Tecrit sistemine müdahale edin

.

.

  • İmralı’daki tecride karşı cezaevlerinde devam eden açlık grevi, 104. gününe girdi. İmralı Barış Delegasyonu, uluslararası toplumun, kurumlar ve hükümetleri, tecrit sistemine müdahale etmeye teşvik etmesi çağrısında bulundu.

 

İmralı Barış Delegasyonu, uluslararası toplumun sessizliğinin suç ortaklığı anlamına geldiğinin altı çizildi.

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle 27 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi, 104. gününde devam ediyor. Aynı amaçla Mexmûr Şehit Aileleri Derneği’nde 83, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ise 66 gündür açlık grevi yapılıyor.

İmralı Barış Delegasyonu, Öcalan’ın tutukluluğunun 22. yıl dönümü vesilesiyle Kovid-19 salgınından dolayı çevrimiçi toplantı yaptı. İmralı Barış Delegasyonu, aralarında İzlanda, Hindistan, İtalya, ABD ve Birleşik Krallığın da bulunduğu çeşitli ülkelerden gelen önde gelen politikacılar, sendikacılar, akademisyenler, avukatlar ve sosyal hareket aktivistleri de dahil olmak üzere 10 üyeden oluşuyor. Toplantıda, “İmralı Barış Delegasyonu 2021 Şubat Raporu” açıklandı. 

Raporda, Türkiye’de yeniden bir barış süreci başlatılması talep edildi. Raporda, ”Her araştırmamız sonucunda muhataplarımız ülke genelinde artan insan hakları ihlallerini Sayın Öcalan üzerinde derinleşen tecride bağladılar. İmralı sisteminin tüm diğer cezaevlerine yayıldığı gibi tüm topluma sirayet ettiğinin altını çizdiler. İmralı tecrit sisteminin bu kadar genişlemesi, faşizmin kurumsallaşması anlamına geliyor. Anayasa uygulanmıyor, Türkiye kanunları uygulanmıyor, uluslararası hukuk uygulanmıyor, uluslararası mahkeme kararları uygulanmıyor. Bunun yerine cezasızlık, zorbalık, günün düzeni haline geliyor” denildi.

Çağrılara uymadı, ağırlaştırdı

Uluslararası toplumun sessizliğinin suç ortaklığı anlamına geldiğinin altı çizilen raporda, şu ifadelere yer verildi: ”Bu esnada da uluslararası toplum bir kenarda durup sessizce izledi. Bu sessizlik suç ortaklığıdır. İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Mayıs 2019’da İmralı’yı ziyaret etti ve raporunu Ağustos 2020’de yayınladı. Bu raporla Türk yetkililere, son derece belirsiz bir şekilde ‘daha fazla gecikmeden tam bir revizyon’ yapılması çağrısında bulundular. Türk yetkililer ise bu çağrıya uymamakla kalmadı, tecridi daha da ağırlaştırdı; Öcalan ve İmralı’daki diğer tutuklulara yeni yasaklar getirerek dış dünya ile iletişimini tamamen kesti. 27 Nisan 2020’den beridir Abdullah Öcalan’dan haber alabilen olmadı. Ama son derece açıklanamaz biçimde CPT, Türkiye’yi Ocak 2021’de ziyaret ettiğinde İmralı Ada Hapishanesi’ni ziyaret etmek konusunda ısrarcı olmamış ve daha önce yaptıkları tavsiyelerin takibini yapmamıştır.

Avrupa kurumlarının suç ortaklığı

Avrupa kurumlarının Erdoğan rejimine karşı sessizliği ve suç ortaklığı, Strasbourg’daki İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı’nın Eylül 2020’de Türkiye’ye yaptığı ziyarette daha da netleşti ve kendisi burada, en kıymetli akademisyenlerinin tasfiye edilmesine izin veren İstanbul Üniversitesi’nden onur madalyası aldı. Daha sonra Mardin’i ziyaret ederek kazanılmış belediyelere atanan kayyumlarla toplantılar yaptı.” 

Rapordaki tavsiyeler 

Raporun devamında şu tavsiyeler yer aldı: 

*  Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması için Türk devletine baskı yapılmaya devam edilmesi hayati önem taşımaktadır. Uluslararası insan hakları mekanizmalarına, özellikle Avrupa Konseyi’ne baskı yapılmalıdır. CPT, İmralı davasında soruşturma kabiliyetini sonuna kadar kullanmaya teşvik edilmelidir.

*  Uluslararası toplum, kurumlar ve hükümetler, Öcalan’a uygulanan tecrit ve tüm Türkiye toplumuna yayılan ve korkunç ve kitlesel insan hakları ihalelerine yol açan tecrit sistemine müdahale etmeye teşvik edilmelidir.

*  Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası STK’lara, Öcalan’ın tecridine ve Türkiye’deki genel duruma karşı derhal harekete geçilmesi için başvurularda bulunulmalıdır.

