- İHD adına Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’nde gözlemlerde bulunan Avukat Ali İhsan Demirtaş, cezaevinde ağız içi arama dayatması nedeniyle sağlık hizmetine erişimin engellendiğini, tahliyelerin İdare ve Gözlem Kurulları aracılığıyla ertelendiğini ve tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerinde tutulduğunu aktarıyor.
- 7 yıl Espiye L Tipi’nde tutsak bulunan Hayrettin Noyan ise Espiye L Tipi’ni siyasi tutsaklar açısından bir “sürgün yeri” olarak tanımlıyor. Espiye L Tipi'nde baskı ve sindirme politikalarının özel yöntemlerle uygulandığını söyleyen Noyan, Espiye’nin bir tür “pilot cezaevi” gibi işletildiğini düşünüyor.
MIHEME PORGEBOL
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin cezaevlerine nasıl yansıdığını, Türkiye ve Kürdistan’daki belli başlı cezaevlerinde siyasi tutsaklar için nelerin değişip nelerin aynı kaldığını incelemeyi amaçlayan dosyanın ikinci bölümünde Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’ne mercek tutuyoruz. Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan ve İnsan Hakları Derneği (İHD) adına Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’nde gözlemlerde bulunan Avukat Ali İhsan Demirtaş, cezaevinde ağız içi arama dayatması nedeniyle sağlık hizmetine erişimin engellendiğini, tahliyelerin İdare ve Gözlem Kurulları aracılığıyla ertelendiğini, sosyal faaliyetlerin sınırlı tutulduğunu ve tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerinde tutulduğunu aktarıyor. Demirtaş’a göre Espiye L Tipi’ni diğer cezaevlerinden ayıran en temel uygulama, 2021’den bu yana hastane ve Adli Tıp Kurumu sevklerinde dayatılan ağız içi arama; bir türlü sonu gelmiyor. 2018-2025 tarihleri arasında bu cezaevinde kalan ve çıktıktan sonra da tutsak arkadaşlarıyla irtibatını sürdürerek görüşlere giden Hayrettin Noyan ise Espiye’nin siyasi tutsaklar açısından bir “sürgün yeri” olduğunu, tutsaklar üzerinde birçok yöntemle baskı kurulduğunu ve koşullarda en ufak bir iyileşmenin olmadığını söylüyor.
Ağız içi arama
Türkiye’deki cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin büyük ölçüde benzer olduğunu belirten İHD’li avukat Ali İhsan Demirtaş, Espiye L Tipi Cezaevi’ni diğer cezaevlerinden ayıran en temel unsurun, yaklaşık beş yıldır süren ağız içi arama dayatması olduğunu vurguluyor. Bu dayatmayı insan onuruna aykırı buldukları için reddeden tutsakların hastane ve Adli Tıp Kurumu (ATK) sevkleri gerçekleştirilmiyor. Espiye’de ciddi sağlık sorunları yaşayan ve aynı zamanda İHD’nin ‘hasta tutsak listesi’nde bulunan tutsakların bulunduğunu belirten Demirtaş, bazı tutsakların infaz erteleme süreci için ATK’ye sevk edilmesi gerektiğini söyledi. Ancak ağız içi arama dayatması nedeniyle bu sevklerin yapılamadığını ifade etti. Revir doktorunun ayağında kırık şüphesi bulunduğu gerekçesiyle hastaneye sevkini uygun gördüğü bir tutsağın da hastaneye götürülmediğini aktaran Demirtaş, diş tedavisi ve başka tedavilere ihtiyaç duyan tutsakların da aynı gerekçeyle sağlık hakkına erişemediğini vurguladı. Bu durum tutsaklar açısından bir yandan ciddi sağlık riskleri taşıyor bir yandan da sağlık hakkının ihlali ve kötü muamele kapsamına giriyor. Cezaevi yönetiminin, tutsakların yaşadığı sorunları çözmek ve ihlalleri gidermek yerine “Jandarmanın sorumluluğunda, bizim yetkimiz yok” yanıtına başvurduğunu aktaran Demirtaş, bu yaklaşımın beş yıldır sorunun çözümsüz kalmasına neden olduğunu söyledi.
