Sistematik işkence cenazeye de yansıdı
Kadın Haberleri —

Ruşen Bingül Binbaş ve Seher Acay
- Garibe Gezer’in cenaze töreninde Türk devlet güçlerinin saldırganlığını ve belediyenin tutumunu değerlendiren hukukçulardan Seher Acay, “Büyük bir utançla seyretmek durumunda kaldık” açıklamasında bulunurken, Avukat Ruşen Bingül Binbaş ise, “Sistematik işkence, ayrımcılık, insanlık dışı muamele ve tecrit cenazeye de yansıdı” dedi.
AHMET KANBAL / MA
Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde sistematik işkenceye ve tecavüze uğrayan Garibe Gezer 9 Aralık günü tutulduğu hücrede intihar ettiği iddia edildi. Yaşadığı işkenceyi ve tecavüzü herkese duyurmaya çalışan, suç duyursunda bulunan Garibe Gezer’in cenazesini almaya giden halka polisin hakarette bulunması, aynı olayların Mêrdîn’de (Mardin) devam etmesini değerlendiren hukukçular polisin ve Mardin Belediyesi’nin nefret ve ayrımcılık suçu işlediğini belirtti.
Gezer’in cenazesinin geldiği gün havalimanında bulunan Mardin Barosu Yönetim Kurulu üyesi Ruşen Bingül Binbaş ve Mardin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Seher Acay, cenazeye dönük tutumu değerlendirdi.
Tecrit cenazeye yansıdı
Garibe’nin cenazesinin havalimanında bekletildiği sırada ortaya çıkan durumun herkesi yaraladığını ifade eden Binbaş, “Orada cenazeye yapılanla cezaevindeki süreç devam ettirildi. Yaşamış olduğu sistematik işkence, ayrımcılık, insanlık dışı muamele ve tecrit gibi uygulamalar cenazeye de yansıdı” dedi. Cenazenin römorkta bekletilmesinin insanlık dışı olduğunu kaydeden Binbaş, “Garibe’nin yaşamış olduğu ayrımcılık politikasının devamıydı aslında” diye belirtti.
Normal şartlarda cenazenin kamuya ait olan cenaze aracı ile taşınması gerektiğini kaydeden Binbaş, “Garibe’nin cenazesi tehlikeli bulundu. Tehlikeli bulunduğu için de ‘taşınması sakıncalıdır’ gerekçesi ile belediyenin göndermiş olduğu cenaze aracı geri gönderildi. Cenaze bu şekilde saatlerce dışarıda bekletildi. Aile o soğukta bekletildi. Kurumların cenaze aracını geri çekmekteki, sakınca ve tehlikelilik durumu nedir? Nasıl bir sakınca vardı? Bir cenaze nasıl bir tehlike ve sakınca arz ediyordu” diye sordu.
Sistemli ayrımcılık politikası
TCK 122’nci maddede ayrımcılığın suç sayıldığı hallerin anlatıldığını hatırlatan Binbaş, ilgili kanun maddesinde belirtilen durumların Gezer'in cenazesinde ortaya çıktığını dile getirerek, “Biz o gün aslında Garibe’nin cenazesinde bir ayrımcılık suçu işlendiğini gözlemledik” dedi. Cenazeye dönük uygulama, yolların kapatılması ve daha benzer birçok şeyin aynı gün yaşanmasını “sistemli bir ayrımcılık politikası” diye tanımlayan Binbaş, “Orada bir insan hakları ihlali vardı. Gerçekten Kürtlere yönelik siyasi bir tutukluya yönelik ayrımcılık vardı” dedi. Binbaş, Garibe’nin cenazesine ve sonrasında yaşanan engellerin tarihte yerini alacağını belirterek, “Türkiye’nin bir utancı olarak kalacak” dedi.
İnsan onuruna yakışmayan bir durum
Avukat Seher Acay da, yönetmelikte cenaze nakil araçlarının belediye tarafından karşılanacağının yer aldığını, herhangi bir ayrım gözetmeksizin bunun yapılması gerektiğinin altını çizdi. “Bir insanın cenazesinin bir valizi taşımak için kullanılan eklentide bekletilmesi insan onuruna yakışmayan bir durum” diyen Acay, “TCK ve uluslararası sözleşmeler zemininde Garibe’nin cenazesinin teslim sürecinde bir ayrımcılık olduğu ortada” dedi. Garibe’nin cenazesine dönük ayrımcılığın temelini siyasetten almış olabileceğini ifade eden Acay, “İnsan hakları dokunulmaz ve bütün devlet mekanizmaları tarafından korunması gereken bir yapıya sahip” diye konuştu.
Büyük bir utançla orada bulunduk
Gezer'in cenazesinin teslim edilmesi sırasında ortaya çıkan karenin vicdanların yanı sıra adalete ve insanlık onuruna olan inançları zedelediğini kaydeden Acay, “İnsanın doğasına aykırı bir tablo gördük biz. Evet, bunu büyük bir utançla seyretmek durumunda kaldık. Büyük bir utançla orada bulunduk. Dolayısı ile bu çelişki Türkiye’nin tablosu dedirten çelişki. Bir taraftan haftalarca verilen seminerler, paneller, insan hakları üzerine konuşmalar, paylaşımlar, bir diğer yüzü Garibe’nin cenazesinin teslim anı. O kare bir gerçekliği simgeliyordu ve bunun da görünmesi gerekiyordu” dedi.















