Dünya ekonomik çöküşe sürüklenebilir

Dosya Haberleri —

Tahran Vanak Meydanı’ndaki dev billboardlar; Trump’ın stratejilerinin başarısızlığa uğradığını ve stratejik bir geçit olan Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolün kalıcı olarak İran’da kalacağını simgeliyor./foto:AFP

Tahran Vanak Meydanı’ndaki dev billboardlar; Trump’ın stratejilerinin başarısızlığa uğradığını ve stratejik bir geçit olan Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolün kalıcı olarak İran’da kalacağını simgeliyor./foto:AFP

  • Çoğu ekonomiste göre, eğer bu durum Haziran’a kadar devam ederse kesin olarak küresel resesyona gireceğiz. Eğer bu belirsiz ticaret ve ekonomi yönetimi Ağustos’a kadar sürerse, dünya çapında bir depresyon yaşanacak. 

Derleme ve çeviri: Yeni Özgür Politika

Eski Pentagon yetkilisi ve emekli Albay Lawrence Wilkerson, 15 Nisan’da Danny Haiphong’un YouTube programında yaptığı değerlendirmede İran krizi, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve Çin faktörünün küresel dengeleri kökten değiştirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri eski Bakanı Colin Powell’ın özel kalem müdürü olarak görev yapan Wilkerson, İran-ABD geriliminin yalnızca bölgesel bir çatışma olmadığını, küresel güç dengelerinde köklü bir kırılmanın parçası haline geldiğini savundu.

Lawrence Wilkerson/foto:Wikipedia

Trump sahte zafer ilanı istiyor 

“Trump bir şekilde bu işten sıyrılmak istiyor. Önümüzdeki dönemde ondan bol bol açıklama, protesto ve hatta ‘zafer ilanı’ duyacağız. Söylediği her şeyi bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Anlamsız gibi görünen açıklamaların arkasında bile bu amaç var. 

Hatta bana göre artık Netanyahu’nun tam onayı olmadan da bu kararı alabilecek noktaya gelmiş olabilir. Bu eşiğe yaklaşık 24 saat önce ulaşıldığını düşünüyorum. Nedenini tam olarak açıklayamıyorum ama tablo bunu gösteriyor. 

Bu da şu anlama geliyor: Hem ‘zafer’ hem de ‘çıkış’ anlatısını aynı anda kurmaya çalışacak. Bunun nasıl yapılacağını kestirmek zor, ancak bu söylemi giderek daha fazla duyacağız. Beyaz Saray’daki isimler, özellikle Pete Hegseth gibi figürler de bu çizgiyi destekleyecek. Genel tablo bu.” 

ABD ablukası işlemiyor 

Wilkerson’a göre ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı abluka etkili değil. “Trump, Hürmüz’den kimsenin geçemeyeceğini söylüyordu. Ama Çin gemileri geçiyor. Açıkça meydan okuyorlar ve petrol tankerleriyle boğazı kullanmaya devam ediyorlar.  

Bu bilgi güvenilir enerji kaynaklarından geliyor. Sadece Çin değil, başka aktörler de geçiş yapıyor. Dolayısıyla insan şu soruyu soruyor: Hürmüz’de gerçekten ne engelleniyor? 

Öte yandan yaklaşık 3.200 geminin boğaz açıklarında beklediğini biliyoruz. Bunların bir kısmı artık beklemeyi bırakıp ayrıldı. Nereye gittikleri belirsiz. Belki Bab el-Mendeb’e yöneliyorlar ama orada da durumun daha iyi olacağını sanmıyorum. 

Ortada hâlâ bir ‘darboğaz’ var ama bu, ABD Donanması’nın ya da İran’ın doğrudan eylemlerinden kaynaklanmıyor. Dolaylı olarak Umman gibi aktörlerin rolü olabilir ancak esas mesele bu değil. Asıl sorun belirsizlik. Bu belirsizlik enerji şirketleri için de, sigorta devleri Lloyd’s ve AIG gibi kurumlar için de, nakliyeciler için de son derece olumsuz. Çünkü böyle durumlarda herkes en güvenli seçeneği tercih eder: ya hiç yola çıkmaz ya da geri döner. Yani bugün Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın temel nedeni askerî tehditler değil, belirsizlik.” 

Küresel ekonomi için kritik takvim 

Wilkerson, mevcut durumun devam etmesi halinde küresel ekonomi için sert uyarılarda bulundu. “Şu anda bulunduğumuz nokta tam olarak bu. Çoğu ekonomiste göre, eğer bu durum Haziran’a kadar devam ederse kesin olarak küresel resesyona gireceğiz. Eğer bu belirsiz ticaret ve ekonomi yönetimi Ağustos’a kadar sürerse, dünya çapında bir depresyon yaşanacak. 

