‘Virüs hiçbir zaman bitmeyebilir'

Dosya Haberleri —

9 Kasım 2020 Pazartesi - 23:00

  • Virüsün geçirdiği mutasyonu, onu zayıflatan bir değil, belki güçlendiren bir mutasyon olarak ele almak gerektiğini söyleyebiliriz. Yani virüs mutasyona uğradı ama bu, virüsün bu yolla etkinliğini yitirmesi beklentilerini sağlayacak bir mutasyon değil. Beklenilen, virüsü güçten düşürecek mutasyon ise hala gerçekleşmedi. 

BARIŞ BALSEÇER

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkarak dünyaya yayılan Covid 19 virüsü salgını, kuşkusuz insanlığın karşılaştığı ilk hastalık değil. İnsanlık tarihi, böyle deneyimlerle dolu. Ne ki, şimdiye değin bu deneyimlerden öğrenilenler ve bilimin ulaştığı mevcut düzey, salgının durdurulmasını sağlayamadı.
Dünya Sağlık Örgütünün “pandemi” olarak ilan ettiği koronavirüs salgını, dünyanın birçok ülkesinde karantinaları, sokağa çıkma sınırlamalarını koşulluyor ve ciddi sosyoekonomik sonuçlar ortaya çıkarmaya devam ediyor. Avrupa’da görece “sakin” geçen yazın ardından salgın, sonbahar başından bu yana yeniden hız kazanıyor; dünya genelinde haftalık yeni vaka sayısı da milyonlarla açıklanıyor. Birçok ülkede kamusal alan, yeniden büyük sınırlandırmalarla karşı karşıya.

Sinirbilim ve genetik uzmanı Doç. Dr. Çağhan Kızıl, çalışmalarını Dresden Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde sürdürüyor

Doç. Dr. Çağhan Kızıl, Almanya’nın Dresden Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde araştırmalarını sürdürüyor ve pandeminin başlangıcından bu yana özellikle Türkiye’deki durumu takip ve analiz ediyor. Sinirbilim ve genetik uzmanı, pandeminin başlangıcından bu yana hem virüsün biyolojik yapısı hakkında aydınlatmaya çalışıyor hem de Türkiye’nin pandemi politikasının yarattığı tahribatlara dikkat çekiyor.
Kızıl ile röportajımızın bugünkü bölümünde koronavirüsün geçirdiği mutasyon(lar)a ve bulaşıcılığıyla ilgili merak edilenleri konuştuk.

Virüs farklı doku ve organlarda kalıcı hasarlar bırakıyor mu? Virüsün ortaya çıkışından bugüne elde edilen bilgiler var mı? Varsa bu yeni bilgiler nelerdir?
Virüsün ortaya çıkışının ilk zamanlarından itibaren ‘farklı doku ve organlarda kalıcı hasarlar bırakır mı?’ yönünde kaygılar vardı. Henüz bir yılı geride bırakmamış bir virüs ve salgınla karşı karşıyayız ve etkileri yıllar sonra ortaya çıkacaktır ama yapılan deneysel çalışmalar sonucunda virüsün birçok organı etkilediği biliniyor. Örneğin pankreas ve oradaki bazı hücreleri uzun vadede öldürebildiği düşünülüyor. Bu durumun kişilerde kronik diyabete yol açabileceği yönünde kaygılara yol açıyor. Kesin bilimsel sonuç olmasa da bir görüş olarak şimdilik literatürde yer alıyor. 
Virüsün mutasyona uğrama hızı ve çeşitli değişiklikleri nasıl belirtilediği yönünde yeni bilgiler elde edildi. Pandeminin başladığı Mart ve Nisan aylarında “Virüs değişecek mi, etkisini kaybedecek mi, daha mı etkili olacak, bu ikinci dalgayı tetikleyecek yönde mi olur?” gibi sorularımız vardı. 
1918’deki İspanyol Gribi ile koronavirüsü karşılaştırdığımızda, İspanyol Gribi’ndeki ikinci dalganın çok daha şiddetli yaşandığını biliyoruz. O salgının iki yıl sonunda bitmesi, virüsün mutasyon geçirmesi ve etkisini yitirmesi ile mümkün olmuştu. Şu an koronavirüs için durumun böyle olmadığını biliyoruz. Ayrıca virüsün mutasyona uğradığı ile ilgili de yeni bilgiler elde edilmiş durumda. Domine (baskın) şekilde dünyayı sarmış olan D614G denen bir mutasyon, bu değişimlerden birisi. Bu mutasyonla virüsün bir bölgesinde değişimler ortaya çıkmış. 
Bu mutasyon, virüsün hastalık kapasitesini artırmıyor, hastalığın ağır geçirilmesini etkilemiyor ama hücre daha fazla virüs üretiyor. Hücrede çoğalan bu yeni, mutasyonlu virüslerde hücreye tutunmasını sağlayan taç şeklindeki çıkıntılardan daha fazla bulunuyor. Aslında bunun virüsün yaygınlığını artıran bir mutasyon olabileceği düşünülüyor. 
Virüsün genetik analizlerinden bu mutasyonun Avrupa’da Mart ayının ortalarında başladığını tespit etmiştik. Avrupa’daki vakaların neredeyse yüzde 90’ı mutasyonlu virüsü taşıyor çünkü bu mutasyon Avrupa orijinli. Virüsün Avrupa’ya geldiğinde mutasyona uğradığı düşünülüyor. Asya’da kontrol altına alındığı için artık orada fazla yayılmıyor ama Avrupa ve Amerika kıtasında artık bu mutasyonlu virüs baskın hale gelmiş durumda.

