Savaşın ağırlığına rock müzikle cevap verdik

Kültür/Sanat Haberleri —

6 Ocak 2021 Çarşamba - 22:00

  • “Kürtçenin Rock kültürüne fonetik, karakter ve bir bütün olarak yatkınlığı olmasaydı bizim müziğe devam etmemiz de zor olurdu. Çok rahatlıkla “dilin kendisi bu müziği seçti” diyebilirim. Kürtçe karakter olarak rock müziği özümsedi bence.

MIHEME PORGEBOL

Harun Elki, Kürtçe rock müziğinin önemli temsilcilerinden biri. 1975 yılında Şirnex'in Bêşebab (Elkî) ilçesinde doğdu. Daha sonra Adana'ya göç etmek zorunda kalan Elki, burada Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde müzik hayatına başladı. Kürtçe rock müziğe ise Koma Rewşen'le adım attı. Elki, grupla 2002 yılında Asê, 2005'te de Bola Nû adlı albümlere imza attı. 2011 yılında Koma Rewşen'in dağılmasıyla birlikte İstanbul'a taşındı. Burada solo kariyerine başlayan Elki, bu süreçte 4 farklı single yayımladı. Birçok sanatçının müzik çalışmalarına destek ve katkıda bulundu. Son olarak Rev adlı karma soundlu bir albüm yayımlayan Harun Elki'yle müzik serüveni, yeni albümü ve Kürtçe rock müziğini konuştuk.

Kürtçe rock müziğin önemli temsilcilerinden birisin. Rock müziğin Kürt dili ve kültürüyle uyumu nasıl?
Biz serüvenimizin ilk zamanlarında, ilk nüveleri topladığımızda Kürt dili ile rock müziğin çok uyumlu olduğunu fark etmiştik. Zaten Kürtler arasında rock müziğin yaygınlaşmasının bir sebebi de dilin buna yatkın oluşuydu. Kürtçenin Rock kültürüne fonetik, karakter ve bir bütün olarak yatkınlığı olmasaydı bizim müziğe devam etmemiz de zor olurdu. Yaptığımız müzik çiğ dururdu. Çok rahatlıkla “dilin kendisi bu müziği seçti” diyebilirim. Kürtçenin kendisi karakter olarak rock müziği özümsedi bence. Kültürel bir uyumdan bahsedecek olursak da; Kürt kültüründe rock müziği yoktur ama rock müziğin kaynağı olan isyan ve başkaldırı, Kürtlerin arasında hayatın her evresinde vardı. Netice olarak formun kendisi orkestral olarak ve vokal karakteri olarak kültürde yer almayabilir. Yalnız yaşamın içerisindeki kimlikler itibariyle Kürtler o duyguyu milyonlarca kez yaşamıştır. Dolayısıyla Kürtlerin kültürel geçmişi ile rock müzik arasında bir duygudaşlık var.

Rock kültürü Kürt müziğinin içinde nasıl bir seyir izledi?
Bizden önce Kürtçe rock müzik yapan Koma Wetan vardı. Daha sonra bizim Asê albümümüzle yeni bir süreç başladı. Bugün de yeni arkadaşlarla ilerleyen bir süreç var. Yani aslında ilk temsilcileri de hala yaşayan bir şeyden bahsediyoruz. Kürtçede rock soundu bizlerle yani hala yaşayan sanatçılarla başladı. Kültürel, duygusal, düşünsel ve felsefi olarak Kürtlerin ezelden beri hissettikleri şeyleri ben ve Kerem Gerdenzeri gibi Kürt müzisyenler de hissetti ve dilini bu müziğe nakşetti. Ama tabii o müziği olduğu gibi getirip burada olduğu gibi devam ettirmedik. Müziği kendi karakterimize bezedik. Ben kendi tadımı oluşturmak için ciddi bir çabaya girdim ve ortalama bir tat oluşturduk diyebilirim. Bu tat şu dakikadan sonra kültürümüzün bir parçası da olabilir. Netice itibariyle kültür dediğin insanların yarattığı yaşamsal değerlerin sonucunda oluşur. İnsanların yaşamları içerisinde değer atfettikleri her şey kültüre dönüşür. Bu yüzyılın Kürt kültürüne kattıklarından olarak yorumlayabiliriz rock müziği de. Kürt kültürünü eskiden ibaret sayıp yeni değerleri reddedersek o halde Kürtlerin hiçbir şey yapmasına gerek de yoktur. Hiçbir mücadele vermelerine de gerek yoktur. Eskisi yeterli. Peki bunu kabul etmek mümkün mü? Hayır.

