Soykırımdan kurtuldu KDP katletti

Dosya Haberleri —

26 Kasım 2020 Perşembe - 10:12

  • "Çağdaş Kürt tarihinin ilk gerilla hareketinin ortaya çıkmasının önü bir komplo ile kesiliyor. Hatta Öcalan bu komploya değinir ve der ki, 'Dr. Şivan’ın başına getirilen bizim de başımıza getirilecekti ama biz uyanık davrandık."

BARIŞ BALSEÇER

 

Kürdistan devrim mücadelesinde önemli bir yeri olan Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak), Kürt devrim tarihinde çağdaş gerillacılığı başlatan ilk kişi. Ailesinden 55 kişinin katledildiği Dersim Soykırımı’ndan kurtulmayı başaran Dr. Şivan’ın devrimci kişiliğinin oluşumunda aile hikayesinin etkisi büyüktür. Katledilen dedesi Bertal Efendi’nin yolundan, düşlerinin peşine düşer. Kürt aydınlarının 'bölücülükle' suçlandığı 49’lar davasında yargılanan, bağımsız Kürdistan için mücadele eden Dr. Şivan, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin silahlı bir mücadele ile olması gerektiğini savunuyor. Şeyh Said’in idam yıldönümü olan 25 Haziran’da (1970) KDP-T’yi kurar. Ancak KDP tarafından önü kesilir ve bir komplo sonucu infaz ediliyor.
26 Kasım 1971 yılında katledilen Dr. Şivan’ın hikayesi ve devrimci mücadelesini, Kürt tarihi açısından önemini Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) kurucularından HDP PM üyesi, yazar Nesimi Aday ile konuştuk.

Öncelikle Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak) nasıl bir aileden geliyor? Hikayesi ile mücadelesi arasındaki bağ nedir?

Sait Kırmızıtoprak, 1935 yılında Nazimiye’nin Civarık Köyü’nde dünyaya gelir. Dedesi Civarıklı Bertal Efendi ve ailesinden 55 kişi, Dersim Soykırımı’ndan hemen önce katledilmiş. Dr. Şivan ise bu katliamdan bir şekilde kurtulmuş. Okur-yazar olan Bertal Efendi eğitimli ve devletle ticari ilişkileri varmış. O bölgede nüfuz sahibi bir insandır. Ama soykırım başladığında ilkin katledilenlerdendir. Zaten soykırım yapmadan önce topluma öncülük yapan insanlar hedef alınıyor; Sahan Ağa, Alişêr ve Zarife ilk akla gelenlerdir. Yine Barginili Seyitlerin topluca katledilmesi de değere saldırı olarak okunmalıdır. Değerlerinden koparılan topluma istediklerini yapacaklardır çünkü. Katliamdan 3 yaşında kurtulan Dr. Şivan, bu hikayelerle büyüyor.

Yani onun kişiliğini bu katliamların mı biçimlendirdiğini söylüyorsunuz?

Dr. Şivan’ın radikal bir çizgiye varmasında, devrimci kişiliğinin oluşumunda aile hikayesinin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Ailesinin acılı aile hikayesine ve Dersim kırımına dönüp dönüp bakmış ve dedesinin Kewê Tepesi’nde kurşuna dizilmesini kendine vasiyet olarak almış, kendi siyasal diskurunu biraz da bunun üzerine kurmuştur. Soykırımın travmasıyla büyüyor.

Nasıl?

Dönemin ünlü bir doktorudur. Siyasetle ilgilidir, okuyan, yazan birisi. Entelektüel dünyada sözünün karşılığı var. Ekonomik durumu günün şartlarına göre iyi, eşi ve iki çocuğu olan bir standart kentlidir. Ama bir düşü var onun. Bütün konforu bir tarafa bırakarak sınır boylarına gitme kararı alıyor ve gidiyor. Çayan Demirel’in Dr. Şivan ismini verdiği belgeselde, dedesi Bertal Efendi’nin katledilmeden önce ‘torunlarından birinin bir gün bunun hesabını soracağını mutlaka aklından geçirmiştir’ der ve ‘Ben bunu hiç unutmayacağım, bununla yaşamayacağım. Kefenimi başıma dolamışım’ diye anlatılır.

Dersim Soykırımı ve aile kırımı kendisinde bir ulusal bilinç mi oluşturuyor?

