Ters kelepçe, pranga ve cam kafes

Dosya Haberleri —

11 Temmuz 2021 Pazar - 23:00

  • Bizi cam kafeslere koydular. Avukatlarımız ve mahkeme  heyeti, cam kafesin diğer tarafındaydı. Hukuk da bu  duvarların dışında bırakılmıştı. Cam  kafesler içinde  duruşmaların  başlamasını kabul etmedik, mücadele ettik. Sonraki  duruşmada o cam kafeslerden çıktık. 

DENİZ BABİR

STUTTGART

 

Almanya’nın Stuttgart kentinde 5 Kürt, 20 Haziran 2018’de, Alman Ceza Kanunu’nun 129b maddesi dayanak gösterilerek tutuklandı. Bu madde, “yabancı bir ülkedeki terörist yapılanma” ile ilişkilendirilen suç isnatlarını kapsıyor ve ülkede özellikle Kürtlerin özgürlük mücadelesinin kriminalize edilmesi için kullanılıyor.

Stuttgart’ta 129b maddesi uyarınca yargılanan 5 Kürt, 30 Nisan 2021’de görülen 92. duruşmada, farklı uzunlukta hapis cezalarına çarptırıldı. Yargılanan 5 Kürt’ten Cihan A. ve Evrim A., duruşmalar sırasında tahliye edilmişti. Karar duruşmasında 4 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel S. ile 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan Agit K.’nin tutukluluğunun devamına karar verildi; Özkan T. ise tahliye edildi.

Özkan T., yaklaşık üç yıllık tutsaklığının ardından gazetemize hem dava sürecini hem de cezaevini anlattı.

 

Hesapları gerçekleşmedi

Tutsak alınmalarının bir itirafçının yalan ifadeleri üzerine gerçekleştiğini hatırlatan Özkan T., “Kapsamlı bir operasyon hazırladılar ve bizim üzerimizden Kürt Özgürlük Hareketi’ni hedef almak istediler. Amaç, Avrupa kamuoyu nezdinde PKK’yi kriminalize etmekti ve bu temelde de bir ‘terör örgütü’ gündemi oluşturmak istiyorlardı” dedi.

Tutuklanmalarına “Alman hükümetinin şovunun” eşlik ettiğini belirten Özkan T., operasyonda çok sayıda özel timin yer aldığını ve kamuoyuna, “Bunlar çok tehlikeli insanlar, aman; bakın, biz nelerle uğraşıyoruz” mesajı verilmek istendiğini kaydetti. Özkan T., “Yapılan bu hesaplar ve başka beklentileri gerçekleşmedi” dedi.

 

Ters kelepçe, pranga…

Davanın ilk duruşması için Adliye’ye ters kelepçe ile getirildiklerini, ayaklarının da prangalandığını hatırlatan Özkan T., salon etrafı ve içinde de aşırı yoğunlukta “güvenlik önlemi” alındığına dikkat çekti. “Sirenler eşliğinde, sayısız araç ve çok sayıda otomatik silahlı özel tim eşliğinde mahkeme salonuna getirildik” diyen Özkan T., “Bununla, ‘Bakın, biz teröristleri yakaladık’ mesajı verilmek istendi” ifadelerini kullandı.

 

Duruşma hücreleri

Stammheim mahkeme salonunun altında bulunan ve duruşmayı beklemek için götürüldükleri hücrelerde de psikolojik ve fiziki şiddete maruz kaldıklarını aktaran Özkan T., bu hücrelerin cezaevinin özel bir bölümü olarak milyonlarca Euro harcanarak inşa edildiğini söyledi. Kürt aktivist, sözlerini şöyle sürdürdü: “Stammheim mahkemesi, Baden-Württemberg eyaletinin en yüksek mahkemesi. Bizim dava duruşmamızda yer alan her memur, gardiyan ve polis de özel seçilmişti. Duruşma salonunun inşaatı için de milyonlarca Euro harcadılar. Bu salonun altında hücreler var, bizi başta oraya aldılar, daha sonra üst kattaki duruşma salonuna getirdiler. Alt kattaki hücrelerde bizimle avukatlarımız arasında dahi cam vardı. Avukatlarımızla bile doğrudan iletişim kuramadık, mikrofonlar ile konuştuk. Çok sıkı önlemler alınıyordu. Çok fazla görevli vardı ve sürekli psikolojik baskı söz konusuydu.”

