Tüccarlar buluşması

Ferda ÇETİN yazdı —

7 Nisan 2021 Çarşamba - 22:08

  • Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen “Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin geleceğini tartışmak için” Tayyip Erdoğan’la görüştüler.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel görüşmeden sonra, “Erdoğan'la AB-Türkiye ilişkilerine ilişkin dürüst bir görüşme yaptık. Türkiye’deki insan hakları ile ilgili derin endişelerimizi kendisine ilettik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin(AİHM) Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararlara uyulması gerektiğini belirttik. Hukuk devleti ve insan haklarına saygı, AB’nin en temel değerleridir” açıklaması yaptı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise; “Türkiye insan haklarına saygı göstermelidir. Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi konusunda ikna edemedik. Sözleşmeden çıkılması bizim için derin endişe kaynağıdır” dedi.

Açıklamaların bu bölümü Avrupa Birliği’nin Türk devletine, AKP/MHP hükümetine, yasama, yürütme ve yargı erkini tek başına ve keyfince kullanan R.T. Erdoğan’a güya ve sözde eleştirilerdi.

Garabet ve paradoks şurada ki, en büyük argümanı kuvvetler ayrılığı olan Avrupa Birliği, yasama, yargı ve yürütmeden kaynaklanan sorunların çözümünü de Tayyip Erdoğan üzerinden çözmeye çalışarak tek adam rejimini meşrulaştırmıştır. Bu destek, her iki başkanın “memnuniyet”, “dürüstlük” ve “iyi niyet” ambalajıyla servis edilmiştir.

Charles Michel ve Ursula von der Leyen yasama, yürütme ve yargı organları ile yapmaları gereken görüşmeleri, sözü edilen kurumların yetkilerini gaspeden Tayyip Erdoğan ile yaparak, Türkiye’deki otokrasiyi partner olarak kabul ettiklerini ilan etmiş oldular.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini, bu ihlalleri gerçekleştiren Tayyip Erdoğan ile “çözmek” istemiştir. Oysa bu sorunlar, sorunların kaynağı olan iktidar partisi ve onun adına tek başına karar veren zorba ile değil; siyasi parti temsilcileri, TBMM İnsan Hakları komisyonu, İHD, İnsan Hakları Vakfı, Barış Anneleri ve Tutsak Aileleri ile görüşülerek anlaşılabilir ve çözülebilir.

AİHM’in Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında verdiği kararlara uyulması için Tayyip Erdoğan’a çağrı yapmak ise kamuoyu ile alay etmektir. Çünkü AİHM’in, Demirtaş ve Kavala hakkında verdiği kararlara uyulmaması için, yargı organlarına talimat veren bizzat Tayyip Erdoğan’dır. AB yetkililerinin AİHM kararlarının uygulanması konusunda samimi olmadıklarının somut kanıtı, Demirtaş ve Kavala’nın aileleri ile, avukatları ile, yargı organları ve Barolar ile görüşme ihtiyacı duymamalarıdır. Bütün bunların yerine Tayyip Erdoğan’ın esas alınmasıdır.

Diğer bir garabet konusu AB temsilcilerinin İstanbul Sözleşmesi konusundaki tutumudur.

Avrupa Birliği ve 45 ülke tarafından imzalanan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bununla mücadele amacıyla hazırlanan İstanbul Sözleşmesi, uluslararası bir sözleşmedir. TC Anayasası’na göre, Türkiye Parlamentosu tarafından 24 Kasım 2011 günü kabul edilen İstanbul Sözleşmesi iç hukuk normu haline gelmiştir.

TC Anayasası, uluslararası antlaşmalar için özel bir düzenleme yapmış, Anayasası’nın 90. maddesi ise uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yerini tarif etmiştir; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle, kanunlar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır.”

Peki kanun hükmü niteliği kazanan İstanbul Sözleşmesi’ni kim veya hangi organ değiştirebilir veya kaldırabilir?

Bunun için de özel bir madde düzenlemiş. TC Anayasası’nın 87. maddesi, TBMM’nin görev ve yetkilerini, “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” olarak belirlemiştir. Parlamentonun yetkileri içinde uluslararası sözleşmeleri kabul yetkisi de vardır. Dolayısıyla usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası bir sözleşmeyi değiştirme veya kaldırma yetkisi Tayyip Erdoğan’a değil, açık bir biçimde Türkiye parlamentosuna ait bir yetkidir.

Sahte diploma ile Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı bir an için meşru kabul edilse dahi, cumhurbaşkanının uluslararası sözleşmeleri değiştirme veya kaldırma yetkisi olmadığı için İstanbul Sözleşmesi’ni feshedemez. Bu yetki parlamentoya aittir, Tayyip Erdoğan’a değil.

AB Konsey ve Komisyon Başkanları, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğü konusunu TBMM Başkanı ile, AKP, CHP, HDP, İyi Parti Grup başkanları ile görüşmeliydi, Tayyip Erdoğan’la değil!

Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in, Tayyip Erdoğan’la yaptıkları görüşmenin usulü ve adabı, Avrupa Birliği’nin kendi ilke ve değerlerine aykırıdır. Görüşme ilkesiz, hukuksuz ve oryantalist bir yaklaşımla gerçekleşmiştir.

Bu görüşme, içinde ticaret, para, kâr ve paylaşım hesaplarının yapıldığı tüccarlar arası bir görüşme niteliğindedir. Bunun ticari amaçlarla yapılan bir ziyaret olduğunu AB Konseyi Başkanı Charles Michel açıkladı, "AB, Türkiye ile ekonomik iş birliği, göç ve halklar arasında bağlantıyı artırmak için somut gündem sunmaya hazırdır” dedi.

AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ise, “Türkiye ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması benzersiz bir çalışmadır. Türkiye, Gümrük Birliği içinde hayati öneme sahip, değerli bir ortağımızdır. Ticareti daha da artırabilmek için mevcut zorlukları aşmak için çalışacağız. Türkiye aslında yapıcı bir şekilde tekrar ilişki kurmak istediğini gösterdi, biz de Türkiye'yle ilişkilerimize ivme katmak için geldik. İki tarafa da fayda sağlayacak işbirliği alanlarını görüştük."

Avrupa Birliği yetkililerinin Tayyip Erdoğan ile yaptıkları bu görüşme, Türkiye’deki demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, düşünce ve basın özgürlüğü gibi konularda, mevcut ihlallerin devamına yeşil ışık yakan, Tayyip Erdoğan diktasını destekleyerek meşrulaştıran bir görüşme olmuştur.

Alanın da satanın da memnun kaldığı, tüccarlar arası bir görüşme...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.