Die Linke Milletvekili Ateş Gürpınar ile Almanya'daki sağlık "reformunun" olası etkilerini, eleştirileri ve önerilerini konuştuk.

  • Bu yasa, federal hükümetin sosyal devleti adım adım tasfiye etme gündeminin bir parçası niteliğinde. Hükümet, toplumun daha kırılgan kesimlerine yük bindirirken yüksek gelir gruplarını ve zenginleri koruyor. Planlanan ek yükler son derece eşitsiz dağıtılmış durumda.
  • Hem ayakta hem de yatarak tedavi hizmetlerinde ciddi kesintiler planlanıyor. Bu durum, özellikle çalışanların ücretlerini etkileyecek ve sağlık hizmetlerinin niteliği üzerinde doğrudan sonuçlar doğuracak. Psikoterapi hizmetleri bunun en belirgin örneklerinden biri.
  • Sol Parti olarak böyle bir yurttaş sigortası modeli sunduk. Bu modelle tüm gelirlerden prim alınmasını, sigorta sistemindeki ikili yapının sona erdirilmesini ve prim matrah sınırının kaldırılmasını öneriyoruz. Böylece toplumun büyük çoğunluğunu rahatlatılabiliriz.

 

GÖZDE GÜLER

Geçtiğimiz aylarda Alman hükümeti, yasal sağlık sigortası (GKV) sistemindeki mali açığı azaltmaya yönelik kapsamlı bir reform paketi hazırladığını duyurdu. Paket, 29 Nisan’da Bakanlar Kurulu (Bundeskabinett) tarafından kabul edildi. Ancak Federal Meclis’ten (Bundestag) henüz geçmediği için yasalaşmış değil. Hükümet, giderek büyüyen finansman açığını kapatmanın yanı sıra sistemin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğini sağlamayı ve özellikle çalışanlar ile işverenler üzerindeki prim yükünün daha fazla artmasını engellemeyi hedeflediğini savunuyor. Ancak muhalefet reform paketine sert tepki gösteriyor. Biz de Die Linke (Sol Parti) Milletvekili Ateş Gürpınar ile sağlık "reformunun" olası etkilerini, eleştirileri ve önerilerini konuştuk.

Bu reformun temel hedefi nedir, hangi alanları kapsıyor? Siz özellikle hangi maddelere karşı çıkıyorsunuz?

Hükümet, Yasal Sağlık Sigortası’ndaki finansman açığını sigortalılar, hastalar ve çalışanlar üzerinden kapatmayı planlıyor. Buna karşılık işverenler ve ilaç sektörü rahatlatılıyor. Bunun için de uzun süredir ertelenen yapısal reformları hayata geçirmek ve yükü adil biçimde dağıtmak yerine, kesinti ve ek yük paketini gündeme getiriyor. Bakan Nina Warken, katkı payı alınmadan sağlanan aile sigortasını kaldırarak aileleri hedef alıyor. Bakan ayrıca hastaları da daha yüksek ek ödemeler ve örneğin diş protezi desteğinde olduğu gibi çeşitli katkıların kesilmesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Yaklaşık 20 milyar euroluk rahatlamanın önemli bir kısmının sigortalıların sırtına yüklendiğini söylüyorsunuz. Bu dağılım sosyal açıdan adil mi?

Bu yasa, federal hükümetin sosyal devleti adım adım tasfiye etme gündeminin bir parçası niteliğinde. Hükümet, toplumun daha kırılgan kesimlerine yük bindirirken yüksek gelir gruplarını ve zenginleri koruyor. Ayrıca yüksek gelir elde edenlerin ya da sermaye kazancı ve kira geliri bulunan kişilerin finansmana katılması da bilinçli biçimde engellenmeye devam ediyor. Planlanan ek yükler son derece eşitsiz dağıtılmış durumda. İşverenlere yalnızca yaklaşık 3,3 milyar euroluk ek yük getirilirken, federal devletin katkısı da ayrıca 2 milyar euro azaltılıyor. Buna karşılık sigortalılar ve hastalar yaklaşık 5,6 milyar euro ödemek zorunda bırakılıyor. Bu, yıllardır süren siyasi hareketsizliğin sonucu. Federal hükümetin bu ülkedeki insanların gerçek yaşamından haberi yok. Şimdi ise zaten yüksek yaşam maliyetleri, reel ücret kayıpları ve yeni sosyal kesintiler nedeniyle boğazına kadar batmış durumda olan insanlar en ağır yükü taşımaya zorlanıyor.

