Tecrit temel engeldir

14 Şubat 2021 Pazar - 23:30

  • Türk cezaevlerinde tecride karşı sürdürülen açlık grevi 81. gününde. İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, tecridin iç barışa engel olduğunu, iç barış sağlanmadan da anayasanın tartışılamayacağını söyledi.

 

Otoriter başkanlık sistemi ve İttihatçı zihniyetin dokunulmazlığıyla ne demokrasi, ne demokratik anayasa ne de çözümün mümkün olabileceğini vurgulayan İHD Eşbaşkanı Türkdoğan, Türkiye siyasetinin sorumluluk almasını istedi.

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle 27 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi 81. gününde devam ediyor. Aynı amaçla Mexmûr Şehit Aileleri Derneği’nde iki aydır, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ise 43 gündür açlık grevi yapılıyor.

Tecrit, iç barışa da engel

Uluslararası Komplo’nun 23. yılına girilerken Öcalan’ın birçok kez Kürt sorununun çözümü noktasında girişimleri oldu. Son olarak 2013’te başlayan ve 2015’te hükümet tarafından sonlandırılan 'diyalog süreci’nde de Öcalan, kalıcı barışın sağlanması için büyük bir çaba sarf etti. Öcalan’ın önerisiyle kurulan 62 kişilik Akil İnsanlar Heyeti içerisinde yer alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, tecrit ve sonuçlarını, MA’dan Berivan Altan’a değerlendirdi.

AİHM ve AYM karar bağlasın

 İmralı’daki izolasyon ve tecridin kaldırılması için Adalet Bakanlığı ve CPT heyetleriyle yaptıkları görüşmeleri hatırlatan Türkdoğan, İmralı’da kanunların uygulanmadığını ve görüşmelerin keyfi olarak engellendiğini söyledi. Türkdoğan, Öcalan’ın avukatları tarafından Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruların bir an önce karara bağlanması gerektiğini vurguladı.

Ciddi bir ayrımcılık var

Türkiye’deki siyasi muhalefetin suskunluğunu eleştiren Türkdoğan, “Öcalan ve arkadaşların yönelik çok açık bir ayrımcılık var. İmralı diye bir hapishane varsa, orada kanuni hakları uygulanmıyorsa ana muhalefet başta olmak üzere diğer siyasi partiler sessiz kalıyorsa çok ciddi bir ayrımcılık vardır. Buna son verilmesi gerekir. Toplumsal muhalefet örgütlerinin de bu konuda düşüncelerini kamuoyuyla paylaşması gerekir. Bu sessizlik tecridin uzamasına sebep olmaktadır” diye konuştu.

Herkesin sorması lazım

 Mevcut iktidarın açıklama ve uygulamalarına bakıldığında İttihatçı anlayışın değişmediğinin görüldüğüne işaret eden Türkdoğan, artık 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kalmış bu anlayıştan kurtulmak gerektiğini ifade etti. Türkdoğan, şunları sorguladı: “MHP’ye sormak lazım; PKK’yi bitirdiniz, yok ettiniz diyelim. Kürtlerin kimlik haklarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz, nasıl yapacaksınız? Kürtlerin yaşadığı kentlerde belediye seçimlerinin yapılmasını, seçtikleri belediye başkanlarının görevde olup olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu bize bir açıklayın. ‘Terör, terör’ diyorsunuz, farz edelim sizin ileri sürdüğünüz argümanlar yok oldu. Siz 1950-1960’lı yıllarda Kürtlere haklarını verdiniz de bizim mi haberimiz olmadı. Türkiye şu anda ne için bu kadar yüksek güvenlik harcamaları gerçekleştiriyor ve Türkiye hala niçin 20. yüzyılın ilk yarısından kalmış düşünceyle nasıl yönetiliyor? Bunları herkesin sorması gerekir. Bunu aşmamız gerekiyor. Bu konuda daha çok konuşmamız gerekiyor ama konuşmamızın yolu da barıştan geçiyor. Öncelikle bir çatışmasızlık dönemine ihtiyacımız var.” 

İktidara rağmen başlar

 Öcalan’ın avukatları, ailesi ve görüşmek isteyen heyetlerin önündeki engellerin kalkması halinde iktidara rağmen yeni bir süreç başlayabileceğine inandığını kaydeden Türkdoğan, Öcalan’ın 2013-2015 yılları arasındaki süreçte gösterdiğini ve bunun açığa çıktığını söyledi. İktidarın hala eskimiş argümanlarla Kürt halkı ile ilgili değerlendirmeler yaptığını ifade eden Türkdoğan, “Oysa Abdullah Öcalan’ın açıkladığı yeni paradigmanın daha açık bir şekilde anlatılması gerekiyor. Demokratik özerklik, ademi merkeziyetçiliktir, yerinden yönetim ilkesidir” dedi.

Darbecilerin argümanları

İktidarın merkezileşmesinden şikayet eden muhalefet partilerinin de sürekli iktidar yedeğine düştüğünü dile getiren Türkdoğan, şunları ifade etti: “Anayasa tartışmalarında ‘İlk dört maddenin değişmesini istemiyoruz’ diyorlar. Zaten bütün tuzak bu ilk dört maddedir. 2. maddedeki; ‘Devletin milleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ cümlesinde İttihatçılık kendini gizliyor. Bu cümle, Türk etnisitesine dayalı Sünni Müslümanlığın devletleşmiş halininin sürdürülmesi, yani inkarcılık demektir. Bu tür argümanlar darbeci generaller tarafından yazıldı. Şimdi Millet İttifakı’nın sözcüleri, darbeci generallerin yazdığı bu argümanlara sarılıyorlar bu olacak bir şey değil.”

Anayasa öncesi iç barış

 “Türkiye’de demokratik bir anayasa yapılacaksa bunun ön koşulu iç barışın sağlanmasıdır” diyen Türkdoğan, önerisini şöyle dile getirdi: “Bunun koşulu da Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve yeniden onunla fikri tartışmaların yapılması gerekir. Çatışmayı ve savaşı sona erdirecek, gerçekten silahların olmadığı bir ortamda sorunları tartışacaksak bunun ön koşulunun oluşturulması gerekiyor. Hiç değilse Abdullah Öcalan ailesi, avukatları ve görüşmek isteyen heyetlerle görüşsün. Türkiye, orta büyüklükte bir savaş bilançosuyla demokrasiyi inşa edemez. O yüzden otoriter başkanlık modeline sarıldı. Türkiye siyasetini bu konuda yeniden sorumluluk almaya davet etmek gerekiyor.”

Türkiye kamuoyu öğrenmeli

 Tecrit ve izolasyonun siyaseten konuşulmasını isteyen Türkdoğan, “İç barışımızı nasıl kuracağımızı tartışmalıyız. Bu sorunu biz çözeceğiz. 2013’te bunu başardık. Bu konuda bir zeminimiz var. Kürt meselesinin çözümü konusunda gerçekten yeni bir barış sürecinin inşa edilmesine karar verilirse halk tabanının olumlu yanıt vereceğine inanıyorum. Türkiye halkının özellikle yeni bir barış sürecine dair Abdullah Öcalan’ın ne düşündüğünü öğrenmeye hakkı var. İktidarın da bunu sağlaması gerekir.”  ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.