İkinci dalgada vaka sayısındaki artışın sebebi de bu durum mu?
Açıkçası vaka sayısındaki artışı buna bağlamıyorum. Vaka sayısındaki artışın temel sebebi, “Artık bitti. Virüsü yendik ya da alıştık. Her şey normale döndü” denilerek yaz aylarında “normalleşme” adı altında tedbirlerin bırakılmasıydı. Ayrıca insanlardaki alışmışlık duygusunun tedbirler noktasında yarattığı gevşeme de vaka sayısını arttırdı. 

Virüsün mutasyona uğradığını söylediğiniz bu dalga ile virüsün ortaya çıktığı günlerdeki salgın arasında bir fark var mı?
Virüsteki bu mutasyonun bulaşmayı artırdığına dair birçok makale yayınlandı fakat bu çalışmaların deneysel ya da gözlemsel olması temel sıkıntımız. 
Örneğin Arizona’da yapılan bir çalışmayla mutasyona uğramış virüse sahip kişilere bakıldı, filyasyonları yapıldı. Mutasyonlu virüse sahip olmayan vakalarla karşılaştırma yapıldı. Mutasyona sahip virüslerle enfekte olan kişilerin virüsü daha fazla yayabildiği ortaya konuldu. Ama çalışmada bu durumun tesadüf olup olmadığı netleştirilemedi. 
Bazı moleküler çalışmalar da yapıldı. Mutasyonlu virüsü taşımayan hücreler üzerinde yapılan bir çalışmada öğrenildi ki, hücreler mutasyonlu virüse sahip olduklarında daha fazla virüs yapmaya başlıyorlar. Hücrede çoğalan virüslerin üzerindeki çıkıntı sayısı daha da fazla. 

Bu çıkıntıların virüsün bulaşmasındaki fonksiyonu nedir? Üzerindeki çıkıntı artışı virüs etkinliğinde ne gibi değişimlere neden oluyor?
Virüsler bu çıkıntılarla insan hücrelerine bağlanıyor. Dolayısıyla çıkıntıların artması, hücreye bağlanma şansını da artırıyor ama açıkçası bunun ne kadar fark yarattığı net değil. Bu aşamada bununla ilgili söylenecek her şey spekülasyon olur. Virüsü zayıflatan bir mutasyon olarak değil, belki güçlendiren bir mutasyon olarak ele almak gerektiğini söyleyebiliriz. Yani virüs mutasyona uğradı ama virüsün mutasyona uğrayarak etkinliğini yitirmesi beklentilerini sağlayacak bir mutasyon değil. Beklenilen mutasyon ise hala gerçekleşmedi. 

Diyelim ki virüs yeniden bir mutasyon geçirdi ve etkinliği azalmaya başladı. Beklentilerimizdeki mutasyonlu virüsün baskın hale gelmesi ne kadar zaman alacak?
Açıklamaya çalıştığım, evrimsel bir süreç. Dünya üzerindeki kütlesel virüsün tümü şu anda hızla yayılıyor ve mutasyona uğramış durumda. Virüs yeni bir mutasyonla bu aşamada etkisini kaybetse dahi dünya üzerinde kütlesel olarak o kadar sayıda mutasyona uğramış virüs bulunuyor ki halihazırda mutasyona uğramış virüs yine hızla yayılmaya devam edecektir. Yani virüs olumlu yönde tekrar mutasyona uğrasa dahi zaten mutasyona uğramış şu andaki virüsü ortadan kaldırmayacaktır. Beklentilerimizdeki mutasyona uğramış yeni virüsün yayılması ve domine (baskın) hale gelmesi mümkün görünmüyor. 

