Suriye'de anayasal sorun duruyor

Riyad Darar
- Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı Riyad Darar, başarılı herhangi bir Suriye anayasasının şu denklemi tutturmasını gerektiğini söyledi: Güçlü ama tiran olmayan bir devlet; çeşitlilik barındıran ama parçalanmamış bir toplum ve hesap verebilir bir siyasi otorite.
- Anayasal olarak Suriye’nin 'çok uluslu ve çok kültürlü bir devlet' olduğunun belirtilmesinin önemini vurgulayan Darar, çeşitliliğin devletin kimliğinin bir parçası olarak kabul edilmesini; Kürtler ile haklarının açıkça anayasal tanıma kavuşmasını istedi.
- Kürtleri ve tüm bileşenleri koruyan anayasanın, vatandaşlık, tanıma, adem-i merkeziyet ve yargısal güvencelere dayanan bir anayasa anlamına geleceğini vurgulayan Darar, anayasayı ertelenmiş bir dosya olmaktan çıkarıp acil ulusal bir talebe dönüştürmenin hayati olduğunu söyledi.
Kürtlerin adem-i merkeziyetçi devlet içinde kendi işlerini yönetmesine imkân tanıyan demokratik bir adem-i merkeziyet sistemini savunmaya devam ettiğini belirten Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı Riyad Darar, "Bu, birliğe tehdit değil, birliğin şartıdır. Bu nedenle adil bir seçim sistemi (nispi temsil), gerekirse temsili güvenceler, bileşenlerin devletin üst kurumlarına katılımı ve kültürel-dilsel hakların anayasal korunması şarttır" dedi.
Meşruiyet açısından anayasal bildirgeler, genellikle geçiş dönemlerinde yayımlanır, ancak Suriye örneğinde sorun, bildirgenin geniş temsili bir süreçten (ulusal konferans veya kurucu meclis gibi) çıkmamış ve net bir halk iradesine dayanmamasıdır. Bu nedenle meşruiyeti, ulusal uzlaşıdan ziyade fiili durum meselesi olarak kaldı. Bu da onun kalıcı bir temel olma kapasitesini zayıflatıyor. İçerik açısından algılanan bazı olumlu yönler (ifade özgürlüğü, eşitlik gibi genel hakların belirtilmesi, yetkilerin biçimsel de olsa düzenlenmesi ve hukuki boşluk yaratmamak için yasal çerçeve sunması), Suriye’nin beklentilerini hayal kırıklığına uğratan temel sorunları örtüyor. Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı Riyad Darar, Kürt Çalışmaları Merkezi'ndeki makalesinde, bunlar arasında yürütme gücünde açık bir yoğunlaşma; yargı bağımsızlığının güvence altına alınmasında belirsizlik veya zayıflık; otoriteyi hesap verebilir kılmak için etkili mekanizmaların yokluğu; ulusal ve siyasi çoğulculuğun gerçekten ele alınmaması; hakların 'ilkeler' olarak değil, yargıya götürülebilir haklar olarak görülmemesini saydı. Bir başka deyişle metin dil açısından modern görünebilir, ancak yapısal olarak geleneksel kalıyor. Darar'a göre; uygulama açısından özgürlüklere fiili saygıyı sağlayamadı. Gerçek bir siyasi hayat (siyasi partiler, bağımsız medya vb.) ortaya çıkmadı, güvenlik aygıtının rolü de kısıtlanmadı.