Trump’ın elinde fazla LNG ve petrol olduğu için bu süreci atlatabileceği düşüncesi ya da Putin’in aynı nedenle dayanabileceği fikri aslında önemsiz. Çünkü dünyanın geri kalanının zincirleme şekilde çökeceği bir senaryoda bu durum herkesi etkiler. Nadir toprak elementlerinden tutun da ihtiyaç duyduğumuz pek çok kaynağa erişim kesintiye uğrar. Bu nedenle mevcut durum, Trump için bile felaket senaryosudur.” 

ABD teknolojisi pahalı ve kırılgan 

İran’ın düşürdüğünü açıkladığı yüksek maliyetli insansız hava aracı olayına da değinen Wilkerson, ABD’nin dron teknolojisinin eşdeğer rakipler karşısında zayıf kaldığını savundu. “Bu sistemler düşük tehdit ortamları için tasarlandı. İran gibi aktörler bunları vurabiliyor. Aynı şeyi Yemen’de Husiler de yaptı,” dedi. 

“Biraz arka plan vereyim. Oğlum uzun süredir Reaper tipi insansız hava araçlarıyla çalışıyor. Bu süreçte Predator, Reaper ve Triton gibi sistemler hakkında şunu öğrendim: Bu araçlar çok iyi korunmuyor. Çünkü düşük tehdit ortamları için üretildiler. Örneğin Somali gibi yerler için. Orada sahadaki aktörler – ister devlet ister örgüt olsun – bunları hedef alabilecek araçlara sahip değil. Bu yüzden bu sistemleri bu gibi yerlerde rahatça uçurabiliyor ve tüm kabiliyetlerini kullanabiliyoruz. 

Aslında, dünya genelinde çok sayıda sivil havalimanıyla anlaşmalarımız da var. Paris’teki Charles de Gaulle Havalimanı gibi yerler dahil olmak üzere, belirli bir ücret karşılığında bu dronları buralara indirip kaldırabiliyoruz. Bu havalimanlarında bakım tesislerimiz var ve bazı durumlarda özel anlaşmalarla dronları silahlandırma imkânımız da bulunuyor. Yani Predator ve Reaper gibi sistemler Hellfire füzeleriyle donatılabiliyor. Bu sayede olağanüstü bir erişim kapasitesine sahibiz. Açıkçası dünya genelindeki 750’den fazla askerî üsse bile ihtiyacımız kalmayabilir. Stratejik konumdaki sivil havalimanlarının büyük bir kısmı bu sistemler için kullanılabiliyor.” 

Çin boyutu: Asıl hedef Pekin mi? 

Wilkerson’a göre İran krizi, aslında daha geniş bir jeopolitik mücadelenin parçası. ABD’nin hamlelerinin önemli ölçüde Çin’i hedef aldığını belirten eski yetkili, özellikle Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne dikkat çekti. “Çin, kara taşımacılığıyla Avrupa’ya çok daha hızlı ve ucuz ulaşım sağlıyor. Bu, ABD’nin deniz gücünü stratejik olarak zayıflatıyor,” dedi. 

Wilkerson Çin faktörünü stratejik bir çerçevede değerlendiriyor: “Ben uzun zamandır, İran’daki bu çatışmanın gerçek bir jeostratejik amacı varsa bunun Çin’le ilgili olduğunu düşünüyorum. Trump’ın bunu kavradığını söylemiyorum – buna kapasitesi yok. Hegseth için de aynı şey geçerli. Ama etrafında ve Pentagon’da bu durumu çok iyi anlayan insanlar var. 

Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği güney demiryolu hattı, ABD açısından son derece ciddi bir endişe kaynağı. Bana gelen bilgilere göre ABD ve İsrail bu demiryolu hattını sürekli bombalıyor, Kuşak ve Yol Girişimi neredeyse aralıksız bir şekilde hedef alınıyor. 

Bu hat, Çin’in Pasifik limanlarından başlayıp Basra Körfezi’ne, oradan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan üzerinden Kafkasya’ya uzanıyor. Aynı zamanda Rusya ve Orta Asya üzerinden gelen diğer hatlarla birleşmesi planlanıyor. Bu hatların ikisi Ukrayna savaşı nedeniyle durmak zorunda kaldı. Bu da Joe Biden’ın Ukrayna politikasının arkasındaki nedenlere dair bir fikir veriyor. 

