• Bir gün gerilla saflarına katıldığı haberini aldık. Kendisini ait hissettiği dağlara, özgürlük arayışının peşinden gitmişti. Haberi duyduğumda ilk düşündüğüm, ne kadar mutlu olabileceğiydi. Onu tanıdığım kadarıyla bu, bir anda verilmiş bir karar değildi. Yıllarca okuduğu, düşündüğü ve sorguladığı meselelerin, içinde büyüttüğü özlemin bir sonucuydu.
  • Mesut; mutlu, sevinçli, bahtiyar demekmiş. Adına yakışan güzel yoldaşım, kim bilir, belki bir gün hep özlemini duyduğun o uzak dağlarda, özgür bir göğün altında yeniden karşılaşırız. O güne kadar hoşça kal. Sakinliğin, sevincin ve gülüşün bizimle kalacak. Adın, seni sevenlerin yüreğinde güzel bir hatıra olarak yaşayacak.

Mêrdîn’in Midyad ilçesinde doğan Mesut Atalan’ın yaşamı, ailesinin Avrupa’ya göçünün ardından Kürdistan Öğrenciler Birliği’ndeki (YXK) öğrenci ve gençlik çalışmalarından Qendîl’e uzandı. Deştî Bagok kod adıyla 2011’de PKK saflarına katılan Atalan, 2014’te DAİŞ’in Êzîdîlere yönelik saldırıları sırasında Şengal’e geçti. 5 Haziran 2024’te Qendîl’de bir hava saldırısında şehit düşen Mesut’u, birlikte mücadele ettiği arkadaşları anlatıyor. Üniversite döneminden çalışma arkadaşları Xatun, Gamze ve Ufuk anılarında yoldaşlarını neşesi, sakinliği ve öğrenme isteğiyle hatırlıyorlar.

Ufuk: Mesut’ta asalet vardı

Bazı insanlar hayatımıza sessizce girer. Kendilerini anlatmak için uzun sözlere, varlıklarını hissettirmek için gösterişli davranışlara ihtiyaç duymazlar. Zamanla bir bakışlarının, bir sözlerinin, hatta sessizliklerinin bile hafızamızda yer ettiğini fark ederiz. Mesut böyle biriydi. Aramıza ilk katıldığı günleri hatırlıyorum. Daha o zamanlarda, genç yaşına sığmayan bir derinliği olduğunu hissederdim. Sakin bir duruşu vardı. Çok konuşmazdı ama sustuğunda bile insana bir şey söylerdi. Bakışlarında, hayatın bazı gerçekleriyle erkenden karşılaşmış birinin izleri vardı. Yanında insan kendini huzurlu hissederdi. Dinlerken gösterdiği dikkat, insanlara yaklaşırken sergilediği incelik, onun karakterini anlatmaya yeterdi. Mesut’ta tarif edilmesi güç bir asalet vardı. Gençti ama gençliğin telaşını taşımıyordu. Düşüncelerindeki derinlik ve sessizliğindeki bilgelik, onu tanıyanların hafızasında iz bırakıyordu.

Birlikte büyüttüğümüz umut

Kürdistanlı Öğrenciler Birliği (YXK) bünyesinde, 2007-2011 yılları arasında birlikte yürüttüğümüz öğrenci ve gençlik çalışmalarını düşündükçe o günlerin heyecanı içimde yeniden canlanıyor. Kampüslerin koridorlarında ve bahçelerinde dolaşırken gözlerimiz sürekli çevrede olurdu. Karşımızdan gelen öğrencilere bakar, birbirimize “Acaba şu gelen Kürt öğrenci mi” diye sorardık. Bazen bir yürüyüşten, bir bakıştan, bir konuşmadan bir şeyler anlamaya çalışırdık. Sabahın erken saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar aynı sorularla uğraşırdık: Çalışmalarımızı nasıl büyütebiliriz? Kürt öğrencileri nasıl bir araya getirebiliriz? Burada nasıl kalıcı ve güçlü bir örgütlenme kurabiliriz? O günlerin heyecanı da yorgunluğu da umudu da hâlâ hatırımda. Yoruluyorduk ama vazgeçmiyorduk. Tanıştığımız her insan, attığımız her adım ve kurduğumuz her bağ, büyütmeye çalıştığımız umudun bir parçasıydı.