Planlanan prim artışları ve ek katkı payları nedeniyle sigortalıların üzerindeki yükün önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşünüyor musunuz?

Federal hükümet, kimin için siyaset yaptığını, kimin için yapmadığını çok açık biçimde ortaya koyuyor. Prim oranları sabitlense bile bu durum, sağlık sigortasındaki akıl almaz derecede yüksek maliyetleri ya da ek ödemeler ve kesintiler nedeniyle oluşan ek yükü ortadan kaldırmıyor. Ayrıca Federal Sağlık Bakanlığı, prim matrahı ve zorunlu sigorta sınırlarının kaldırılmasını da ilkesel olarak reddediyor. Oysa bu adımlar yalnızca yeni prim artışlarını engellemekle kalmayacak, aynı zamanda prim oranlarında ciddi bir düşüşü de mümkün kılacaktı.

Ücretsiz aile sigortasının sınırlandırılması, düşük gelirli aileleri orantısız biçimde etkilemeyecek mi? Bu durum sosyal devlet ilkesiyle nasıl bağdaştırılabilir?

Katkı payı alınmadan sağlanan aile sigortasının sınırlandırılması fiilen milyonlarca aile için doğrudan prim artışı anlamına geliyor. Federal kabinenin yükleri adil biçimde dağıtmak yerine aileleri mali baskı altına almayı tercih etmesi, finansmanı dayanışma ilkesi temelinde adil şekilde düzenleme gibi bir iddiasının olmadığını bir kez daha gösteriyor. Çünkü gerçek şu ki; gelirleri prim matrah sınırının (sigorta primi kesintisinin uygulanabildiği üst gelir sınırı) üzerinde olan aileler için ücretsiz aile sigortası devam ediyor. Bu durum sosyal sigorta sistemimizin dayanışma ilkesine aykırı. Federal hükümet ise bu ilkeyi giderek daha fazla sorguluyor.

Ek ödemelerin artırılması ve bazı sağlık hizmetlerindeki kesintiler, düşük ve orta gelirli vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştıracak mı?

Özellikle diş tedavileri alanında görülen hizmet kesintileri ve daha yüksek ek ödemeler, en çok düşük ve orta gelirli hastaları etkiliyor. Bu uygulamalar geriletici nitelikte ve toplumun ekonomik olarak en kırılgan kesimlerini hedef alıyor. Hastalar daha şimdiden, örneğin ilaçlarını karşılayamadıkları için bazı tedavilerden vazgeçmek zorunda kalıyor. Bu durum gelecekte daha da ağırlaşacak ve sağlık üzerinde doğrudan sonuçlar yaratacak. Hem ayakta hem de yatarak tedavi hizmetlerinde ciddi kesintiler planlanıyor.

Bu durum, özellikle çalışanların ücretlerini etkileyecek ve sağlık hizmetlerinin niteliği üzerinde doğrudan sonuçlar doğuracak.

Sağlık alanındaki ücret sınırlamaları nedeniyle randevular azalacak, hastalar ise daha uzun bekleme süreleriyle karşı karşıya kalacak. Psikoterapi hizmetleri bunun en belirgin örneklerinden biri. Bunun yanı sıra, örneğin başvuru sürelerinin kısaltılması ve ikinci görüş prosedürlerinin zorunlu hale getirilmesi gibi adımlarla sağlık hizmetlerine erişim daha da sınırlandırılacak. Yani reformun temel amacı, sağlık hizmetlerinden yararlanma oranını düşürmek.

Diş tedavileri ve hastalık ödeneği gibi alanlardaki kısıtlamalar, hasta bakımının kalitesini olumsuz etkileyecek mi?

