Sosyal medyanın son günleri -1-
- Sosyal medya bize bağlantı vaat etti. Sonunda elimizde kalan ise tükenmişlik oldu. Bugün akışlarımız gerçek insanlardan çok yapay zekanın ürettiği çöplerle, bot hesaplarla ve tıklama tuzaklarıyla dolu. İnsanlar artık birbirleriyle konuşmaktan çok ekranı kaydırıyor.
- Sosyal medya insanları şaşırtmak yerine uyuşturmaya başlıyor. İnsanlar içerikten çok, içerik tüketmekten yoruluyor. Herkes sürekli bir şeylere maruz kalıyor ama kimse gerçekten kimseyle konuşmuyor. Amerikalı yetişkinlerin yarısından azı sosyal medyada gördükleri bilgileri “çoğunlukla güvenilir” buluyor.
- İnsanlar neden kaydırdığını tam olarak bilmese de kaydırmaya devam ediyor. Uygulamayı kapatıyor, birkaç dakika sonra yeniden açıyor. Bir şey bulmak için değil, sadece bakmaya devam etmek için. Sosyal medya bir gün ansızın ortadan kaybolmayacak. Daha çok, insanların yavaş yavaş vazgeçmesiyle küçülecek.
- Bir yapay zeka senin yerine saniyeler içinde düzgün bir metin yazabiliyorsa, neden oturup kendi düşünceni yazmak için uğraşasın? Sorun artık içerik bulamamak değil. Tam tersine, fazlasıyla içerik var. Asıl sorun, bütün bu içeriklerin giderek birbirine benzemesi ve hiçbirinin uzun süre dikkatimizi çekmemesi.
James O’Sullivan* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Sosyal medya, insanları birbirine bağlama vaadiyle ortaya çıktı. Gerçek insanlarla iletişim kurabileceğimiz, arkadaşlarımızla ve dünyayla bağımızı sürdürebileceğimiz bir alan olacaktı. Bugün ise akışlarımız gerçek insanlardan çok yapay zekanın ürettiği çöplerle, bot hesaplarla ve tıklama tuzaklarıyla dolu. İnsanlar artık birbirleriyle konuşmaktan çok ekranı kaydırıyor.
Gerçeğin boğulması
Facebook ve benzeri platformlar, milyarlarca günlük etkileşimi mümkün kılan sosyal alanlar olmaktan çıkıp yapay zeka üretimi spam'in devasa depolarına dönüşüyor. “Shrimp Jesus” gibi absürt içerikler bile algoritmalar tarafından öne çıkarılabiliyor. İnsan eliyle üretilen içerikle makine üretimi içerik arasındaki çizgi giderek siliniyor. Platformlar ise bunu ya önlemek istemiyor ya da önleyemiyor.
Üstelik mesele yalnızca sahte içerik değil. Asıl sorun, bağlamın giderek ortadan kalkması. Ortalık renk, gürültü ve sürekli uyarımla dolu olduğu sürece, gerçeğin ne olduğu giderek daha az önem taşıyor.
“Bot-Kız” ekonomisi
Bugünün akışlarında en sık duyduğumuz ezgilerden biri, cinselliği sürekli bir satış aracına dönüştüren, hiper-optimize edilmiş otomasyon: bot-kız.
Her yerde karşımıza çıkıyor. Trend olan bir tweet'in altına selfie bırakıyor, “bio'da daha komik memeler var” diyor ve sonunda bizi kaçınılmaz olarak OnlyFans'a yönlendiriyor. Karşımızdaki bazen gerçek bir kadın, bazen yapay zeka tarafından üretilmiş bir hesap, bazen de Myanmar'daki bir dolandırıcılık merkezinde oturan bir adam. Artık aradaki farkın ne olduğu bile önemini yitiriyor.
Bunun arkasında ekonomik güvencesizliğin beslediği parasosyal bir pazar var. Dikkat kıt, mahremiyet paraya çevrilebilir durumda ve platformların etkileşim yüksek kaldığı sürece müdahale etmek için pek bir nedeni yok.
