Tecavüzcüler neden serbest kalır?

Sara AKTAŞ yazdı —

28 Ağustos 2020 Cuma - 10:18

  • Uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğrayan 18 yaşındaki İpek Er, 16 Temmuz tarihinde intihara sürüklendi. İpek tedavi gördüğü hastanede 33 gün boyunca hayatta kalma mücadelesi verdi ve 18 Ağustos sabahı yaşamını yitirdi.

 İpek’in yaşamını yitirmesi sonrası sosyal medyada gösterilen tepkiler üzerine Musa Orhan hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. 19 Ağustos günü tutuklanan Musa Orhan yüzlerce tecavüzcü ve katil gibi 25 Ağustos gecesi serbest bırakıldı. Elbetteki bu saldırı lokal bir saldırı olmanın ötesinde faşist iktidarın Kürdistan’da uyguladığı savaş politikalarının bir parçası olarak yaygınlaşan yüzlerce saldırıdan sadece biridir. Faşist AKP iktidarı tarafından tecavüzün bu denli normalleştirilip yaygınlaştırılması kanımca iki temel kaynaktan beslenmekte ve motive olmaktadır.

Öncelikle tarihçesi antik çağlara dayanan savaşta tecavüz, günümüzde de yaygınlığından ve vahşetinden hiçbir şey kaybetmeden bir özel savaş stratejisi olarak sürmektedir. Bu bakımdan tüm ordular tecavüzü sıklıkla bir silah olarak kullanmışlardır. Bu silah, hem karşı gücü demoralize etmek için kullanılmış hem de sembolik olarak zaferin ve fethetmenin ispatı olarak görülmüştür. Nitekim tüm erkek egemen iktidarlar cinsiyetçi toplumsal normlar ile kadınları namusla ilişkilendirip erkeklerin malı haline getirmişlerdir. Askeri stratejide vatan kadın bedeni olarak temsil edilmiş ve ulus erkek kardeşlerden kurulu bir yapı olarak kurgulanmıştır. Bu anlamda erkeklik militarizm ve milliyetçilikle kesişmektedir. Ulus erkek olarak kodlanırken vatan kadın olarak kodlanmakta aradaki köprü ise namus olarak adlandırılmaktadır. Kadınlar böylelikle ulusun yuvası olurken aynı zamanda namusun taşıyıcıları rolü üstlenmektedirler. Sonuç ise milliyetçiliğin cinsiyetlendirilmesi ve dünya düzleminde savaş süreçlerinde tecavüzler bir strateji olarak yaygınlaşmıştır.

İkinci olarak Türkiye somutunda AKP iktidarı boyunca kadınlara yönelik tüm politikalar bir konsept dahilinde incelikle hazırlanmış ve Kürdistan coğrafyası söz konusu olduğunda bu bir devlet politikası halini almış, bu saldırıların sahipleri resmi devlet koruması ile korunmuşlardır. AKP egemen erkek ideolojisini destekleyen muazzam bir manipülasyon ve algı çarpıtması eşliğinde, ailenin yüceltilmesi, anneliğin kutsallaştırılması, kadın erkek eşitsizliğinin doğallaştırılması, namus kavramının daraltılması ve kadın yönelik şiddet davalarında haksız tahrik indirimi gibi muhafazakar ideolojik saldırılar ile ataerkil normları besleyerek bu saldırıları normalleştirmiştir. Kürdistan’da süren kirli savaşta ideolojik olarak kadın bedeni üzerinden izlenen bu askeri politikaların bir ayağı cinsel şiddet ve tecavüz olurken bir ayağı ise ajanlaştırma, düşürme ve kendi değerlerine ihanet ettirme olmuştur. Bu bakımdan bu saldırıların failleri Musa Orhan örneğinde olduğu gibi hiç bir zaman gerçek anlamda cezalandırılmamış ve aksine teşvik edilmişlerdir.

Dolayısıyla hem tarihteki tüm iktidar savaşlarında hem de Kürdistan’da süren savaşlarda gerçekleşen cinsel suçlar hiçbir zaman gerektiği şekilde cezalandırılmamıştır. Zira erkek egemen sistemler tarafından cinsel suçlar savaşın istenmeyen ancak “kaçınılmaz” yönleri olarak görülmüştür. Cinsel şiddet cezalandırılsa dahi uzun süre insanlık suçu olarak değil ordu disiplinine karşı bir suç olarak yer almış, tecavüz kadınlara karşı vahşi bir zülüm olarak görülmemiştir. Türk devleti ise geçmişten beri cinsel suçları aynı biçimde, cezalandırmaktan çok bir devlet politikası olarak sürdürmüştür. Osmanlı ordusunun ‘eşiktekini eşikte, beşiktekini beşikte katlet’ zihniyeti, Türk devletinin kuruluş yıllarındaki isyanları bastırma biçimindeki vahşet, 90’lı yıllarda gözaltılarında işlenen cinsel suçlar ile AKP iktidarı döneminde yaşanan suçlara kadar bu saldırılar resmi devlet politikası olarak devam etmiştir. Dolayısıyla bu insanlık suçlarının yine devlet tarafından cezalandırılmasını beklemek safdillik olacaktır.

Sonuç olarak, cinsel suçların örtbas edilmesi ve cezasızlık politikası hem bir erkek egemen savaş stratejisidir hem de toplumsal cinsiyetin ideolojik ve kurumsal etkisini göstermektedir. Dolayısıyla Kürdistan’da yaşanan savaş suçlarının en vahşi biçimlerinden biri olan tecavüz ve tecavüzcülerin cezalandırılması topyekün bir mücadeleyi gerektirmektedir. Toplumun tüm dinamiklerinin bu suçlara ses verecek düzeyde bilinçlendirilmesi, örgütlendirilmesi ve öz savunmasını geliştirmesi aynı zamanda bu suçların yaşanmasının zemininide ortadan kaldıracaktır. Unutmayalım ki ev ev örgütlenerek faşist AKP iktidarına karşı verilecek çok yönlü radikal bir mücadele aynı zamanda yeni Musa Orhan’ların ortaya çıkmasını engelleyecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.