Kürt müzisyenler rock kültürünü nasıl ele aldı ve nasıl işledi?
Rock müzik hayatın başka bir tadı. İnsan, arayışı boyunca başka tatlarla karşılaşıp bunlardan bazılarını özümsüyor. Onun içerisine kendinden bir şeyler katıyor ve ondan da kendine bir şeyler ekliyor. Böylece birbirlerinin parçası haline geliyorlar. Bu yüzden bence rock artık bir insanlık mirası. Biz kendimizi sadece rockçı olarak da tanımlamıyoruz. Kendimizi Hozan olarak da tanımlıyoruz. Hozanlık iyiliğe ve vicdana dokunur. Bizimki de öyle bir şey. İnsanın kültür alanındaki yürüyüşünün bir parçası olarak biz de bu yürüyüşü devam ettiriyoruz. Sadece farklı bir sound deniyoruz.

Birçok Kürt genci için Rewşen çok başka bir değer haline geldi. Kitleler içerisinde Rewşen'in apayrı bir anlamı var hala. Bu çerçevede Rewşen’in tecrübeleri neden önemli?
Rewşen aslında bir savaşın tam ortasında doğdu. Rewşen, bir halkın kendini yeniden yaratma savaşına paralel olarak kendini yaratmaya çalışan bir gruptu aslında. Bunun çok büyük bir önemi var bence. Bu, basite alınamaz bir şey. Rewşen halkın kendini yeniden yarattığı sırada doğurduğu bir gruptu. Rock müzik yapmanın aslında çok da mümkün olmadığı bir zaman  ve ortamda rock müzikle kendini var etti. Bunu halkın kendini yeniden yaratma süreciyle paralel bir şekilde yaptı. Bugün çok daha rahat rock müzik yapılabiliyor ama o zaman bu toplumda bunu yapabilmek çok zordu. Yani işin özünde bir direniş ve o direniş sonucu elde edilen kazanımlar var. Biz kendimizi savaşın çocukları olarak görüyoruz. Savaşın ağırlığını kemiklerimizde hissediyorduk ve buna rock müzikle cevap verdik. Bundan kaynaklı olarak Rewşen’in edindiği tecrübeler değerlidir. Çünkü Rewşen bir halk kendini oluştururken halkın içinden bir parça olarak kendini yaratmaya çalışmıştı. 