Kadınlar çevrimiçi seks işçiliğine yönelirken, bazıları da platformların yarattığı baskı nedeniyle giderek daha fazla bir bot gibi davranmak zorunda hissediyor: sürekli üretmek, sürekli görünür olmak, algoritmanın istediği biçimde kendini sunmak. Böylece performans ile gerçek niyet arasındaki çizgi de giderek siliniyor.
Etkileşimin serbest düşüşü
İçerik çoğalırken gerçek etkileşim ortadan kayboluyor. Facebook ve X'te ortalama etkileşim oranı %0,15'e kadar gerilemiş durumda; Instagram'da ise yıllık bazda %24'lük bir düşüş var. TikTok bile büyümenin sınırlarına ulaşmış görünüyor.
İnsanlar sosyal medyada eskisi gibi birbirleriyle bağlantı kurmuyor. Daha çok, karşılarına çıkan çöple baş etmeye çalışıyorlar.
Amerikalı yetişkinlerin yarısından azı sosyal medyada gördükleri bilgileri “çoğunlukla güvenilir” buluyor. Bu oran 2010'ların ortasında yaklaşık üçte ikiydi. Özellikle gençlerdeki kırılma dikkat çekici. Dijital dünyanın içinde büyüdükleri için gördükleri içeriklerin ne kadarının insan eliyle üretildiğini, ne kadarının otomatik olarak üretildiğini daha kolay fark ediyorlar. Buna rağmen kaydırmaya devam ediyorlar.
Çünkü akış artık bilgi edinmenin ya da sosyal bağ kurmanın bir yolu olmaktan çıkıp bir ruh hâli düzenleme aracına dönüşmüş durumda. Kaydırmak, yarı bilinçli ve yarı kompulsif bir kopuş biçimi gibi. Bir şey aramaktan çok, kaşınan bir yeri sürekli kaşımaya benziyor. İnsanlar akışın sahte olduğunu biliyor. Sadece artık bunu umursamıyorlar.
Platformların da bu gidişatı durdurmak için güçlü bir teşviki yok. Sentetik hesaplar ucuz, yorulmak bilmiyor ve kârlı. Ücret istemiyorlar, izin almıyorlar, sendikalaşmıyorlar. Üstelik platformların ihtiyaç duyduğu şeyi fazlasıyla sağlıyorlar: etkileşim.
Sonunda geriye yalnızca ham dikkat kalıyor: ekranda geçirilen süre, gösterimler, kaydırma hızı.
Ortaya çıkan dünya ise tuhaf bir çelişki taşıyor: Herkes sürekli bir şeylere maruz kalıyor ama kimse gerçekten kimseyle konuşmuyor.
Büyük çözülme
Sosyal medya bir gün ansızın ortadan kaybolmayacak. Daha çok, insanların yavaş yavaş vazgeçmesiyle küçülecek.
Bir zamanlar internet üzerindeki neredeyse her şeyi tek bir yerde toplamayı amaçlayan büyük platformlar artık parçalanıyor. İnsanlar daha küçük, daha sakin ve daha kapalı alanlara yöneliyor: grup sohbetleri, Discord sunucuları, bağımsız mikroblog ağları... Milyarlarca kişinin aynı akışa baktığı bir sistemin yerini, çok sayıda küçük topluluk alıyor.
Elon Musk'ın X'i devralmasından bu yana platformun küresel kullanıcı tabanı en az %15 küçüldü. Meta'nın Threads'i 2023'te büyük bir ilgiyle kullanıma açıldı, ancak günlük aktif kullanıcı sayısı yalnızca bir ay içinde 50 milyondan 10 milyona düştü. Twitch, Aralık 2024'te son dört yılın en düşük aylık izlenme süresini gördü. Vine, Google+ ve Yik Yak kapandı. Tumblr ve Ello eski etkilerini büyük ölçüde kaybetti. MySpace ve Bebo birkaç kez yeniden gündeme geldi, ardından yine unutuldu. Reddit ve Bluesky gibi bazı istisnalar dışında büyük platformların çoğunda büyüme durmuş durumda.
Buna karşılık daha küçük ve daha bilinçli topluluklar büyüyor. Patreon üzerinden kurulan topluluklar, Substack bültenleri ve benzeri abonelik modelleri bunun örnekleri.