Sanırım. Soykırım ve ailesinin katledilmesi, sonrası süreçte kendisinde Kürt Ulusal bilincini geliştirdiği muhakkak. Bilindiği gibi 17 Aralık 1959’da üniversite öğrencisi Kürt gençler tutuklanmıştı. Dr. Şivan da bu davadan tutuklanır ve iki sene cezaevinde kalır. Tutuklu bulunduğu süre içerisinde sınavlara girmeye devam eder ve 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olur. Yargılandığı bu davadan ‘Kamu haklarından men’ ve ‘Genel gözetim altında bulundurma’ cezası alır. Kürt gençlerin 49’lar tutuklaması sonrasında ideolojik olarak, yani sağ ve sol olarak ayrıştığı söylenir. Dr. Şivan solda konumlanır. Hapisten çıktıktan sonra çeşitli sol dergilerde yazılar yazar. Tartışmalar yürütür. Kürt ulusal bilincinin yükselmesinde, 49’lar tutuklamasının çok etkili olduğunu düşünüyorum.

Sol ideolojiden Kürdistan gerçekliğine geçişinde dönemin Kürt aydınları ve Türkiye solu ile ilgili tartışmaları var mı? Tartışmaların, devrimci kişiliği üzerindeki etkisi hangi yönde?

Musa Anter ile tartışmaları vardır mesela. Anter’i feodal olmakla eleştiriyor. Ama ilerleyen süreçlerde ise Musa Anter’in savunduğu Kürtlük çizgisiyle daha barışık görünüyor. Bu değişimin Kürdistan gezilerinden sonra geliştiğini gözleniyor. Bu gezilerde Dr. Şivan kendi halkını daha yakından tanıyor çünkü. Kürt toplumsal gerçekliğini deneyimliyor. Aslında Mihri Belli ile olan tartışmaları, onu daha milli bir düzleme çekiyor. Bu tartışmalar sonrasında Kürt devrimcileri olarak, bağımsız bir örgütlenmeye yöneldiklerini düşünüyorum.

Bu dönemde Kürt siyasası içerisinde kimlerden etkilenmiş?

O dönem Mele Mustafa Barzani’nin Kuzey Kürtleri üzerinde etkisi yüksektir. Mahabad yenilgisinden sonra yani 1947’de uzun yürüyüşüne çıkan Mele Barzani, Sovyetlere iltica eder. Barzani Sovyetlerden döndükten sonra Bağdat’ta bir ‘Otonom Anlaşması’ yapıyor. Bu olay bütün Kürtler üzerinde pozitif etki yaratır. Barzani’nin Arap Sosyalistlere yakınlaşmasından sonra Dr. Şivan, Kürt Millet Hareketleri ve Irak’ta Kürdistan İhtilali kitabında, CIA’nin ‘Sovyetler Kürtleri ortadoğuda bir ileri karakol olarak kullanmayı çalışıyor’ cümlelerine yer veriyor. Yani ABD, Mele Barzani ile Arap sosyalistleri arasındaki yakınlaşmayı kabul etmemiştir. Tabi Mele Barzani de pragmatist bir lider. Türkiye’ye Cevdet Sunay’a yazdığı mektuplar da var ki bugün çocuklarının siyasetini biçimlendiriyor maalesef.

Dönemin Türkiye solcuları ile Arap solunun Kürt soruna yaklaşımı nasıl?

Barzanilerin bağımsızlık yanlısı mücadelesi, Türkiyeli sosyalistler ve Arap sosyalistler tarafından eleştiriliyor. Arap ve Türkiyeli sosyalistler, Kürtlerin bağımsız hareket etmesine kesinlikle karşılar. Mihri Belli ve Mehmet Kemal, Dr. Şivan ve Kürt gençlerinin bağımsızlık çizgisine doğru ilerlemelerini eleştiriyorlar.

Dr. Şivan’a dönersek..

Dr. Şivan böyle bir ortamda bağımsız örgütlenmeye gidiyor. Bağımsız Kürdistan doğrultusunda örgütlenmeye başladığında, Sait Kırmızıtoprak olan ismini "Dr.Şivan" olarak değiştirir..

Dr. Şivan’ın devrimci mücadele döneminde, Kürt entellektüelleri kendi aralarında örgütlüler mi?

Kürt entellektüelleri, Abdülhamit zamanında ilk kırımı yaşadılar. İkinci kırımı da 1. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra hatta Lozan’dan sonra yaşamışlardı. Avrupa’ya gidenler olsa da; Celadet Ali Bedirxan, Kadri ve Ekrem Cemilpaşa, Osman Sebri, Dr. Nazif, Qedri Can daha sonra Nuri Dersimi gibi önemli Kürt aydınları olsa da çoğunluğu ‘Bin xet’ denilen, Suriye’ye göç etmişlerdi. Çok insan öldürüldü ya da sürgünlerde yitip gitti. Dolayısıyla 1960’lı yılların sonlarına kadar Kürtler üzerinde bir ölü toprağı vardı.
Dr. Şivan döneminde ise Kürt aydınları arasında yeniden bir toparlanmanın yaşandığını görürüz. Ama büyük bir korku da mevcut. Musa Anter’in çaldığı ıslığının, ‘Kürtçe ıslık’ denilerek yargılama nedeni sayıldığı bir dönemdir. Dolayısıyla Kürt aydınlarını, Kürt nüfusu ile orantıladığımızda nicel olarak zayıftır. Çoğunlukla Türkiye Sosyalist Hareketi ya da CHP içerisinde mücadele ediyorlardı.