Tüm haklar gasp ediliyor
Espiye’de İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyeleri ertelenen tutsakların da bulunduğunu söyleyen Demirtaş, soyut ve öznel gerekçelerle infazların uzatıldığını belirtti. Demirtaş, bu uygulamanın özellikle siyasi tutsaklar bakımından ayrımcı sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Demirtaş’ın verdiği bilgilere göre siyasi tutsaklar, bir dönem iki ayrı odada ve farklı bloklarda tutuluyordu. Odaların son dönemde birleştirilmesiyle 26 tutsak aynı odada tutulmaya başlandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü dört tutsak ise tek kişilik odalarda tutuluyor ve diğer tutsaklarla iletişim kuramıyor. Ayrıca cezaevinde kurs, atölye ve düzenli kültürel etkinlikler yapılmıyor. Tutsaklar ancak haftada bir gün 45 dakika ile bir saat arasında spor yapabiliyor. Açık görüş haftalarında ve bayramlarda ise spor hakkı kullandırılmıyor. Siyasi ve adli tutsaklar arasında etkinlik ve haklara erişimde de eşitsizlik bulunuyor. Adli tutsaklar bazı etkinliklere katılabilirken siyasiler bu etkinliklere çıkarılmıyor.
Görüş, yemek, gazete yok!
Espiye’de açık görüş süresi bir saat olarak uygulanıyor. Mevzuatta bir buçuk saate kadar tanınan görüş süresinin azami düzeyde kullandırılması yönündeki talepler ise karşılanmıyor. Ayrıca tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerinde tutulması nedeniyle ailelerin görüşe düzenli gelmesi mümkün değil. Belki bu şekilde söylemek daha doğru olur: Hiçbir tutsağın Espiye’de yakını yok. Kahvaltı başta olmak üzere yemeklerin az ve kalitesiz olduğu yönünde tutsak şikayetleri bulunduğunu da hatırlatan Ali İhsan Demirtaş, tutsakların beslenme koşullarının sağlıksız ve yetersiz olduğunu vurguladı.
Bir diğer ihlal alanı da iletişim… Kargo ile gönderilen Kürtçe kitapların tesliminin geciktirildiğini, bazı kitapların bir buçuk aydan uzun süredir tutsaklara verilmediğini söyleyen Demirtaş’ın aktarımlarına göre Yeni Yaşam, BirGün, Evrensel ve Karar gazeteleri tutsaklara verilmiyor. Yalnızca ana akım yayınların verildiğini belirten Demirtaş, bunun ifade özgürlüğü ve iletişim hakkı bakımından ciddi bir ihlal oluşturduğunu söyledi.
“Sürecin ruhuna aykırı”
Bütün bunların, içinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında değerlendirmesini istediğimiz Demirtaş, İdare ve Gözlem Kurullarında bazı siyasi tutsaklara “Pişman mısın?”, “PKK bir terör örgütü müdür?” ve “Abdullah Öcalan hakkında ne düşünüyorsun?” gibi sorular yöneltildiğini aktardı. Bu soruların pişmanlık dayatmasına dönüştüğünü ve tutsakların tahliyelerinin ertelenmesinde kullanıldığını belirtti.
Bu ve benzeri örneklerle; Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne rağmen cezaevlerindeki temel sorunların sürdüğünü ifade eden Demirtaş, siyasi tutsakların ailelerinden uzak cezaevlerine sevk edilmesinin, sağlık hizmetlerine erişimlerinin engellenmesinin ve tahliyelerinin ertelenmesinin sürecin yarattığı beklentiyle çeliştiğini söyledi. “Barışçıl ve demokratik çözüm konuşulurken insan haklarına aykırı uygulamaların sürmesi sürece zarar veriyor” diyen Demirtaş, sürecin toplumsallaştırılması için bu uygulamalara derhal son verilmesi gerektiğini vurguladı.