10 bin sadık abonesi olan bir yazar, Instagram'da bir milyon takipçisi olan ama bunların çoğuyla hiçbir gerçek ilişkisi bulunmayan bir kullanıcıdan daha fazla gelir elde edebiliyor. Üstelik bunu çok daha az içerik üreterek yapabiliyor. Bu toplulukların amacı milyonlarca kişiye ulaşmak değil. İnsanların birbirini tanıdığı, aynı konularla ilgilenen insanların bir araya geldiği daha küçük çevreler oluşturmak.
Bu alanların çoğu ücretli ya da sıkı biçimde denetleniyor. Bunun önemli bir sonucu da botların ve otomatik hesapların daha kolay dışarıda tutulabilmesi.
Burada asıl değer içerikten çok, insanlarla kurulan ilişkinin kendisi. Ekonomik model eski platformlardan çok farklı olmayabilir ama kullanıcıların deneyimi farklı. Daha az insan var, daha az içerik var ve iletişim daha doğrudan.
Büyük platformlar da kullanıcıların ne istediğinin değiştiğini görüyor. Instagram mesajlaşmayı ve DM'leri giderek daha fazla öne çıkarıyor. X, abonelere özel çevreler oluşturuyor. TikTok da daha küçük ve kapalı topluluk modellerini deniyor.
Bunun temelinde basit bir sorun var: Sürekli yeni içerik gösteren, büyük ölçüde botların ve yapay zeka üretimi içeriklerin doldurduğu bir akış insanları bir noktadan sonra kendine çekmek yerine yoruyor.
Dikkatten tükenmişliğe
“Sosyal” internet yıllarca dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmak üzerine kuruldu. Şimdi ise bunun sonucu ortaya çıkıyor: İnsanlar içerikten çok, içerik tüketmekten yoruluyor.
“Dopamin detoksu” ve “dijital Şabat” gibi kavramların yaygınlaşması bunun bir işareti. ABD'de 18-34 yaş grubundaki önemli sayıda insan, 2024'te ruh sağlığını gerekçe göstererek sosyal medyaya bilinçli olarak ara verdi. Buna rağmen insanların platformlarda geçirdiği süre hâlâ yüksek.
Çünkü mesele artık yalnızca eğlenmek değil. Birçok insan neden kaydırdığını tam olarak bilmese de kaydırmaya devam ediyor. Uygulamayı kapatıyor, birkaç dakika sonra yeniden açıyor. Bir şey bulmak için değil, sadece bakmaya devam etmek için.
İçerik üreticileri de bu durumdan etkileniyor. Yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin miktarı arttıkça, insanların kendi içeriklerini üretmek için harcadıkları zaman ve enerjinin karşılığını alması zorlaşıyor.
Yapay zeka birkaç saniyede kusursuz bir fotoğraf üretebiliyorsa, neden yeni bir selfie çekip paylaşasın? Bir yapay zeka senin yerine saniyeler içinde düzgün bir metin yazabiliyorsa, neden oturup kendi düşünceni yazmak için uğraşasın? Sorun artık içerik bulamamak değil. Tam tersine, fazlasıyla içerik var.
Asıl sorun, bütün bu içeriklerin giderek birbirine benzemesi ve hiçbirinin uzun süre dikkatimizi çekmemesi. Her gün daha fazla video, daha fazla fotoğraf, daha fazla yorum, daha fazla haber ve daha fazla tepki görüyoruz. Ama bunların arasından gerçekten önemli olanı seçmek giderek zorlaşıyor. Bir süre sonra her şey aynı görünüyor.
Öfke de yorucu hâle geliyor. Mizah hızla tüketiliyor. Bir anda milyonlarca kişiye ulaşan içerikler birkaç saat sonra unutuluyor. Akış sürekli değişiyor ama bize artık pek az şey gerçekten yeni geliyor.
Sosyal medya insanları şaşırtmak yerine uyuşturmaya başlıyor.