Hem müzisyen arkadaşlardan aldığım yorumlar hem de kendi izlenimim doğrultusunda çok başarılı bir yeni albüm yaptığını söyleyebilirim. Ama önceki çalışmalarından daha yumuşak bir albüm olmuş. Neden böyle bir tercih?
Bizim Rewşen zamanında yaptığımız sound herkesin kemiklerine kadar hissettiği bir sounddu. Rock müziğinin başat, popüler sounduydu. Herkesi doyuran bir yanı vardı. Yalnız günümüzde tahammülün sınırlarında müzikler dinlemekten başka bir şansımız yok. Dünya genelinde bütün toplumlar için bu böyle. Dünya genelinde de şu an en çok tutan gruplar rock grupları. Biraz indie rock, daha kabul edilebilir rock revaçta. Kabul edilebilirden kastım da şu: Toplum uzunca bir süre o sert soundları dinledi. Fakat yeni süreçte toplum doğası gereği biraz minimalleşti. Abartılarından arındı. O sertlik öldü diyemem, elbette geri gelecek ama şu anki insanlığın genel ruh hali bu. İnsanlar makul ölçülerde bir sertlik kabul edebiliyor. Kendim için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ben de biraz böyleyim. Evet sahnede gürül gürül esmek, yüksek sesle haykırmak tabii ki hala mümkün ve böyle soundlar kullananlar olacak; yalnız ben albümlerde insanların tahammül sınırlarına da birazcık özen gösterdiğimi söyleyebilirim. Tabii bu benim hissiyatımla ilgili bir şey. Mesela bu albümde farklı karakterlerde müzikler var. Farklı karakterlerde şarkılar var. Bu şarkıların her birinde yaşadığım farklı ruh hallerinin izleri var. Kimisi bunu kimlik bunalımı gibi ele alabilir, kimisi bunu renklilik olarak ele alabilir. Ben bunu kendi renklerim olarak ele alıyorum. Netice itibariyle ben kendimden başka kimsenin temsilcisi değilim. İçimden gelen hissiyata önem veririm. Benim için en önemli olan bu.  

"O sertlik öldü diyemem, elbette geri gelecek" dedin. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun o sertliğin geri geleceğine? Bir arzu mu yoksa bir öngörü mü bu?
Ben rock müziğine gönül verdiğimde dünyada bir pop dalgası vardı. Okuduğum dergi ve kitaplarda eski üstatlar bunu hep şunu savunuyordu: 'Rock N Roll sönmeyen bir ateştir. Bazen zayıflar. Hatta ısıtmaz olur ama günü geldiğinde yürekleri cayır cayır bir yangınla sarmalayan bir tutkuya dönüşür' derlerdi. Dolayısıyla rock ruhu türlü koşullara göre belki değişkenlikler gösterebilir. Her zamanın ruhu farklı olacaktır mutlaka ama bir biçimiyle o ruh hep yaşar. 

Bu albümün soundunda elektronik müzik kullanmışsın. Çok da güzel olmuş fakat bu tercihin sebebini merak ediyorum. Elektronik müzik hayatına nasıl girdi?
Esasen benim elektronik müzikle olan bağım çok eskiye dayanıyor. Yalnız biz Rewşen'deyken işleyen süreç başka bir süreçti. Rock müzik bizim için namus gibiydi. Sounda elektronik bir şey girdiği oluyordu fakat camianın büyük bir kesiminde bu elektronik tınılar çiğ algılanıyordu. Soundda en fazla analog karakterli keyboardlar kabul edilebiliyordu. Bugün artık rockın o sert kabuğu kırıldı. Yani "ben şuyum, şundan başka bir şey olmam" diyen o sert kabuk kırıldı. Kendi içine farklı tatları almak zorunda kaldı. İşin doğrusu sadece rock müzik değil, bütün tarzlarda böyle oldu. Hemen hemen her tarz başka tarzların içerisine damıttı kendini. Rock müzik de içine caz, elektronik, kimi yerlerde house, kimi yerlerde t-rap ve daha birçok karakterde şeyler damıttı. Damıttı diyorum, çünkü elektronik müzik başat değil. Kendi müziğimde de böyle. Bunlar çoğunlukla şarkının ve dönemin ruhuna göre süzülerek şarkının içine sızmış tatlar. Yani bir elektronikçi gibi elektronik müzik yapmadım aslında. Ben müziğimin içine rockın karakterine uyacak ve ona yakışacak şekilde elektronik tatlar eklemeye çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü netice itibariyle hepsinin yaratıcısı benim ve ben de bir elektronikçi değilim. Yıllardır prodüktörlük yapan, aranjörlük yapan bir insanım ve aşağı yukarı duruma vakıf bir insan olarak kendime en yakışanı aramaya çalıştım. Bu anlamda kendi şahsıma münhasır bir elektronik karakter damıttım. 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.