Bu demiryolu ağı tamamlandığında, Çin mallarını Avrupa’nın kalbine yaklaşık 16 saat içinde ulaştırabilecek. Oysa deniz yoluyla bu süre Süveyş üzerinden iki ila iki buçuk gün sürüyor. Üstelik demiryolu çok daha ucuz. Bu da zamanla deniz taşımacılığını devre dışı bırakabilir. Bu tarihsel olarak çok önemli bir gelişme. Geçmişte imparatorluklar da doğuda benzer stratejiler izlemişti.” 

Wilkerson, küresel güç dengelerindeki değişimi tarihsel bir örnekle anlattı: “Örneğin geçmişte, deniz gücüne dayanan Portekiz İmparatorluğu kara ticaret yollarının gelişmesiyle büyük ölçüde etkisiz hale getirildi. Deniz yolları bu şekilde devre dışı bırakıldı. 

Bugün Çin’in yaptığı da tam olarak bu. Ve bu durum en çok kimi etkiliyor? Kendini denizlerin hâkimi olarak gören ABD’yi. Bu üstünlük en az yüzde 50 oranında aşındırılacak. 

Dolayısıyla evet, bu bölge Çin’e karşı koymak açısından son derece stratejik. Sadece demiryolu meselesi nedeniyle değil, aynı zamanda Çin’in İran’la kurduğu ilişkiler ve buradan sağladığı enerji nedeniyle de. Eğer durum gerçekten ciddileşirse Çin geri adım atmayacaktır. 

Çin savaş istemiyor. Bundan neredeyse eminim. Çünkü zaten kazanıyorlar. Ekonomide, teknolojide, kültürde, askerî alanda… Devlet gücünün hangi kategorisine bakarsanız bakın Çin önde. Şimdi finansal alanda da öne geçecekler. Xi Jinping, doların yerine renminbi’yi (Çin’in resmi para birimi) geçirme hedefini açıkça dile getirdi. Önümüzdeki on yıl içinde doların küresel rezerv ve işlem para birimi olma rolünü kaybettiğini göreceğiz. Bu gerçekleştiğinde imparatorluk için sonuçlar ağır olur.” 

Nükleer risk ve bölgesel yıkım senaryosu 

İran’ın isterse nükleer silah geliştirebileceğini öne süren Wilkerson, bunun İsrail açısından kritik bir eşik olduğunu söyledi. Ayrıca İran’ın Körfez’deki enerji altyapılarını hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “Bu tür bir saldırı küresel ekonomiyi çökertir” uyarısında bulundu. 

“Çin savaş istemiyor. Zaten kazanıyor. Neden savaş istesin? Ama eğer savaş çıkarsa, bunu kabul ederler. Ya bizi (ABD’yi) yok ederler ya da dünya genelinde büyük bir yıkım yaşanır. Çünkü böyle bir savaşın sonunda nükleer aşamaya geçileceğini düşünüyorum. Ve nükleer silahı ilk kullanan tarafın biz olacağını düşünüyorum. Çünkü kaybeden taraf biz olacağız. 

Savaş simülasyonlarına katıldım. Bu tür senaryolarda genelde böyle gelişir. Çoğu zaman sivil liderler o noktada durur ve daha ileri gitmezler. Ancak bu, gerileyen ABD ile yükselen Çin arasında ‘kazan-kazan’ durumu değil. Rusya’nın Çin’in yanında yer almasıyla denge daha da değişiyor. Bu haliyle ortaya çıkan tablo hiç iyi değil.” 

Türkiye için kritik dönemeç 

Wilkerson, Türkiye’nin de bu yeni jeopolitik tabloda zor bir seçimle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ankara’nın NATO içinde kalma, tarafsızlaşma ya da Çin-Rusya eksenine yönelme gibi seçenekleri bulunduğunu belirtti. “Türkiye’nin alacağı pozisyon, Doğu ile Batı arasındaki dengede belirleyici olabilir,” dedi. 

“İlginç bir şekilde, bu sürecin ortasında kalan ve ne yapacağını bilemeyen orta ölçekli güçlerden biri de Türkiye. Burada sadece Erdoğan’dan bahsetmiyorum. Yerine gelebilecek Hakan Fidan ya da başka biri için de aynı durum geçerli. Türkiye’nin önünde birkaç seçenek var. 

Birincisi, NATO’yu ve Amerikan İmparatorluğu’nu tamamen geride bırakıp BRICS’e yönelmek ve Çin ile Rusya’ya katılmak. 

İkincisi, daha temkinli bir tarafsızlık politikası izleyerek zamanla NATO’dan uzaklaşmak. 

Üçüncü seçenek ise – ki en zayıf ihtimal bu – NATO içinde kalıp güney kanadını tutmaya devam etmek. Ama bu kanat zaten şu anda bile çözülüyor. Bunu sürdürebileceklerini sanmıyorum. 