 

Yumrukladılar, araca attılar

Bir duruşma ardından, akşam saatlerinde hücreden yeniden cezaevine götürülmeden önce onlarca görevlinin hücreye girdiğini ve bazılarının kendisini yumrukladığını anlatan Özkan T., bu anlara dair şunları söyledi: “Sonra beni yere attılar ve sürükleyerek cezaevi ring aracına bindirdiler. Bizi aşağıdaki hücrelerden yukarıya, yani mahkeme salonuna çıkarırkenki yaklaşımları, baskıydı, tahrikti ve insanlık onurunu zedeleyecek boyuttaydı. Bizimle ilgilenen polisler zaten özel timlerdi ve cezaevinde çalışmıyorlardı. Mahkeme boyunca hep onları getirdiler.”

 

Cam kafesler

Mahkeme salonunda dikkatini çeken ilk detayın üç bölümden oluşan kurşun geçirmez cam kafesler olduğunu söyleyen Özkan T., sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizi cam kafeslere koydular. Avukatlarımız ve mahkeme heyeti, geniş cam kafes bölümünün diğer tarafındaydı. Ziyaretçileri de cam kafeslerin diğer tarafına almışlardı. Doğrusu böyle bir uygulamayı beklemiyorduk. O an vicdanlar susmuştu ve hukuk da bu duvarların dışında bırakılmıştı.”

 

5 Kürt kafese kapatıldı

Davanın 92 duruşması boyunca hiçbir taleplerinin kabul edilmediğini, avukatlar veya yargılanan Kürtlerin yaptığı neredeyse bütün itirazların da mahkeme heyeti tarafından reddediliğini hatırlatan Özkan T., “Avrupa’nın göbeğinde 5 Kürt, cam kafeslere kapatıldı. Bu, anlatması güç bir olay. Bu anlar, büyük bir utançtı” dedi.

Aynı tarihlerde Münih’te DAİŞ çetesi üyelerine yönelik bir davanın duruşmalarının da sürdüğünü belirten Özkan T., “Onlar bizim gördüğümüz muameleyi hiçbir zaman görmediler. DAİŞ, dünyanın ve Avrupa’nın da başına musallat olmuş vahşi ve karanlık bir yapılanma; binlerce masum insanı öldürdüler. Almanya’da gayet iyi koşullarda yargılandılar ve ne hikmetse tehlike olarak görülmediler” diye konuştu.

 

Avukatla bile cam ardından

Özellikle avukatları ile dahi cam kafeste konuşmak zorunda bırakılmamalarının hukuksuzluğuna dikkat çeken Özkan T., “Düşünün, avukatınıza bir şey söylemek istediğimizde ayağa kalkmak ve cam kafesin orta yerindeki süzgeçe benzer bir delikten konuşmak zorunda bırakıldık. Bunu mantık almıyor. Burada hukuk yoktu” dedi.

 

İlk duruşma mücadelesi

Mahkemenin davayı bir an önce bitirmek istediğini de belirten Özkan T., haklarındaki hükmün de daha yargılama başlamadan verildiğini söyledi. Duruşmaların başlangıcını Özkan T., şu cümlelerle anlattı: “Cam kafesler içinde duruşmaların başlamasını kabul etmedik ve ben de orada kimlik beyanında bulunmadım. İlk duruşmada yoğun bir mücadele verdik. Sonraki duruşmada o cam kafeslerden çıktık.”

 

İkinci ‘Düsseldorf’

Mahkeme başkanının duruşmalar sırasında kimi “itiraflarda” da bulunduğunu belirten Özkan T., bu itiraflara ilişkin şunları söyledi: “Mahkeme başkanı, ‘Bu dava Düsseldorf Davası’nın devamıdır ve buradaki yargılama da usulen Düsseldorf Davası’nın biçimiyle devam edecek’ dedi. Rıdvan Ö. adındaki itirafçının yalan beyanlarını esas alan mahkeme heyeti, aslında ikinci bir Düsseldorf senaryosu kurgulamak istedi ama sonradan kendileri de bu kişinin verdiği ifadelerin birbiriyle uyuşmadığını gördü. İşte buradan itibaren kurgu ve planları ellerinde patladı, çünkü itirafçı artık mahkemeye kendisi yön vermeye ve yalan beyanları ile mahkemeyi yönlendirmeye çalışıyordu.”

