tiplemelerin ne güldüren ne de düşündüren hal-hareketleriyle karşılaşınca tuhaf oluyor insan. Sanatçının kendisinde sorun yok, sorun olayın kendisinde! Absürtlüğü eleştirmek için illaki absürtçe davranmak gerekmiyor! Bu sadece bir örnektir. 
Taklide kaçan yanlarını da gözden geçirmek gerekir.

Elbette eleştirilecek yanları hep olacaktır fakat olumlu değerlendirmeleri de hak eden bir programdır. Entelektüel gücü kadar toplumsal dili olan, maneviyata önem veren bir düzeyi vardır. Bu konuda fazla sorun yok. Zaten dostça bazı eleştirileri paylaşabilmenin nedeni, daha iyi yapılacağına olan inançtır.

Bir diğer örnek yaşlılar için Rojava’da “Huzur Evi” açılmış olmasıdır. Toplumsal kültürümüzde bunun savunulacak yanı var mıdır?

Bir ilk olduğu söyleniyor. Her ilk iyi değildir!

“Huzur Evi” acaba hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır? Başka alternatifler bulunamaz mıydı? Devletlerin bile artık Huzur Evlerinin sorunlu olduğunu kabul edip yerinde ilgilenme, bakım ve sağlık hizmetleri gibi farklı uygulamaları geliştirmeleri üzerine yeniden düşünülebilir. Araştırılabilir, tartışılabilir. Somut durumu bilenler alternatifini de bulabilirler.

Özcesi toplumsal inşa hiçbir alanda ulus-devletçi zihniyet ve kurumları esas almamalıdır.

Son örnek ise olumlu değerlendirilen, 43 sanatçının okuduğu, Ozan Emekçi’nin Parti Marşı’dır ki sadece manevi değerinden dolayı da olsa kutlarız. Önderliğe, Partiye, demokrasiye, ekolojiye, kadın özgürlüğüne, ideolojiye sahip çıkmışlardır.

Ozan Emekçi’nin tüm şarkıları güzeldir, anlamlıdır. Fakat “gerillalar olmasaydı” şarkısını Şehit Kasım Engin yoldaş severek dinliyordu ve “bu şarkı müzik kanalında yayınlanmalı” diyordu. Bir de Şehit Sefqan ve Şehit Mizgîn yoldaşların söylediği “saçlarına aklar düşmüştü, gözleri dolu ihtiyar” şarkısı dilinden düşmüyordu. Basın ve sanat emekçilerine en çok sahip çıkan da oydu, çünkü ideolojiye sahip çıkıyordu.

Müzik kanalındaki gelişmeler de sevindiricidir, daha da gelişebilir. Bu umut vardır, çünkü halkın eleştirilerine sahip çıkıyorlar. Eleştirilere sahip çıkmak da ideolojiye sahip çıkmaktır.

Yine basın emekçileri ve Awazê Çiya başta olmak üzere Parti bayramının coşkuyla kutlanmasını sağlayan herkes ideolojiye sahip çıkmıştır. Çünkü ideolojiye sahip çıkmak her şeyden önce Partiye sahip çıkmaktır! En çok da “PKK HALKTIR!” diyen halkımız sahip çıkmıştır.

Her yıl olduğu gibi mücadelenin 43. yılında da Partimizle, halkımızla başaracağız!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.