Virüsün etkisini yitirmesi nasıl mümkün olur?
Bunun mümkün olması için virüsün dünya üzerindeki mevcut kütlesinde azalmanın meydana gelmesi gerekiyor. Bu da vaka sayısının çok çok azalması anlamına geliyor. Elbette bu durumda yayılım devam edecektir ama yayılım hızı giderek düşecektir. Zaten virüsün hiçbir zaman bitmeyeceğini söylüyoruz. Vaka sayısındaki bu azalış sırasında virüs mutasyona uğrayacak, virüsün etkisi zayıflayacaktır. O zayıf virüs yayılmaya devam edecektir. Ancak böyle mümkün olabilir. Yani şu durumda, evrimsel olarak virüsün tekrardan mutasyona uğrayarak etkisini yitirmesi mümkün görünmüyor. 

Mutasyona uğramış bu virüse karşı bağışıklık sistemimiz nasıl tepki veriyor? 
Herhangi bir patojen virüs vücudumuza girdiğinde zaten vücudumuz buna bir tepki veriyor. Burada asıl mesele bu tepkinin bir hafıza yaratıp yaratmayacağıdır çünkü bağışıklık sistemimizin birkaç ayağı bulunuyor. İlki çok spesifik olmayan bir tepkidir. Bağışıklık sistemimizin birinci ayağını, vücuttaki dengeyi bozan şeye karşı tepki veren bir güç gibi düşünebiliriz. Bu ilk ayakta vücuttaki diğer hücrelerin bağışıklık sistemine uyarlama yapılıyor. Yani bağışıklık sistemimizin hücrelerimizle konuştuğunu düşünelim. Hücrelere “Ben bu virüsle savaşıp kontrol altına alıyorum ama siz bunu hafızanıza alın, bir daha bununla karşılaşırsak daha hızlı tepki verelim” diyor. Asıl mesele de “uzun vadeli bağışıklık” dediğimiz ikinci aşamadır. İkinci aşamada virüse karşı hücrede bir hafıza oluşturuluyor. Aşılarda da yapmaya çalıştığımız budur. Örneğin kızamık aşısı olduğumuzda hücre hafıza oluşturuyor. Kızamık virüsü bedenimize bir daha girdiğinde bağışıklık sistemimiz çok etkili şekilde virüse karşı koymuş oluyor. Dolayısıyla yüzde 80-90 oranında kızamığa tekrardan yakalanmamış oluyoruz. Bağışıklık sistemimiz koronavirüse karşı henüz bir hafıza oluşturmuş değil. 
Koronavirüse dair öğrendiğimiz diğer şey de ikincil enfeksiyonlardır. Yani virüse yakalanan kişinin bağışıklık sistemi virüse karşı savaşıyor ve vücuttan atıyor ama bağışıklık sistemi uzun vadeli bir hafıza yaratamadığından kişi ikinci defa bu hastalığa yakalanıyor. Büyük ihtimalle virüsün hücre içerisine girerek kendisini saklamasının, üretmesinin önünde engeller var. Elbette bu, virüsün başarısı. Yani virüs bir şekilde bu mekanizmaları atlatıp kendini tekrar aynı düzeylerde ortaya koyabiliyor. 

İyileşen vakalarda şu ana kadar kalıcı bağışıklık elde eden oldu mu? Bilim dünyası böyle bir veri tespit edebildi mi?
Bazı insanlarda uzun vadeli bağışıklık da yaratıyor olabilir ama bilim dünyası böyle bir veri ile henüz karşılaşmış değil ama virüs ilk ortaya çıktığında bilim insanlarının söylediği şuydu: Grip (influenza) gibi bu koronavirüslerle ilgili çok bilgimiz aslında yok ama çok uzun vadeli bağışıklık beklemiyoruz. Mevsimsel etkinliğe sahip olabilirler. Grip gibi olmasa da belki her sene aşıların yenilenmesi gerekebilir.