Dr. Şivan’ın kronolojik yazılarını ele aldığımızda, Kürdi bilincinin gelişimini görebiliyor muyuz?

Dr. Şivan’ın yazılarından da aşama aşama Kürt bilincine ulaştığını görüyoruz. 1957 yılında Tunceli Kültür Derneği’ni kuruluyorlar. Orada Ceride-i Dersim Dergisi’ni çıkarıyorlar. Dergi klasik bir dernek dergisidir. Akis, Forum, Vatan, Yön, Dicle – Fırat, Sosyal Adalet gibi dergilerde yazmaya başlıyor. Günlük gazete olarak Milliyet Gazetesi’nde de yazılar yazıyor. Bu yazıların bir kısmı hekim yazılarıdır.
Özellikle Sosyal Adalet ve Dicle-Fırat Dergileri’nde ideolojik ve sosyal yazılarının net olarak arttığını görüyoruz. Başta işçi sınıfı, yoksulluk üzerine yazan Dr. Şivan gün geçtikçe Kürt toplumsal gerçekliği (o vakit Doğu Sorunu deniliyor henüz) üzerine yazılar yazmaya başlıyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin silahlı bir mücadele ile olması gerektiğini savunur. Ama bunu açıkça yazamaz. Bu yönüyle Türkiye Kürdistan’ında ilk defa gerilla mücadelesini teorize eden kişidir.

O dönem solun Dersim’deki örgütlenmesi nasıl? Kürt ulusal bilincinin yüksek olduğu böylesi bir coğrafyada ‘sol’ neden örgütlenme gereksinimi duydu da Türkiye’nin başka yerlerinde örgütlenemedi?

Öncelikle o zamanki mevcut yapılara ‘Türk Solu’ demeyi tercih ederim. Şimdi HDP çatısı altında mücadele eden birçok devrimci yapı var. Tabii HDP dışında da var. Sanırım birkaç yapıyı saymazsak, eksiklerine rağmen günümüzün Türkiyeli sosyalistleri çoğunlukla enternasyonal bir pratik sergiliyorlar. Ama 1968 ve 1978 kuşağı için aynı toptancı belirlemeyi yapmak zor.
Dr. Şivan döneminde Dersim’de Türk solu çok etkin değil. Solun Dersim’de etkin olduğu dönem daha çok 78’ler ve sonrasıdır. Dersim’de CHP çok etkindir. CHP’nin oradaki örgütlenmesi incelikli bir şekilde kurgulanmıştır çünkü. Kürt sol hareketlerini saymazsak Dersim’de Kaypakkaya geleneği çok etkin hale geliyor. Bunda İbo’nun Alevi olması ve Kürt ulusal gerçekliğini kabul etmesinin pozitif etkisi olmuş olabilir.
68 kuşağı soykırımdan 30 yıl, 78 Kuşağı 40 yıl sonra Dersim’e girip, faaliyet yürüttüler. Ama Vietnam’a, Angola’ya gösterdikleri duyarlılığı Dersim’e gösteremediler. Yine Ho Şi Min’e, Mao’ya gösterilen itibarın bir kısmını bile Alişêr’e, Seyid Rıza’ya gösterdiklerine dair bilgi de belge de yok elimizde. Sanırım Kemalistlerin ‘gerici feodal beyler’ dediği ve soykırımı meşru gösterdiği bildirileri ve yayınları bu gençlerin duyarlılığını manipüle etti. Çünkü Dersim’in Kürt kimliği devlet eliyle,Türkmen Aleviliğine ve oradan da Türklüğe tahvil etme siyaseti işletiliyordu. Genç devrimcilerin sonuna kadar sosyalizm mücadelesi vermesi, bir yere kadar absorbe edilebilirdi. Ama Kürdistan mücadelesi böyle değildi. Devlet için asıl tehlike Kürtlüktü.

Kürdistan’ın sömürge olduğunu İbrahim Kaypakkaya öncesi Dr. Şivan gibi birçok Kürt devrimci ve aydını dile getirmesine rağmen, neden devrimciler tarafından hep gözardı ediliyor? Kürt devrimcilerinden bahsedilmemesini nasıl anlamak gerekiyor?