Mesut, bu yoğunluğun içinde okumaya ve düşünmeye de zaman ayırırdı. Elinden Önder Apo’nun savunmaları ve çözümlemeleri düşmezdi. Yurtseverliğe duyduğu inancı ideolojik ve felsefi bir derinlikle beslemek istiyordu. Okur, düşünür, sorgulardı. Öğrenme isteği hiç dinmezdi. Bir konuyu konuşurken söylenenle yetinmez, daha derine inmeye çalışırdı. Görünenin ardındaki anlamı arardı. Bir düşünceyi bilmek yetmezdi, yaşamla buluşturmak isterdi. Bu nedenle onunla konuşmak, insanı kendi düşüncelerine yeniden bakmaya çağırırdı. Yoldaşlığı, birbirimizi anlamaya ve geliştirmeye alan açan bir beraberlikti.

Kampüs günleri

Birlikte katıldığımız sayısız eylem, yürüyüş ve etkinlik arasında, Bochum Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirdiğimiz açlık grevinin bende ayrı bir yeri var. Strasbourg’da Önder Apo’nun sağlık koşullarını, kamuoyunun gündemine getirmek ve üzerindeki tecridi protesto etmek için Nisan 2007’de başlayıp mayısta sona eren açlık grevine destek amacıyla kampüste günlerce dayanışma eylemi yapmıştık. O günler ağırdı. Strasbourg’daki arkadaşlarımızın durumunu takip ediyor, hayatlarından kaygı duyuyorduk. Bulunduğumuz şehirde ve üniversitede seslerini duyurmak için elimizden geleni yapıyorduk. İçimizde büyüyen kaygıyla birbirimize soruyorduk: Ne yapabiliriz? Daha fazla insana nasıl ulaşabiliriz? Kampüsün ortasına kurduğumuz çadır kısa sürede dikkat çekmişti. Soğukta birbirimize moral veriyor, uzun tartışmalar yapıyor, binlerce bildiri dağıtıyorduk. Yaşananları mümkün olduğunca çok insana anlatmaya çalışıyorduk. Mesut, çadırın önündeki stantta saatlerce öğrencilerle konuşurdu. Bazıları şaşkınlıkla sorardı: “Deli misiniz siz? Neden günlerce kendinizi aç bırakıyorsunuz?”

Onları sabırla dinlerdi. Öfkelenmeden, karşısındakini küçümsemeden, sesini yükseltmeden neden orada olduğumuzu anlatırdı. İnandığı şeylerden taviz vermez, karşısındaki insana duyduğu saygıyı da kaybetmezdi. Anlatırken dinlemeyi, ikna etmeye çalışırken anlamayı bilirdi. Samimiyeti ve sabrı, insanlarla bağ kurmasını sağlardı. Duruşunda insanı incitmeden hakikati anlatabilmenin inceliği vardı.

Dağlara uzanan yol

Bir gün gerilla saflarına katıldığı haberini aldık. Kendisini ait hissettiği dağlara, özgürlük arayışının peşinden giderek ulaştı. Haberi duyduğumda ilk düşündüğüm, ne kadar mutlu olabileceğiydi. Onu tanıdığım kadarıyla bu, bir anda verilmiş bir karar değildi. Yıllarca okuduğu, düşündüğü ve sorguladığı meselelerin, içinde büyüttüğü özlemin bir sonucuydu. Sonraki yıllarda her fırsatta arkadaşlara onu sordum. Nasıl olduğunu, neler yaptığını, kendisini nasıl geliştirdiğini öğrenmek istiyordum. Onu tanıyanlardan benzer sözler duyuyordum: Çok çalışkandı, kendisini geliştirmişti, halk içinde seviliyordu. Arkadaşları onu arıyor, ona saygı duyuyordu. Bunları duydukça içimde sessiz bir sevinç doğardı. Uzakta olsa da kendi yolunda ilerlediğini ve insanların hayatında anlamlı bir yer edindiğini bilmek bana güç veriyordu. Sonra şehadet haberini aldık. Bir haberin insanın içinde nasıl bir boşluk açacağını önceden bilmek mümkün değil. Mesut’un kaybının beni bu kadar sarsacağını tahmin etmemiştim. Ama bu acıyı yalnızca ben taşımıyordum. Onunla aynı dönemi paylaşan, aynı çalışmalarda yan yana duran, aynı umutlara ortak olan arkadaşlarımız da bir anda derin bir sessizliğin içinde kaldı.