Azaltılan hizmet karşılamaları ve yüksek ek ödemeler, hastaların sağlık hizmetlerine erişimi üzerinde ağır sonuçlar doğuracak. Bugün bile birçok insan, “Bu diş tedavisi gerçekten gerekli mi?” diye defalarca düşünmek zorunda kalıyor. Hastalık ödeneğine yönelik planlanan değişiklikler de çalışanlar üzerindeki baskıyı artırıyor. İnsan hasta olduğunda hastadır; maddi kaygılar yaşamadan dinlenebilmelidir. Biz, tüm sağlık hizmetlerini karşılayan ve insanları hastalık durumunda eksiksiz biçimde güvence altına alan dayanışmacı bir sağlık sigortası sistemi talep ediyoruz.

Uygulanacak sistemin sonuçları ne olur?

Hükümet, sorunun temel kaynağı olan hastane finansmanındaki kâr odaklı sistemi ortadan kaldırmak yerine, hastaneler üzerindeki baskıyı daha da artıracak bir program sundu. Sadece belirtileri gidermeye çalışmak burada çözüm değil. Asıl hedef, hastanelerin kendilerini ekonomik olarak “hesap vermek zorunda” hissedeceği bir noktaya hiç gelmemesi olmalı. Bunun için hükümetin önce, bakım bütçesi örneğinde olduğu gibi hastane finansmanındaki üst sınır uygulamalarını ve kesintileri geri çekmesi gerekiyor. Ayrıca vaka başına ödeme sisteminin yerine, hastanelerin gerçek ihtiyaçlarına dayalı bir finansman modeli getirilmeli.

Bu reform önümüzdeki 5-10 yıl içinde sağlık sistemi, sosyal adalet ve yasal sağlık sigortasının geleceği üzerinde nasıl etkiler yaratacak? Sağlık sistemi uzun vadede yapısal olarak yeniden şekillendirilmek mi isteniyor?

Bu reform da federal hükümetin diğer tüm reformları gibi ikinci bir “Agenda 2010”un yol haritası niteliğinde. Kamu hizmetlerinin tüm alanlarında yürütülen sert tasfiye politikası giderek daha acımasız biçimde ilerletiliyor; yoksulların üzerindeki yük artırılırken zenginler ve şirketler daha da rahatlatılıyor. “Kaçınılmaz zorunluluk” diye sunulan bu zengin yanlısı siyaset, sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla insanların cebindeki paraya bağlı hale gelmesine, iki sınıflı sağlık sisteminin kalıcılaşmasına ve Alman sağlık sisteminin genel kalitesinin düşmesine yol açacak. Sağlık sisteminde yapısal reformlara ihtiyaç olduğu tartışmasız bir gerçek. Ancak bu reformların temel amacı tasarruf değil, hastaların yararı olmalıdır.

Reform kapsamında öngörülen tasarruflar nasıl finanse edilecek?

Federal hükümet, önümüzdeki yıllarda prim oranlarını artırmayacağıyla övünüyor. Ancak aynı anda sağlık sektöründeki çalışanların ücretlerini düşürüyor ve hastaları gelecekte daha fazla masrafı kendi ceplerinden karşılamak zorunda bırakıyor.

Sizin çözüm önerileriniz oldu mu?

Mevcut yasa tasarısı, siyah-kırmızı hükümetin kamu hizmetlerine yönelik yeni bir cephe saldırısıdır. Merz, Klingbeil ve beraberindekiler; küçük ve orta gelir grupları Covid-19 pandemisinden bu yana giderek artan yaşam maliyetleri ve reel ücret kayıpları altında ezilirken, zenginlerin ve şirketlerin çıkarları doğrultusunda siyaset yapıyor. Oysa kamuoyu araştırmaları, toplumun geniş bir kesiminin yurttaş sigortası sistemini desteklediğini gösteriyor. Biz Sol Parti olarak böyle bir yurttaş sigortası modeli sunduk. Bu modelle tüm gelirlerden prim alınmasını, sigorta sistemindeki ikili yapının sona erdirilmesini ve prim matrah sınırının kaldırılmasını öneriyoruz. Böylece toplumun büyük çoğunluğunu rahatlatabilir, prim oranlarını yüzde 13,3’e düşürebilir ve hatta sağlık hizmetlerini daha da genişletebiliriz. Hükümete karşı duracağız; hem parlamentoda hem de parlamento dışında kamu hizmetlerinin daha fazla aşındırılmasını engellemek için mücadeleyi sürdüreceğiz.