İbrahim Kaypakkaya Kürtlere, Ermenilere değinmiş ender devrimci önderlerden birisidir. Ama Dersim ve Kürdistan için Dr. Şivan’dan daha ileri olduğu söylenemez. Hatta İbo’nun doktordan etkilendiğini düşünüyorum. Dr. Şivan sosyalist cenahtan Kürdistan’ın sömürgeciliğini, Kürt toplumsal gerçekliğinin tespitini yapan nadir kişilerden birisidir. Bu anlamda İbrahim Kaypakkaya, Dr. Şivan’ın ardılıdır. Dolayısıyla İbrahim Kaypakkaya’nın gidip örgütlenme yaptığı coğrafyada neler olduğunu, kimlerin neler yaptığını araştırmaması, bilmemesi olası değildir.
Sorunuza gelince; Kürtlerden bahsetmek hala bir yangın sebebi değil mi?

Dr. Şivan silahlı mücadele kararını nasıl aldı?

Doktorun, TKDP Başkanı olan Sait Elçi’yi siyaseten pasif bulduğu söylenir. Çünkü Mele Barzani de Türkiye ile çatışmak istemiyor ve Cevdet Sunay’a mektupları var. Siyaseti gereği iyi geçinmeye çalışıyor. Ama Dr. Şivan böyle bir siyaset istemiyor. Dolayısıyla Sait Elçi ile aralarındaki tartışmanın temel odağı bu meseledir.
Mustafa Barzani’yle hareket eden TKDP Genel Sekreteri Sait Elçi’yi yetersiz ve pasif bulan Dr. Şivan, Şeyh Said’in idam yıldönümü olan 25 Haziran’da (1970) KDP-T’yi kuruyor. İki yılda 5 bin insanı örgütlüyor. Dr. Şivan Kürt devrimine gönülden inanmış birisidir. ‘Belki 1 milyon insanımız ölür ama bu devrimi yapacağız. Silahlı mücadele ile Kürdistan’ı kuracağız’ dediği söylenir. Çağdaş Kürt tarihinin ilk gerilla hareketinin ortaya çıkması bu inançla domine edilmiş olmalı. Ama maalesef bir komplo ile önü kesiliyor. Hatta Öcalan bu komploya değinir ve der ki, "Dr.Şivan’ın başına getirilen bizim de başımıza getirilecekti ama biz uyanık davrandık."

Bu komploda KDP’nin rolü nedir? Kürt tarihinde iki Sait olayını açabilir misiniz?

Şüphesiz bu, Kürt tarihindeki en acı olaylardan birisidir. Sait Kırmızıtoprak ile Sait Elçi çok yakın arkadaşlar. İkisi de 49’lar tutuklanmasında hapis yatmışlardır. Aynı partide yer alıyorlar. Aralarında hiçbir sorun yoktur. İkisi de bir komplo sonucu katledilmişlerdir.
KDP tarafından gözaltına alınarak, tutuklanır. Barzanilere göre Dr. Şivan, Sait Elçi’yi öldürdüğünü itiraf etmiş. Oysa doktora ait olduğu söylenen elyazması metin yakın bir zamanda kriminal laboratuvarda incelendi ve el yazısının Dr. Şivan’a ait olmadığı anlaşıldı.
Olayın aslı şu aslında: Dr. Şivan'ın örgütünün güçlenmesi Türkiye devletini nasıl rahatsız etmişse, Mustafa Barzani'yi de rahatsız etmiştir. Türkiye hükümetiyle iyi ilişkiler geliştirmek isteyen Barzani, Türkiye'de gerilla mücadelesi veren bir Kürt örgütü kurulmasını istemiyor. Önce Dr. Şivan'ın Behdinan bölgesinde kamp olarak kullandığı hastaneyi kapatmasını ve bölgeyi terk etmesini istiyor. Barzaniler, ardından Sait Elçi'nin ölümünden sorumlu tutarak Dr. Şivan ve yoldaşları Hikmet Buluttekin ile Hasan Yıkmış'ı infaz ediyorlar. Tarihe, "İki Sait" olayı olarak geçen ve hala tam anlamıyla aydınlatılamayan bu olayla birlikte, Türkiye Kürdistan’ındaki iki Kürt örgütü de tarihe karışıyor.
Diğer taraftan Dr. Şivan ve yoldaşları Şeyh Sait'in idam edildiği 29 Haziran 1925 tarihinden 45 yıl sonra aynı gün partilerini kuruyorlar. PKK ise Dr. Şivan'ın katledildiği gün olan 26 Kasım'ı 27 Kasım'a bağlayan gece Lice'nin Fis köyünde kuruluyor. Dr. Şivan ve yoldaşlarının mezar yerleri, nedense hala Barzani ailesi tarafından gizleniyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.