Kimimiz acısını içine attı, kimimiz birbirini arayıp uzun uzun konuştu. Eski günleri hatırladık, Mesut’tan söz ettik. Bir anısını anlatırken birlikte güldüğümüz zamanlara döndük. Bazen de söyleyecek söz bulamadık, gözyaşlarına sığındık. Hatırlamaya, paylaşmaya ve birbirimize tutunmaya ihtiyaç duyuyorduk.

Hafızamızda kalan iz

Mesut, bizim hayatımızdan geçip giden insanlardan biri olmadı. O, gençliğimizin en güzel ve en anlamlı yıllarına, birlikte verdiğimiz emeğe, taşıdığımız umutlara ve kurduğumuz yoldaşlıklara karıştı. Bugün onu düşündüğümde, hayatımızın o dönemini de hatırlıyorum: Üniversite koridorlarını, dağıttığımız bildirileri, saatler süren tartışmaları, soğukta kurduğumuz çadırı, birbirimize verdiğimiz morali ve dünyayı değiştirebileceğimize duyduğumuz inancı. Bütün bu anıların içinde onun sakin yüzü beliriyor. Öğrenme arzusu, insanlara yaklaşırken gösterdiği incelik ve inandığı yolda yürürken taşıdığı kararlılık yeniden canlanıyor. Bugün seni düşündüğümde, Mesut, yalnızca gidişini düşünmüyorum. Seni yaşarken hatırlıyorum: Gülüşünle, sözlerinle, sessizliğinle ve bize kattığın düşüncelerle. Senin ardından geriye yalnızca acı kalmadı; unutulmayacak anılar ve yüreğimizde taşımayı sürdüreceğimiz bir yoldaşlık kaldı. Ama insanın hafızası da tuhaf bir şey… Bazen yıllar önce söylenmiş bir söz yeniden gelir akla. Bir bakış, bir gülüş, bir yürüyüş… Ve bir anda insan, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, o kişiyi yanı başındaymış gibi hisseder. Sen de böyle yaşayacaksın bizim içimizde. Zaman geçtikçe yok olmayacak, aksine bazı anlarda yeniden karşımıza çıkacaksın. Bir kampüsün koridorunda, eski bir arkadaşın anlattığı anıda, gençliğimizden kalan bir fotoğrafta seninle yeniden karşılaşacağız. Bazen bir tartışmanın ortasında, bazen gecenin sessizliğinde geçmişi düşünürken sesini hatırlayacağız. Sen, yıllarca özlemini duyduğun dağlara, kendini ait hissettiğin topraklara ulaştın. Şimdi sözlerin, dokunduğun hayatlar ve paylaştığın düşünceler bizimle yaşamaya devam ediyor. Mesut; mutlu, sevinçli, bahtiyar demekmiş. Adına yakışan güzel yoldaşım, kim bilir, belki bir gün hep özlemini duyduğun o uzak dağlarda, özgür bir göğün altında yeniden karşılaşırız. O güne kadar hoşça kal. Sakinliğin, sevincin ve gülüşün bizimle kalacak. Adın, seni sevenlerin yüreğinde güzel bir hatıra olarak yaşayacak.

***

Xatun: Sana söz veriyorum

Mesut, neşesi ve mizahıyla hayatımıza dokunan bir arkadaştı. Kürdistan’ın özgürlüğünü yüreğinde taşıyor, Kürt-Êzîdî kimliğini gurur ve onurla yaşıyordu. Özgür bir Kürdistan uğruna hayatını feda etti. Birlikte Kuzey Ren-Vestfalya’dan Güney Afrika’ya kadar yolculuklar yaptık. O, Midyat’ın Baçe’sinin güneşi gibiydi; çevresini aydınlatırdı. İnsana değer veren, duyarlı ve bilge bir ruhu vardı. Güçlü empatisi sayesinde herkesle kolayca bağ kurardı. 2010 yılında YXK delegasyonu olarak Güney Afrika’daki Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’ne birlikte katıldık. Yüzünden gülümsemesi eksik olmazdı. Kürdistan’ı ve özgürlük mücadelesini anlatmaktan, bu konularda insanlarla tartışmaktan yorulmazdı.

