Toplumsal hareketler neden kalıcı değil?

Kültür/Sanat Haberleri —

8 Şubat 2021 Pazartesi - 22:00

  • “En şahane Majestelerine” diye söze başlıyorlar Hardt ve Negri. Ve devam ediyorlar: “Bu kitabı tüm zorluklara rağmen özgürlük için savaşmaya devam eden, yenilip tekrar ayağa kalkan, yorulup usanmadan tahakkümcü güçlerle kavga eden insanlara adıyoruz. Sizler gerçek Majestelerisiniz.”

ZABEL MİRKAN

 

Michael Hardt ve Antonio Negri’nin “Meclis” kitabı, 2019 Mart ayında Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi. Devrimler ve diğer özgürleştirici hareketler, ideallerini hayata geçirmekte görünüşte neden başarısız oldu üzerine odaklanan düşünürler, kitabı beş kısıma ayırmışlar: Önderlik Sorunu, Toplumsal Üretim - “Aşağıdan” Ne Demek?, Finansal Tahakküm ve Neoliberal Yönetim ve son kısım Yeni Hükümdar/Prens.

 

Neden daha adil bir toplum kurulamadı?

Önümüzde artık alıştığımız bir senaryo olduğunu söyleyen düşünürler, toplumsal hareketlerin sürekliliğini ve/veya neden kesintiye uğradıklarını tartışarak işe koyuluyor. Adaletsizliğe ve tahakküme karşı insanlara ilham veren toplumsal hareketlerin açığa çıkıp, kısa süreliğine küresel manşetleri ele geçirdiğini ama sonunda gözlerden silinip gittiklerini söyleyen düşünürler, bu hareketlerin karşılarına aldıkları münferit otoriter liderleri devirseler bile, kalıcı ve yeni bir alternatif yaratmadıklarını vurgulayarak hareketlerin ya radikal özlemlerini terk edip mevcut düzene eklemlendiklerini ya da acımasız bozgunlarla bastırıldıkları görüşündeler. Burada sorulması gereken esas soru olarak karşımıza koydukları ise şu: “Çoğunluğun ihtiyaçlarına ve arzularına seslenen bunca hareket, neden kalıcı bir değişim getirememiş ve yeni, daha demokratik, daha adil bir toplum kuramamıştır?”

Protestoların gerekli ama yetersiz olduğu konusunda hemfikir olan düşünürler esas meselenin toplumsal hareketlerin kalıcı bir toplumsal dönüşümü de harekete geçirmesi kanaatindeler. Ancak bu sayede daha adil bir toplumsal düzen kurulacağı konusunda hemfikirler.

 

Gürültülü politik alan

“Meclis”, çokluğa bir çağrı yaparken, Hardt ve Negri’nin önceki “İmparatorluk” üçlemesinin izinden gidiyor ve önceki teorik yapıyı sürdürüyor. Daha adil bir toplum yaratmanın yolu olarak çokluğu güçlendirmenin bir planını çıkaran kitabın büyük bölümü, toplumsal hareketleri demokratikleştirebilecek ideal kolektif örgütlenme ve karar alma biçimlerini tanımlamaya adanıyor.

Kitabın ilk kısmı olan önder sorununda toplumsal hareketlerin dahi bir önder fikrine, sözcüğüne pis bir sözcükmüş gibi yaklaştıklarını belirten düşünürler, önderlik konumunu bütünüyle bir kenara atmak yerine, onun çekirdeğini oluşturan politik işlevleri birbirinden ayırmakla ve ardından bunların yerine getirilmesi için yeni mekanizmalarla pratikleri icat ederek işe başlamamız gerektiğini söylüyorlar.

Her şeyin yüzeyde gerçekleştiği gürültülü politik alanı bırakmamız ve toplumsal üretimle yeniden üretimin gizli meskenine inmemiz gerektiği görüşündeler. Çünkü ancak burada kalıcı bir çözüm bulabileceğimizi düşünüyorlar: “Batı Afrika’nın müzikal geleneğinden gelen ve kölelerin söylediği şarkılar, diğer çalışma şarkıları gibi emeğin ritmini belirlemişlerdir fakat köleler zaman zaman şarkı sözlerini kullanarak, tepelerinde dikilmelerine rağmen efendilerinin anlayamadıkları mesajları birbirlerine iletmişlerdir. Efendinin kırbacından kaçınmalarına yardımcı olan, çalışma sürecini baltalayan hatta kaçış planları yapan mesajlar aktarmışlardır. Şimdi birbirimizi bulma ve toplanma zamanıdır.”

 

Kürt Özgürlük Hareketi

Kitabın “Çokluğu Silahlandıracak/Donatacak Bir Hephaestes” başlıklı alt bölümünde ise düşünürler silahlı özsavunmayı tartışırken Kürt Özgürlük Hareketi’ni örnek veriyorlar. Silahlı mücadelenin en ilham verici örneklerinin, en olumsuz koşullarda dahi demokratik formların icat edilmesine katkı sunduklarını söyleyen ikili, 2014’te Kürtlerin IŞİD’e karşı verdiği mücadeleyi anlatıyorlar ve Kürtlerin, ABD’nin düzensiz ve sınırlı yardımlarıyla ve Türkiye’nin düzenli engellemelerine rağmen ağır da olsa geleneksel askeri silahlarla savaşı kazandıklarını söylüyorlar ve ekliyorlar: “Bu mücadele Kürt savaşçıların gösterdiği askeri yetkinliğe ve cesarete sadece hayranlık duyabiliriz.”

Rojava’daki Kürtlerin savaşın ortasında, yeni toplumsal ilişkiler yaratma ve “demokratik özerkliğin” yeni biçimlerini icat etme ve örnek olarak her göreve biri kadın biri erkek iki temsilci seçerek yeni yönetim organları yaratma konusundaki çabalarını bir beceri olarak görüyorlar. İkilinin bu yeni yaşam yaratma becerisine sahip olduğunu düşündükleri diğer topluluklar ise Paris Komünü kahramanları, Zapatistalar ve Kara Panterler.

 

Sadece silahlar değil topluluğun gücü

Gerçek savunmanın sadece silahların etkisine değil, topluluğun gücüne bağlı olduğunu söyleyen düşünürler, komünün gerçek gücünün elindeki toplarda değil, gündelik uğraşlarda yani demokratik yönetim tarzında saklı olduğunu belirtiyorlar. Keza aynı şekilde, Kara Panterlerin gücünün de silahları sergilemesinde değil, ücretsiz kahvaltı programları ve ücretsiz klinikler gibi toplumsal programlar yaratmasında saklı olduğu; Zapatistaların ise askeri emir komuta zincirinden değil, halk konseylerinden ve toplumsal adaletle demokrasiyi tesis etmeye dönük deneylerinden beslendiği görüşündeler: “Politik iktidar silahın namlusundan doğar, şeklindeki meşhur özdeyiş bu düzeni ve önceliği yanlış aktarmaktadır. Gerçek silahlar toplumsal ve politik iktidardan, kolektif öznelliğimizin gücünden doğar.”

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.