***
Görüş bile yapamıyorlar
2018-2025 yılları arasında Espiye L Tipi’nde tutsak bulunan ve tahliye olduktan sonra da cezaevindeki arkadaşları ve aileleriyle irtibatını sürdüren Hayrettin Noyan ise Espiye L Tipi’ni siyasi tutsaklar açısından bir “sürgün yeri” olarak tanımlıyor. Noyan’a göre Karadeniz’in iklim koşulları ve tutsakların ailelerinden uzak tutulması esasında bir sürgün biçimi ve bu durum cezaevi koşullarının getirdiği yıpranmayı daha da ağırlaştırıyor. Noyan, Espiye’nin bir tür “pilot cezaevi” gibi işletildiğini düşünüyor. Ona göre cezaevi idarelerinin “sorunlu” olarak gördüğü tutsakları bu tür cezaevlerine sevk ediyor ve böyle cezaevlerinde baskı ve sindirme politikaları özel yöntemlerle uygulanıyor. Bir dönem siyasi tutsakların kaldığı koğuşların ayrılmak istendiğini anlatan Noyan, tutsakların bu uygulamayı kabul etmemesi üzerine çok sayıda personelin, kelepçeler ve polis eşliğinde koğuşa müdahale ettiğini söylüyor. Baskı yalnızca fiziksel de değil. Dilekçelere yanıt verilmemesi, ihtiyaçların karşılanmaması ve işlemlerin sürüncemede bırakılması cezaevi idaresinin başvurduğu baskı yöntemlerinin en belirginleri.
Hastaneye sevk ve tahliye engeli
Kendisiyle yapacağımız görüşme öncesinde Espiye’deki tutsak arkadaşlarından görüşmemiz paralelinde bilgi alan Noyan, hastaneye sevklerin engellenmesi ve tahliyelerin ertelenmesinin hâlâ en ağır sonuçlar doğuran uygulamalar arasında bulunduğunu belirtiyor. 15 Ağustos 2022’de cezaevinde yaşamını yitiren Mehmet Candemir’in zamanında hastaneye sevk edilse kurtarılabileceğini hatırlatan Noyan hastane sevkleri, sağlık hakkına erişim ve tahliyelerin ertelenmesi gibi sorunların kendisi içerideyken nasılsa bugün de aynı devam ettiğini söyledi. Kendi tahliyesinin de iki kez ertelendiğini, üçüncü değerlendirmede serbest bırakıldığını söyleyen Noyan, İdare ve Gözlem Kurullarının tahliye süreçlerinde keyfi ama belirleyici bir rol oynadığını belirtiyor.
Noyan, sağlık sorunlarına rağmen tahliyesi yaklaşık bir yıl ertelenen Mehmet Emin Edemen’i de hatırlatıyor: Sırtında platin bulunan ve çeşitli hastalıkları olan Edemen’in tahliye olduktan kısa süre sonra yaşamını yitirdiğini aktaran Noyan, zamanında serbest bırakılması halinde bugün yaşıyor olabileceğini söyledi.
Aileler görüşe gelemiyor
Tutsakların tamamının ailesinin Espiye dışından geldiğini belirten Noyan, ailelerin görüşe gelmek için uzun ve masraflı yolculuklar yapmak zorunda kaldığını söylüyor. Rojava’dan ve Kürdistan’ın farklı kentlerinden gelen tutsakların aileleri açısından bu yükün daha ağır olduğunu vurguluyor. Kimi tutsaklar görüş bile yapamıyor. Maddi imkansızlıklar nedeniyle eşi ve çocukları görüşe gelemeyen, yıllardır sevdiklerini göremeyen tutsakların bulunduğunu belirten Noyan, bu durumun hem tutsaklar hem de aileler üzerinde ciddi psikolojik etkiler yarattığını dile getiriyor. Ailesi Fransa ve Almanya’da yaşayan, bu nedenle ailesiyle neredeyse hiç görüşemeyen tutsaklar var.
Paradigma hayata geçirilmeli
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı cezaevindeyken aldığını ve o günkü heyecanını unutamayacağını söyleyen Noyan, tutsakların süreci barış ve özgürlük ortamının oluşması bakımından önemli gördüğünü aktarıyor. Noyan, “Hepimizin bedel ödediği şey, barış ve özgürlük ortamının oluşmasıydı. Bu yolun açıldığını görmek bize moral verdi” diyor. Tutsakların olası tahliyelerinin ardından toplumsal ve siyasal alandaki sorunların çözümüne katılmak istediklerini belirten Noyan, bunun ancak örgütlü bir çalışma ile mümkün olabileceğini vurguluyor. Siyasi alanda yozlaşma, toplumda ise meseleye aşırı duygusal yaklaşım bulunduğuna dair izlenimlerini paylaşan Noyan, tutsakların temel hedefinin Önderliğin ortaya koyduğu paradigmayı anladıkları ölçüde hayata geçirmek ve mevcut sorunlara örgütlü biçimde müdahale etmek olduğunu söylüyor.