Dolayısıyla soru şu: Türkiye nereye gidecek? Ve vereceği karar, Doğu ile Batı arasındaki bu büyük mücadelede belirleyici olabilir. Çünkü Türkiye tarihsel olarak Avrupa ile Asya arasında bir köprü, stratejik bir eksen konumunda.” 

Dünya güç dengesi değişiyor 

Genel tabloyu değerlendiren Wilkerson, yaşananların tarihsel bir kırılma olduğunu vurguladı. “Bu, imparatorlukların yeniden şekillendiği dönemlere benziyor. ABD geriliyor, Çin yükseliyor,” dedi. İklim kriziyle birlikte bu dönüşümün daha da ağır sonuçlar doğurabileceğini belirten Wilkerson, özellikle yenilenebilir enerji alanında Çin’in liderliğine dikkat çekti. 

“Genel olarak baktığımızda, dünya düzeni şu anda köklü bir şekilde değişiyor. Ve ABD yönetiminde bu değişimi gerçekten kavrayan kimse olduğunu sanmıyorum. 

Benim asıl merak ettiğim şey şu: Bu sürecin arkasındaki gerçek güçler ne zaman ve hangi noktada pozisyon değiştirecek? Burada Elon Musk, Peter Thiel gibi isimlerden bahsediyorum ama sadece onlardan ibaret değil. Kamuoyunun pek bilmediği çok sayıda etkili aktör de var. Bu insanlar, gemiyi ne zaman ‘terk edeceklerini’ ve nereye yöneleceklerini hesaplıyor olmalılar şu an. 

Dünyayı gerçekten yöneten finansal ve ekonomik güçlerden bahsediyorum. Günümüzün Rothschild’leri, JP Morgan’ları diyebiliriz. Bu güçler nereye yönelecek, hangi bayrak altında konumlanacaklar? Bilmiyorum. Ama belki de İsrail’den ayrılan bazı aşırı zengin isimleri izlemek gerekir. Nerede konumlanıyorlarsa, bu bize ipucu verebilir. 

Dünya güç dengelerinin köklü şekilde değiştiği dönemler nadirdir ama gerçekleştiğinde son derece sarsıcı olur. İspanya örneğini düşünün. Yeni Dünya’dan gelen altın ve gümüş, kısa vadede büyük zenginlik sağladı ama uzun vadede imparatorluğu çökertti. Yaklaşık 15-20 yıl içinde sistem tamamen çözüldü. Bugün de benzer bir dönüşüm sürecindeyiz. Ve ABD’deki mevcut yönetim bunun farkında değil. Sadece günü kurtarmaya çalışıyor. 

Elbette bu tür sarsıntıların en acı tarafı, çok sayıda insanın ölecek olması. Buna bir de iklim değişikliğini ekleyin. İklim ve güvenlik çalışma gruplarındaki analizlerimize göre – ki bu gruplar büyük ölçüde Savunma Bakanlığı çevresinden oluşur – 2050, 2060 gibi tarihlerde bu değişimin ölümcül etkilerini çok daha sert biçimde hissetmeye başlayacağız. Aşırı sıcaklıklar özellikle küresel güneyde insanları kitlesel biçimde öldürecek. 

Ve şu anda buna karşı neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Güç dengelerindeki bu kaymayla birleştiğinde, çok büyük bir insani yıkım kaçınılmaz. Çok sayıda insan, aslında sadece bu dünyada gücü elinde tutanların beceriksizliği ve basiretsizliği nedeniyle acı çekecek ve ölecek. 

Bu varoluşsal mesele karşısında en çok çaba gösteren ülke Amerika değil, Çin. Yenilenebilir enerji alanında neredeyse her başlıkta öncüler. Biz ise bunu bir tehdit olarak gördüğümüz için, ticari ve siyasi olarak onların çabalarını sınırlamaya çalışıyoruz. 

Oysa doğru yaklaşım bu değil. Onlarla uyum sağlamak, birlikte çalışmak gerekir. Nitekim George W. Bush bunu anlamıştı. Eğer kapitalizmi araç olarak kullanarak Çin’i geçemiyorsanız, o zaman bu rekabette neden varsınız? Onlarla savaşmak değil, rekabet etmek zorundaydınız. Daha iyi ürünler üretmeli, daha iyi kalkınma modelleri geliştirmeliydiniz. 

Bush’un Powell’a verdiği en önemli görevlerden biri Çin dosyasıydı. Bunu anlayan son başkan George W. Bush’tu. Çin’e doğru yaklaşan son başkan da oydu.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.