Yönetmek için örtü
Sorunu metnin kendisinde değil, Anayasal Bildirge’nin aşamayı değiştirmek için bir araç olmaktan çıkıp yönetmek için bir örtüye dönüşmesinde bulan Darar, şöyle devam ediyor: Uygulamalar aynı kaldığı sürece bildiri, yalnızca hukuki bir süs hâline gelir. Genel siyasi etki bakımından, bir yılın ardından bildirge yeni bir siyasi ufuk açmaya katkı sağlamadı, aksine mevcut otoriteyi pekiştirdi. Sonuç, siyasi dışlanma, ulusal ortaklığın yokluğu ve devlet ile toplum arasındaki güvenin zayıflığı ise bildirge geçiş işlevini yerine getiremedi, hatta engelledi. Bu, Suriyelilerin beklentilerinden önemli bir geri adımdır. Yıllarca süren çatışmanın ardından Suriyeliler, vatandaşlık devleti, gerçek güçler ayrılığı ve gruplar ile bireylerin haklarını güvence altına alan bir anayasa bekliyordu; böylece hegemonya mantığı sona erecekti. Bu unsurları karşılamayan bir bildirge, beklentiler karşısında bir geri adımdır.
Özgürlükten ziyade 'istikrar'
Siyasi gerçeklik açısından yeni otorite kendisini 'dönüşüm'den ziyade 'istikrar' aşamasında görüyor. Bu da her türlü açılımdan önce kontrolü garanti eden muhafazakâr bir metin üretti. Burada klasik gerilim ortaya çıkıyor: Devlet mantığı (istikrar) ile devrim/dönüşüm mantığı (özgürlük) arasındaki gerilim. Bir yılın ardından Anayasal Bildirge şöyle tanımlanabilir: Zayıf temsile sahip geçiş dönemi hukuki çerçevesi, muhafazakâr siyasi yapı ve demokratik dönüşüm üzerinde sınırlı etki. Yeni bir cumhuriyet kurmaktan ziyade aşamayı yönetmeye, geçmişle kopuştan ziyade iktidarın yeniden üretimine daha yakındır.
Kendi taslağının kıvrımları arasında başarısızlığını taşıyan bir anayasal bildirgeden çıkış yolu nedir? Cevap şunlarda yatıyor:
* Seçilmiş bir kurucu meclis,
* Hakları güvence altına alan anayasa üstü bir 'İlkeler Bildirgesi',
* Anayasayı 'gerçek vatandaşlık' kavramına bağlamak.
Toplumsal sözleşmenin biçimi
'Suriye için hangi gelecek anayasasını umut edebiliriz?' sorusu, yalnızca hukuki bir soru değildir; Suriye’yi çatışmayı yeniden üretmekten kurtarabilecek toplumsal sözleşmenin biçimiyle ilgili bir sorudur. Gelecekteki anayasa, yalnızca dil açısından 'modern' olmakla kalmamalı, devlet ile toplum arasındaki ilişkide derin bir değişimi de kurmalıdır. Anayasal felsefeyi Suriye gerçeğine bağlayan temel ilkeler arasında ilk sırada vatandaşlık ilkesi gelir. Vatandaşlık, hak ve ödevlerin kaynağıdır (din, etnisite veya mezhep değil) ve tüm Suriyeliler yasa önünde herhangi bir ayrımcılık olmadan eşittir. Bu, pratikte kimliğe dayalı her türlü yasal ayrıcalığın kaldırılması ve devletin 'grupların devleti'nden 'bireylerin devleti'ne dönüştürülmesi anlamına gelir. Grupların varlığını inkâr etmeksizin, bunu anayasal olarak düzenlemek gerekir.
Çoğulculuğu açıkça tanımalı
Bu, çoğulculuğun tanınmasını ve güvence altına alınmasını getirir. Suriye homojen bir toplum değildir; etnik (Arap, Kürt, Süryani…), dini (Müslüman, Hristiyan, Êzîdî…) ve kültürel-dilsel açıdan çeşitlilik barındıran bir toplumdur. Bu nedenle anayasa, bu çeşitliliği açıkça tanımalı, kültürel ve dilsel hakları korumalı, inanç özgürlüğünü güvence altına almalıdır. Bu, devletin 'hoşgörüsü' değil, devredilemez asli bir haktır.
Güçler ayrılığı ilkesi
Temel ilkelerden biri de gerçek güçler ayrılığıdır. Gücün merkezileşmesini kırmayan bir anayasa, tiranlığın yeniden üretimidir. Yetkilerin birikmemesi, görev süresi sınırlamaları, görevden alma ve hesap verebilirlik için net mekanizmalar gibi güvenceler şarttır.
