TBMM’de ‘susmamak’ konuşmak değildir

Veysi SARISÖZEN yazdı —

26 Mayıs 2020 Salı - 19:14

Demek ki ”susma sustukça sıra sana gelecek” sloganı bir politik kehanet eseri değilmiş. “Faşist rejim bir kere tek bir kişinin kapısını çaldığında, yan komşunun kapısı da çalınacaktır” yasasının özlü dile getirilişiymiş.

Şimdi sıra CHP’de. Daha doğrusu CHP’nin “Ergenekonun ulusolcu” olmayan demokrat kesiminde. Tutuklamalar başladı bile.

Böyle olunca “muhalif” medya hafiften konuşmaya başladı. “Gidiş nereye?” sorusu akla geldi.

Gidişin nereye olduğu bell. 15 Temmuz’da başlayan “darbe süreci” gittiği yere kadar gidecek.

Devlet “devletin” elindedir. Siyasi iktidarda kim olursa olsun, bu böyledir. Şu anda bu devlet, ABD projesi olarak ve biraz da tesadüflerin yardımıyla (Genç Parti tezgahının sonucu olarak) geniş bir tabana sahip olan AKP’yi, yaptığı “sessiz darbe” ile kontrol altına aldı, Batı’nın “ılımlı İslam alternatifini” çöpe attı, Erdoğan’ın etrafını kuşattı, şahsiyet bozukluğunun eseri olarak O’nu, yeniden MTTB ve Necip Fazıl dönemindeki “aslına” geri döndürdü ve şimdi her türlü suçu onun eliyle hayata geçirdi.

Ancak her ne kadar “devlet ‘devlet’in elindedir” desek de, bu defa ve belki de siyasi tarihimizde ilk defa başka bir şey oldu.

Devletin siyasi ayak olarak görevlendirdiği devlet duruma tek başına hakim değil. Ergenekon, kontr-gerilla, derin devlet, her ne dersek diyelim, bu defa parçalı. Siyasi ayağın, Erdoğan’ın bu yapı içinde, onunla birlikte şahsen suça aşırı şekilde bulaşmış olan yandaşları var. Bunlar birbirlerinden kopamaz. Soylu ve onun örgütü tıpkı Erdoğan gibi, artık girilen yoldan geriye dönemez. Aralarında kader birliği var.

Bunun sonucu açık: Var olan çelişkiler er ya da geç bir çatışmaya dönüşecek. “Darbe süreci” gittiği yere kadar gidecek. Ya “derin devlet” Türk devletinin sırtında yük olan Erdoğan ekibini tasfiye edecek, göbekten bağlı olduğu Batılı devletlere teslim olarak devleti “kurtaracak”, ya da Erdoğan devletin içindeki suç ortaklarına dayanarak “devlet çökse de”, Saray’ı daha bir süreliğine kurtaracak.

Ama her iki taraf açısından bu kolay bir iş değildir. Onlar “üçüncü yolun” silüetini görüyorlar. “İkili darbe süreci” başladığı gün, milyonlarca Kürt Kürdistan’da, milyonlarca demokrat Türkiye’de “üçüncü yolda” yürüyecek. HDP’ye dönük tasfiye yeltenişleri bu nedenledir. CHP’ye şimdi ucundan ucundan başlayan saldırılar da CHP’yi “ne devletin darbesi, ne sarayın darbesi, üçüncü yoldan demokrasi” kampının potansiyel yandaşlarından arındırmak amacını gütmekte. Az sonra DEVA ve Gelecek Partisi de topun ağzına alınacak.

Eğer böyle giderse, muhalefet şimdiden rejimi geriletmenin yolunu bulamazsa, bilelim ki, Türkiye’nin Batısı’nda meydan “devletin birbirine düşman” iki kampının hesaplaşmasına kalacak.

Türkiye’nin Kürdistanı’na gelince… Böyle bir kaosun sonunda “Türkiye’nin Kürdistan’ı” diye bir coğrafya büyük olasılıkla tarihe karışacak. Türkiye kendi yoluna, Kürdistan kendi yoluna koyulacak.

Şimdi HDP dışındaki tüm muhalefetin külahını öne koyma zamanıdır. Ne yapacaksınız? Bu mukadder akıbetten kendinizi nasıl kurtaracaksınız?

Kürt halkı yok edilmek istenen varlığını direnerek korudu, PKK ile birlikte ise uluslararası bir etken haline geldi. Direne direne…

CHP, DEVA, Gelecek Partisi “direnmeyi” bilmez. Onlar “seçile seçile” var oldular. Ve artık bu varolma sürecinin sonu göründü. Muhalefet için seçim yolu az sonra tamamen tıkanacak.

Tıkanmadan bir şeyler yapmalı.

Ne yapmalı?

Tüm muhalefet “faşizm sahnesinde parlamentarizm” vodvilinden bir an önce nasıl vazgeçileceğini tartışmaya başlamalı.

Benim önerim muhalefet partilerinin “kamuoyu anketlerini” okuyup ezberlemek yerine, “sokak anketlerine” yüzünü çevirmesi.

“Ankette kaç kişiyiz” demek yerine, Soylu’nun polisi, Akar’ın ordusu, Erdoğan’ın SADAT’ı tarafından işgal edilen “sokakta kaç kişi olmalıyız” sorusunu sormanın zamanıdır.

Seçimde zafer vaat etmek, sokakta faşizmi durdurma bilincini bulandırıyor. Vatandaş adeta Nasreddin Hoca’nın eşeği yerine konuyor, “ölme seçmenim ölme, sakın sokakta telef olmaya kalkma, seçim gelecek, faşizm bitecek o zaman sokakta piyasa yaparsın” denmiş oluyor.

Tek alternatif “sokak”. İyi de sokağı tek alternatif olarak halkın önüne nasıl koyacağız? Tüm muhalefetin TBMM’yi “alternatif” olmaktan çıkarmasıyla: Boykot.

O zaman “seçmen”, bir anda “temsilcileri” tarafından kurtarılmayı beklemek yerine “iş başa düştü” diyecektir. Ne faşist rejim seçimle gider, ne de demokrasiye seçim yoluyla gidilir. TBMM’ye mi gidilecek? Gidilsin. Yeter ki, adrese giden “sokağı” bilelim.

HDP’li Saruhan Oluç’un “HDP yeniden sokağa çıkacak” sözü bana bu yazıyı yazdırdı. HDP sokağa çıkıp CHP’yi de TBMM’den çıkmaya ikna ettiği gün faşizmi yıkmanın ilk adımı atılmış olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.