Şengal’in özgürlük şifresi

Sara AKTAŞ yazdı —

30 Temmuz 2020 Perşembe - 16:34

  • DAİŞ, bundan 6 yıl önce 3 Ağustos 2014’te Êzîdîlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Musul kenti yakınlarındaki Şengal bölgesine saldırmıştı. Kent ve civarında yaşayan onbinlerce Êzîdî, onları bekleyen katliamdan kurtulmak için yollara düşmüş, Sincar Dağına sığınan onlarca çocuk, yaşlı ve hasta susuzluktan ve sıcaktan hayatını kaybetmişti.

 Şengal saldırısında yaklaşık 5 bin Êzîdî’yi katleden DAİŞ, binlerce kadın ve çocuğu da esir almış, alıkoyduğu genç kadın ve çocukları köle olarak kullanmış, satmış, kaçırdıkları insanlardan bazılarından bir daha haber alınamamıştı. O günden bu yana dört bir yana dağılmış çocuklarına ulaşmaya çalışan acılı aileler, kıt kanaat imkanlarla “Ağustos fermanı” dedikleri Êzîdî jenosidinin kanayan yaralarını sarmaya çalışıyorlar.

Sanırım Goya’nın İspanya’ya saldıran Fransız ordusunun vahşetini gösteren resimlerini anımsatan bu vahşet manzaralarını gören hiç kimse unutmamış, belleğine kazımıştır. Zira uygulanan yöntemler sadece fiziksel bir temizleme operasyonu olmanın ötesinde vahşi bir savaş stratejisinin en eski altın kuralını hatırlatıyordu: Karşı gücün direnme gücü ve isteğini tamamen kırmak! Tıpkı Perseus’un Medusa’nın kestiği başını kalkanına taktıktan sonra korku salarak itaat sağlamak istemesindeki strateji gibi! Tıpkı Osmanlı ordusunun “eşiktekini eşikte beşiktekini beşikte” zihniyeti ile yaptığı kıyımlar gibi. Tıpkı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında isyanları bastırmada kullandığı vahşet gibi! Tıpkı Ruanda’da bir milyona yakın Tutsi’nin öldürüldükten sonra bedenlerinin parçalanması gibi! Tıpkı 1990’lardan günümüze kadar süren PKK gerillalarına uygulanan ve cenazelerin vücut bütünlüğünü bozan barbarlık gibi!

Bu bakımdan Şengal’de savaşın en zalimce, en ahlaksız biçiminin sergilenmesini sadece Êzîdîlere yönelik bir vahşet olarak nitelemek eksik kalacaktır. Nitekim bu savaş biçimiyle çeteler yarattıkları korkunç imge ve mesajlarla; mutlak bir itaat sağlamakla birlikte bu uygulamaları bir güç gösterisine dönüştürerek siyasal bir denetim kurmayı ve belleklerde kalıcılaştırmayı hedeflediler. Fakat biliyoruz ki tarihsel gelişmelerde bir çok şey sadece kendisiyle sınırlı kalmıyor, kendisini aşan gelişmelerin ortaya çıkmasına yol açabiliyor. İşte Şengal’de Êzîdîlerin ve kadınların yaşadığı vahşette tam da böyle bir gerçekliğin bedenleşmiş olduğuna inanıyorum. Elbette yaşanan tüm kıyıcılığı ve imha politikalarını burada aktarmak mümkün değildir. Ancak Êzîdîlerin ve özellikle de kadınların varlıklarına vurulmak istenen zincirleri kuralınca taşımadığı ve reddettiği, kendilerini aşarak tarihe mal olan bir direniş kültürü yarattıkları da ortaya çıkan diğer bir hakikattir.

Bu bakımdan Şengal’de açığa çıkan en dikkat çekici yanlardan biri köleleştirilmek istenen kadınların yarattığı meşru savunma gücü, hak ve adalet alanındaki ahlakiliktir. Kadınlar özgürlüklerini, topraklarını, bedenlerini gasp eden vahşi karanlık çetelere karşı direnişi örgütlemiş ve kendine ait olanı geri isteme iradesi göstermiştir. Kadın ve insan kalmanın koşulları, ilkeleri korunmuş ve yaratılmıştır. Dolayısıyla Şengal’de yaratılan direniş hattı ve örgütlü güçle, kadınlar salt kurban ve mağdure pozisyonundan çıkarılmıştır. Kadınlar hem her alanda özgürleşerek kendi geleceklerini ve kaderlerini belirlemiş hem de toplumsal, devrimsel sürecin inşacısı olmuşlardır. Bu bakımdan politik özneler olarak, özgürleşme iddia ve stratejileriyle sadece Kürt ve Êzîdî kadınların değil Ortadoğulu ve dünya kadınlarının özgürleşmesinin yolunun özgürlük şifresini tüm dünyaya göstermişlerdir.

Sonuç itibarıyla 6 yıl önce yaşanan vahşet ve saldırganlık henüz bitmemiş olsada, en vahşi ve barbar bir güç karşısında bile direnebilineceğinin umudu tüm dünyaya verilmiştir. Kadın öncülüğündeki bu direnişin elbette daha katedecek çok yolu var. Hala barbarlık çetelerine karşı meşru ve ahlaki bir itiraz olarak yükselen devrimci bir sinerji var. Êzîdîlere ve kadınlara yapılan bu vahşi saldırıları 6. yıldönümü vesilesi ile bir kez daha kınıyorum, karanlık beyinlere karşı verilen direnişi bir kez daha selamlıyorum!­­

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.