Hukuk ve bağımsız yargı
Bir diğer önemli ilke, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığıdır. Bağımsız bir yargı olmadan hiçbir anayasal metnin değeri yoktur. Hakları koruyan, anayasaya aykırı kanunları iptal eden ve güçler ayrılığını gözeten güçlü bir Anayasa Mahkemesi kurulmalıdır. Yargı burada yalnızca bir organ değil, 'toplumsal sözleşmenin koruyucusu'dur.
Adem-i merkeziyetçilik
Suriye’de anayasa, gerçek demokratik adem-i merkeziyetçiliği gerektirir. Aşırı merkezileşme patlamanın nedenlerinden biriydi. Anayasa, siyasi ve idari adem-i merkeziyetçiliği benimsemeli, gerçek yetkileri bölgelere devretmelidir. Bu, çeşitliliğin yönetimini, gerilimin azaltılmasını ve karar alma sürecine daha geniş katılımı sağlar; devletin bölünmesi anlamına gelmez.
Hakların güvencesi
Genel bir ilke de hak ve özgürlüklerin yargıya götürülebilir haklar olarak güvence altına alınmasıdır. Haklar net, ayrıntılı ve yargısal denetime tabi olmalıdır. İfade özgürlüğü, siyasi örgütlenme özgürlüğü, medya özgürlüğü, kadın hakları ve azınlık hakları buna dahildir. En önemlisi, vatandaşın bu haklar ihlal edildiğinde devlete karşı dava açabilmesidir.
Devletin dini meselesi
Devletin din karşısındaki olumlu tarafsızlığı ilkesi de hassas ama hayati bir noktadır. Devlet, baskın bir resmi din benimsemez; tüm inanç özgürlüğünü güvence altına alır, dini siyasallaşmadan, siyaseti de din adamlığı etkisinden korur. Bu, dine karşı değil, dinin iktidar aracı olarak kullanılmasına karşıdır.
Birçok nokta daha ele alınabilir. Kolayca değiştirilemeyen, temel hakları, devlet biçimini ve çoğulculuğu kapsayan bir 'İlkeler Bildirgesi' düşünmek, anayasanın kolayca tersine çevrilmesini önleyebilir. Başarılı herhangi bir Suriye anayasası zor bir denklemi tutturmalıdır: Güçlü ama tiran olmayan bir devlet; çeşitlilik barındıran ama parçalanmamış bir toplum; ve hesap verebilir bir siyasi otorite.
Kürtler ve Anayasa
Buradaki soru yalnızca 'Kürtleri korumak' veya belirli bir bileşeni korumak değildir; dışlama mantığının baştan ortaya çıkmasını engelleyecek bir anayasa nasıl kurulur sorusudur. Suriye deneyimi göstermiştir ki sorun metinlerin yokluğu değil, çeşitliliği güvence altına alan anayasal yapının yokluğudur. Anayasanın tüm bileşenleri, özellikle Kürtleri, birleştirici ulusal çerçeve içinde fiilen nasıl koruyabileceğinin cevabı, bileşenleri 'korunmaya muhtaç gruplar' değil, devletin kuruluşunda ortaklar olarak tanımaktır. Anayasal olarak Suriye’nin 'çok uluslu ve çok kültürlü bir devlet' olduğu belirtilmeli, çeşitlilik devletin kimliğinin bir parçası olarak kabul edilmeli ve Kürtler ile hakları açıkça anayasal tanıma kavuşmalıdır.
