Saray’ın yargısı ve AYM

Ziya ULUSOY yazdı —

  • Diktatör AYM’yi tanımayacağını, tetikçiliğini yapan Yargıtay’a herkesin uyması zorunluluğunu iki dudağı arasından zikrederek nokta koydu. Yeni süreçte HEDEP’li vekillerin tutsak edilmelerinin işaretini verdi.

Erdoğan, yargıyı 2010 değişikliğiyle ele geçirdi ve İslamcı faşizmi inşada önemli bir dayanak olarak kullandı. En son yargıdaki celladı İrfan Fidan’ı ödül olarak Yargıtay ve sonra Anayasa Mahkemesi(AYM) üyeliğine atadı. AYM’ye başkan yapmak istedi fakat seçtiremedi.

Vekil Can Atalay’ın tutsaklıktan çıkarılarak görevine başlaması kararını alan AYM’ne Saray ve MHP saldırı başlattı. Erdoğan ve Bahçeli Yargıtay’ı harekete geçirerek AYM’nin kararını uygulatmadı. Yargıtay, AYM kararı veren üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu, İstanbul Barosu da 3. daire hakkında. Muhalefet Parlamento’yu toplamaya çalıştı. Sonuç kriz.

Erdoğan faşizmi, başkanlık rejimi/diktörlüğünü, öncelikle fiilen adım adım inşa etti, sonrasında anayasal değişikliğini yaparak hukukileştirmenin kronolojik adımlarını attı. “Fiilen varolanı anayasal düzeye çıkarmak” sözüyle övünürken anayasanın tarif ettiği rejimi/“anayasal düzeni” fiilen tepetaklak ettiğini itiraf etmişti.

AYM henüz kendisinin hakimiyetinde değilken Erdoğan “AYM kararları tartışılır, uygulamak zorunda değiliz” demişti. Bahçeli “AYM’yi kaldıralım” fetvasını vermişti.

İktidar, halk lehine olan AYM kararlarını uygulamıyor.

Erdoğan-Bahçeli çetesi, yetkisiz kıldıkları Parlamento ve AYM’yi neden tamamen ortadan kaldırmıyor? İçte halkı aldatmada meşruiyet örtüsü, emperyalist dünyada ise demokrasi görüntüsü için kullanıyor. AYM’yi ise önce denetleme mekanizması olarak dinlemeyerek, sonrasında ise Saray’a tabi bir kuruma dönüştürmeyi planlıyor. Üstelik AYM çoğunlukla -”dezenfarmasyon “yasası örneğindeki gibi – Erdoğan’ın lehine karar verdiği halde.

Şimdi AYM-Saray yargısı arasında doğan bu krizi, muhalafet halk hareketine yol açacak ölçüde derinleştirir mi? Örneğin Pakistan askeri diktatörü Müşerref’e karşı yargı mensuplarının kitle eylemlerine katılmaları, İsrail’de soykırımcı savaş öncesi Netenyahu’nun Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini gaspetmesine karşı, burjuvazinin diğer kliğinin halk eylemlerini desteklemesi örneklerindeki gibi...

Erdoğan, HDP vekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırma ve zindana atmada Kılıçdaroğlu’ndan bile kısmi desteği, Hulusi Akar’ın brifinglemesi yöntemiyle almıştı.

Kayyumla HDP belediyelerinin gaspına ise burjuva muhalefet sessiz kalarak yol vermişti. Erdoğan’ın seçim hilelerine, bunalım doğmasın diye göz yummuş, “sokağa çıkmak halkı saldırı hedefi haline getirmek olur” argümanını buna bahane olarak kullanmıştı.

Erdoğan, faşist şeflik rejimini inşa etmede sadece “meşruluğuna kendi tabanını inandırmanın aracı” olarak “seçim kazanma”ya dayanmadı. Elindeki askeri-polisiye gücü saldırı aracı olarak kullanarak, Hükümet ve parlamentoyu yasaklar koymada, faşist medya tekeli yaratmada kullanarak faşizmini inşa etti. Suruç ve 10 Ekim katliamlarında, Cizre-Sur vahşetinde, Rojava ve Medya Savunma Alanları’na işgalci, kimyasallı savaşla somutlanan terör ve savaşıyla İslamcı faşizmi kurabildi.

Erdoğan faşizmine karşı can bedeli direniş, kahramancaydı, fakat yetersiz kaldı. Burjuva muhalefet, seçimle Erdoğan faşizminden kurtuluş beklentisi yaratarak muhalif halk kesimini eylemsizliğe ve örgütsüzlüğe itti. Eylemli direnişi engelledi, sonuçta da geniş kitleri pasifleştirdi ve hayal kırıklığına boğdu. Bu yolla Erdoğan faşizminin işini kolaylaştırdı.

Tabii ki Can Atalay’ın halkın seçimiyle kazandığı vekilliği uygulayın diyen AYM kararını bütün demokratik güçler savunmalı. Dahası zindandaki HDP eski eş genel başkanları başta gelmek üzere HDP’li vekil ve belediye başkanlarının tutsaklıktan kurtarılmaları talebi de bu mücadelelerde yükseltilmeli.

Diktatör AYM’yi tanımayacağını, tetikçiliğini yapan Yargıtay’a herkesin uyması zorunluluğunu iki dudağı arasından zikrederek nokta koydu. Neden HDP’li bütün vekilleri zamanında tutsak etmediği hesabını sorarak emrindeki yargının saldırganlığının yetersizliğine kızdı. Yeni süreçte HEDEP’li vekillerin tutsak edilmelerinin işaretini verdi.

Hukukun demokratikleştirilmesi için, faşizme karşı mücadelenin geliştirilmesi, demokratik kırıntıları koruma isteğinin faşizme karşı mücadeleye dönüştürülmesi gerekir. Bu gerçek AYM kararını uygulamayan diktatörlüğün yarattığı krizle bir kez daha deneyimlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.