 

Helikopter ile

Davanın Alman hükümeti için öneminin itirafçının gördüğü muamele ile de ortaya çıktığına dikkat çeken Özkan T., “İtirafçıyı önce havadan, bir helikopter ile Stammheim Cezaevi’ne getiriyorlardı. Bununla da, ‘Bu adamın can güvenliği yok, çok şey biliyor, örgüt onu infaz edebilir’ imajı yaratmak istediler. Fakat itirafçının verdiği çok sayıda yalan ifade sonucunda heyetin de ona güveni kalmadı. Daha sonra helikopterle getirmeyi bıraktılar ve karadan, normal bir araç ile, birkaç polis eşliğinde getirmeye başladılar” dedi.

 

İtirafçı-polis anlaşması

İtirafçının verdiği çelişkili ifadelere mahkeme başkanının da bir süre sonra müdahale etmek zorunda kaldığını aktaran Özkan T., sözlerini şöyle sürdürdü: “Mahkeme heyeti, Rıdvan Ö.’yü, ‘Yalan söylediğini biliyoruz, bari tutarlı söyle, hangi yalanını düzelteceğimizi bilmiyoruz’ diye sert biçimde uyardı. Ama heyet, bir yandan da bu kadar çok yalan söyleyen bir itirafçının ifadelerini savundu, çünkü buradaki amaç çok farklıydı. Mahkeme üzerinde politik baskı vardı ve PKK buradan çıkacak bir kararla bir şekilde yeniden kriminalize edilmek istendi. İtirafçı bir yalanı bir başka yalanla kapatmaya çalışınca ise bu sefer olayın ucu tanık koruma programında görev yapan polislere dokundu; onlar hakkında da itirafçı bilgiler vermeye başladı. Buna onlar da şaşırdı. İtirafçı, ajanları ve polis memurlarını suçlamaya başladı. Tanık koruma programından sorumlu memurlara, ‘Biz sizinle böyle anlaşmadık; bana pasaport, kimlik ve düzenli bir maaş verecektiniz; ben bunun karşılığında sizinle anlaştım” dedi. İtirafçının mahkemenin ortasındaki bu ifadeleri, herkesi şaşırttı ve heyet duruşmaya hemen ara verdi. Yarım saatlik aranın ardından duruşma yeniden başladı. İtirafçı, bu kez de mahkemeyi nasıl batırdığını anlayınca toparlamaya çalıştı. Avukatlar, bu anlaşmanın içeriğini mahkemeye ısrarla sordu ama heyet bu konunun üstünü kapatıyordu. İtirafçının 20. duruşmada verdiği ifadelerin ucu polislere dokununca ise işin rengi değişti. 22. duruşmada da itirafçı, avukatların soruları karşısında işleri daha da batırdı. Bundan sonra susma hakkını kullandı; itirafçı, resmen mahkemeden kaçırıldı. Bir daha da getirmediler.”

 

Başaramadılar

Yargılanan 5 Kürt’ün haksız yere tutuklandığını ve hukuksuz yargılandığını belirten Özkan T., “Ama mahkeme boyunca irademizi kıramadılar. Politik bir baskı söz konusuydu ve bazı kurbanlar gerekliydi, bizi seçtiler ama bizim üzerimizden istedikleri başarıyı elde edemediler” dedi.

 

DAİŞ’liye havalandırma, Kürt’e cezaevinde de statüsüzlük!

Özkan T., cezaevinde yaşadığı ilginç bir olayı şu sözlerle anlattı: “Cezaevinde bana, 99 kişinin katledilmesinden sorumlu olan bir DAİŞ’liye verilen sosyal hak ve statüler dahi verilmedi. O, rahatlıkla başka tutuklularla ortak havalandırmaya çıkabiliyordu ama ben çıkamıyordum. O kütüphane ve farklı başka sosyal aktivitelere dahil ediliyordu ama beni dahil etmediler. Bizi bu eli kanlı kişilerden daha tehlikeli gösterme çabası her yerde vardı.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.