*  Sendikalar arası dayanışmanın uluslararası düzeyde yaygınlaştırılması gerekiyor.

*  Dünyadaki toplumsal hareketler, Türkiye’deki Kürt özgürlük hareketi ve diğer muhalif gruplarla dayanışma bağları kurmaya teşvik edilmelidir. Uluslararası kadın hareketleri, yazılı açıklamalar, video mesajları ve Türkiye ziyaretleri yoluyla Kürt kadın hareketiyle dayanışmayı ifade etmeye teşvik edilmelidir.

*  Uluslararası kadın örgütleri Avrupa Konseyi’ni Türkiye’de kadınlara karşı şiddet konusunda acil harekete geçmek konusunda uyarmalı, Türkiye üzerindeki baskı arttırılmalıdır.

*  Tüm dünyadan avukatların uluslararası yargı mekanizmalarına başvurularda bulunması teşvik edilmeli, tecridin yasadışı olduğu vurgulanmalı ve kınanmalıdır. Bu avukatlar Türkiye’deki meslektaşlarıyla dayanışma içinde olma konusunda teşvik edilmelidir.

*  Bu konunun küresel anlamda gündeme getirilmesi için çalışmalar yapılmalı, dayanışma kampanyaları düzenlenmelidir.

* Tüm dünya halklarına bu konuda eylemlilikler üzerinde çalışmaları teşvik edilmeli; yazarlar, aydınlar ve seçilmiş yetkililerin, Türkiye hükümetine baskı kuracak çalışmalar yapmaları konusunda bilgilendirilmelidir.

* Daha çok heyetin Türkiye ve Kürdistan’ı ziyareti organize edilmeli, bu heyetler siyasetçiler, akademisyenler, kamuya mal olmuş kişiler ve sendika üyelerinden seçilmelidir.   AMED

 

Tecrit nedir Abdülhamit?

Tecridin “sorulamayacak sorular” kapsamında olduğunu belirten Adalet Bakanlığı’na bir önerge daha veren HDP’li Ayşe Acar Başaran, “Tecrit ve izolasyon tanımınız nedir?” diye sordu.

Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Öcalan üzerindeki tecridi Meclis gündemine taşıdı. Başaran, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, cezaevlerinde tecrit ve hak ihlallerinin her geçen gün arttığına dikkat çekildi. Öcalan’ın ailesi ile 5 yıl, avukatlarıyla 8 yıl aradan sonra 2019’da görüşme yapabildiği hatırlatılan önergede, “Bu sürecin sonrasında görüşme önündeki tüm kısıtlamaları kaldırma sözü verilmiş ancak tecrit aynı şiddette devam etmiştir. İmralı ile başlayan bu tecrit sistemine Türkiye genelindeki başka cezaevlerinde de devam edilmiş, bununla ilgili itirazlar cevapsız bırakılmış ve iç hukuk yolları adeta kapatılmıştır” denildi.

Önergenin devamında şunlar kaydedildi: “İmralı cezaevi başta olmak üzere, Türkiye genelinde cezaevlerinde süren tecrit koşullarının bir örneği olarak Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne dair 8 Temmuz 2019’da verdiğimiz önergede sorulması üzerine 8 Aralık 2020’de, yani soruların sorulduğu tarihten tam 1 yıl 5 ay sonra Adalet Bakanlığı’ndan tarafımıza ulaşan cevapta ‘Gerek yüksek güvenlikli kurumlarda gerekse diğer kapalı ceza infaz kurumlarında tecrit ve izolasyon şeklinde bir uygulama bulunmamaktadır’ ifadesi kullanılmıştır. ‘Tecrit ve izolasyon yoktur’ cevabı sonrasında Bakanlığınızın ‘tecrit ve izolasyon’ tanımını sorduğumuz önergemiz ‘önergede yer alan soruların Meclis İçtüzüğü’nün ‘sorulamayacak sorular’ kapsamında olması’ gerekçesiyle geri çevrilmiştir.”

Başaran, konuyla ilgili Bakan Gül’e şu soruları sordu:

*  Tecrit ve cezaevlerindeki hak ihlallerine dair sorular Bakanlığınıza sorulamıyorsa hangi sorular sorulabilir?

*  Bakanlığınızın bir tecrit ve izolasyon tanımı var mıdır?

*  İmralı’da ve Türkiye’deki diğer cezaevlerinde yaşananlar tecrit ve izolasyon değilse sizin tecrit ve izolasyon tanımınız nedir?

* Abdullah Öcalan başta olmak üzere mahpusların aileleriyle ve avukatları ile görüştürülmemesi tecrit değil midir?

* Cezaevlerinde yaşanan tecrit ve hak ihlallerine karşı başlatılan açlık grevlerine ne zamana kadar sessiz kalacaksınız?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.