Başûrê Kürdistan’dan gelen delegasyonun üyeleriyle de dostluklar kurdu. Birleşik ve dayanışma içinde bir Kürdistan’a duyduğumuz ihtiyacı bu ilişkilerde somutlaştırıyordu. Ömür boyu sürecek dostluklar ve tanışıklıklar kurdu. Kürt-Êzîdî kimliği, ezilen bütün halkların, insanların ve özgürlük isteyen herkesin yanında duruşunda karşılık buluyordu. Herkesten önce uyanır, en son o yatardı. Kürdistan’a ve özgürlüğe duyduğu inancı, yüreğinde hiç sönmeyen bir ateş gibi taşırdı. O, hepimiz için düştü. Bu güzel insanlar, bizim şehitlerimiz, bugün kimliğimizle var olabilelim diye hayatları pahasına mücadele ettiler. Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin ve bu mücadelede yer alan binlerce Kürt’ün fedakarlığını anlamak, bugün her zamankinden daha önemli. Mesut’un son yolculuğunda Kürdistan’ın özgür dağlarında huzura kavuşması beni şaşırtmıyor. Teşekkürler Mesut. Spas. Em te ji bîr nakin. Yeniden buluşacağımız güne kadar sana söz veriyorum heval, birlikte yaşadığımız bütün güzel anları onur, gurur ve saygıyla kalbimde taşıyacağım. Seni mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz. Devrin daim, Xizir yoldaşın olsun.

***

Gamze: En büyük gücü sakinliğindeydi

İnanmakta zorlandığımız bir kaybın ardından doğru kelimeleri bulmak çok güç. İçimde sessiz bir önsezi olsa da Heval Mesut’u kaybettiğimizin kesinleşmesi derin bir acı verdi. Mesut, neşeli, sıcak kalpli bir dost ve yoldaştı. En büyük gücü sakinliğindeydi. Kendini dayatmayan tavrı ve sonsuz sabrı, onu hepimiz için özel bir insan yapıyordu. Onun sayesinde Êzîdîliği daha yakından tanıdım ve bu inanca derin bir saygı duydum. Mesut, inancını yaşamında ve yaptıklarında görünür kılıyordu.

Birlikte yürüttüğümüz siyasi çalışmaların dışında da onun içtenliğine ve dayanışmasına tanık oldum. Ailem zor bir dönemden geçerken hiç tereddüt etmeden yanımda olmuş, benimle hastaneye gelmişti. O zor anda verdiği desteği asla unutmayacağım. Mesut, 2009’dan itibaren YXK’nin her zaman güvenebileceğimiz isimlerinden biriydi. Birlikte sayısız uzun sohbet yaptık, gösteriler için başvurular hazırladık. YXK’nin 20’nci yıl dönümü etkinliğini de birlikte planladık. 2010’da Kürdistan’daki duruma dikkat çekmek amacıyla Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’ne katılmak üzere Güney Afrika’ya gittik. Onun her zaman söylediği gibi, biz bu toprakların çocuklarıydık. Kürdistan’da yaşananları görünür kılmak, hayatının başlıca önceliklerinden biriydi. Mesut, bu sorumluluğu unutmamamız için çaba gösterirdi. 31 Temmuz 2010’da, Kandil bölgesinde şiddetli çatışmaların ve Türk hava saldırılarının yeniden yoğunlaştığı bir dönemde gönderdiği e-postada şöyle yazmıştı: “Avrupa’daki günlük yaşamın ortasında, memleketimizdeki zorlu gerçekliği unutmamalıyız.”

Bu sözlerin üzerinden 14 yıl geçti. Mesut da aynı bölgede, bir hava saldırısında şehit düştü. Aramızdan ayrıldı ancak düşünceleri, duruşu ve insanlığı bizlerde yaşamaya devam edecek. Em ê qet ji bîr nekên, hevalê me. Tu her tim di dilên me de bimînî.