Birliğin şartıdır
Bu konuyu açıkça yok saymak krizi yeniden üretir. Gereken, Kürtlerin adem-i merkeziyetçi devlet içinde kendi işlerini yönetmesine imkân tanıyan demokratik bir adem-i merkeziyet sistemidir. Bu, birliğe tehdit değil, birliğin şartıdır. Bu nedenle adil bir seçim sistemi (nispi temsil), gerekirse temsili güvenceler, bileşenlerin devletin üst kurumlarına katılımı ve kültürel-dilsel hakların anayasal korunması şarttır. Güçlü bir Anayasa Mahkemesi, koruma mekanizması olmadan anlamsız kalacak tüm hakların güvencesidir. Ayrıca olağanüstü nüfus sayımı, vatandaşlıktan mahrum bırakma ve demografik değişim politikaları da ele alınmalıdır. Kürtleri ve tüm bileşenleri koruyan anayasa, özel koruma anayasası değildir; vatandaşlık, tanıma, adem-i merkeziyet ve yargısal güvencelere dayanan bir anayasadır.
Anayasal mücadele için
Anayasal sorunu yeniden ön plana çıkarmak, yalnızca hukuki bir mesele değil, devleti kurma hakkının kime ait olduğu (otoriteye mi yoksa topluma mı) mücadelesidir. Suriye’de otorite, geçişi yönetmek yerine açmaya eğilimli olduğu için toplumsal ve siyasi güçlerin rolü anayasayı ertelenmiş bir dosya olmaktan çıkarıp acil ulusal bir talebe dönüştürmektir. Bu, kolektif bir anayasal anlatı inşa etmeyi, tartışmayı 'hukuki metinler'den günlük onur ve haklar meselesine taşımayı ve anayasayı güvenlik (keyfi tutuklamalara karşı koruma), ekonomi (adalet ve eşit fırsat ve kimlik tüm bileşenlerin tanınması) ile bağdaştırmayı gerektirir.
'Anayasa elitler için bir belge değil, insanların hayatlarını koruyan bir sözleşmedir' fikrine odaklanan bir söylem başlatılmalıdır. Ardından Arap, Kürt ve Süryani güçleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, gençlik girişimleri ve bağımsız şahsiyetleri kapsayan, kimlikler üstü toplumsal bir blok ve geniş sivil-siyasi ittifak oluşturulmalıdır. Amaç, kimlik etrafında değil, devlet projesi etrafında 'tarihi blok' fikrine yakın ulusal bir baskı grubu oluşturmaktır.
Barışçıl baskı araçları
Alternatif sunmak için anayasal ilkeler bildirgesi veya kısa bir anayasa taslağı hazırlanmalı, insanlara somut bir resim verilmelidir. Konuyu uluslararasılaştırmak da mümkündür (ulusal karakterini kaybetmeden); Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası aktörlerle temas kurulabilir. Elbette anayasa, dışarıdan dayatılan bir proje değil, ulusal bir talep olarak sunulmalıdır. Meşruiyet, içeriden inşa edilir, kısmen de dışarıdan korunur.
Barışçıl baskı araçları kullanılmalıdır, çünkü baskı olmadan anayasa ertelenmeye devam eder. Anayasa aynı zamanda siyasi meşruiyetle de ilişkilendirilmelidir: Uzlaşıya dayalı bir anayasadan geçmeyen hiçbir otorite, tam meşruiyete sahip değildir. Bu nedenle siyasi güçler, herhangi bir siyasi sürece katılımlarını net bir anayasal yola bağlayabilir ve karşılıksız meşruiyet vermeyi reddedebilir. 'Anayasa olmadan istikrar olmaz' sloganı altında baskı yapılabilir. Suriye’de anayasa yalnızca bir belge değildir; otorite mantığı ile toplum mantığı arasındaki son savaş alanıdır. HABER MERKEZİ
* * *
BAAS hapishanelerinde kaldı
Dêrazor kökenli Suriyeli muhalif siyasetçi, aktivist ve yazar Riyad Darar, 2000'den beri Suriye’deki Kürtlerin haklarını savunuyor. 73 yaşındaki Darar, bu çalışmaları sırasında Suriye hükümeti tarafından 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 2010’da serbest bırakıldı. Darar, 25 Şubat 2017’de Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanlığına seçildi.