Kimse kullanıcıları TikTok'a girmeye zorlamıyor. Ancak özellikle genç kullanıcılar için sürekli kaydırmanın alışkanlığa, hatta kontrol edilmesi zor bir davranışa dönüşebildiğine dair giderek daha fazla tartışma var. Algoritmaların çalışma biçimi de bunu destekliyor: Ne göreceğimizi tam olarak bilmediğimiz için bir sonraki içeriğe bakmaya devam ediyoruz.
Platformların asıl başarısı burada ortaya çıkıyor. İnsanları zorla içeride tutmaları gerekmiyor. Platformdan ayrılmanın sosyal ve ekonomik bir bedeli olması yeterli.
LinkedIn'i bırakan bir çalışan, zamanla yalnızca LinkedIn'de bulunan profesyonel bağlantılardan uzaklaşabilir. Instagram'ı bırakan küçük bir işletme, müşterilerinin platformda aktif olan rakiplere yöneldiğini görebilir. TikTok kullanmayan gençler ise arkadaşlarının konuştuğu konuları, kullandığı ifadeleri ve paylaştığı içerikleri takip etmekte zorlanabilir. Dolayısıyla sosyal medyadan ayrılmak her zaman basit bir kişisel tercih değil.
Bazı insanlar için bu, iş bağlantılarını kaybetmek anlamına geliyor. Bazıları için müşterilere ulaşmanın zorlaşması. Gençler içinse arkadaş çevresinin dışında kalmak.
Sosyal medya insanları içeride tutmak için artık yalnızca ilgi çekici olmak zorunda değil. Dışarıda kalmayı zorlaştırması da yeterli.
Niyet mimarileri
Kitlesel sosyal medyanın yerini tek bir başka platform almayacak. Onun yerine daha küçük alanlar ortaya çıkacak: ara sokaklar, salonlar, şifreli odalar, insanların belirli bir amaçla bir araya geldiği küçük topluluklar ve birbirine bağlı bağımsız ağlar.
Bugünün büyük platformları insanların dikkatini çekmenin yeni yollarını bulabilir. Ya da zamanla terk edilmiş alışveriş merkezleri gibi boşalabilirler. Botların dolaştığı, bir zamanlar insanlar arasında geçen konuşmaların yalnızca izlerinin kaldığı platformlara dönüşebilirler. İnsanlar alışkanlıktan veya nostaljiyle zaman zaman geri dönebilir. Ama sosyal medya bugünkü hâliyle küçülürken, internetin geleceği daha sakin, daha parçalı ve daha insani bir yapıya doğru gidiyor.
Her şeyi herkese aynı anda sunmaya çalışmayan bir internet.
Bu aslında iyi bir şey olabilir.
Grup sohbetleri ve davetle girilen topluluklar, insanların birbirleriyle gerçekten bağlantı kurabildiği alanlar. Bu alanların değeri kaç kişiye ulaştıklarıyla değil, içindeki insanların birbirini ne kadar iyi tanıdığıyla ölçülüyor. İnsanlar burada algoritmanın önüne çıkmak için performans sergilemiyor. Belirli bir çevrede, kimlerin okuyacağını bilerek konuşuyor.
Signal gibi mesajlaşma uygulamaları da dijital hayatın önemli bir parçası hâline geliyor. Bunun nedeni insanlara yeni insanları keşfetme imkânı sunmaları değil; tam tersine, böyle bir şey vaat etmemeleri. Burada bir mesaj genellikle daha anlamlı çünkü herkese açık bir paylaşım değil. Belirli bir kişiye veya gruba gönderiliyor.
Bugünkü sosyal medya düzeni, mümkün olduğunca az çabayla mümkün olduğunca fazla içerik tüketmemiz üzerine kurulu. Akışın amacı bekletmemek, düşündürmemek ve bir sonraki içeriğe geçişi mümkün olduğunca kolaylaştırmak.
Buna karşı yapılabilecek şey daha fazla içerik üretmek değil. Bazen tam tersine, araya bilinçli olarak küçük engeller koymak gerekiyor. Bir şeyi paylaşmadan önce durmak. Biraz düşünmek. Ne yaptığımızı fark etmek.
Buradaki amaç platformları kullanışsız hâle getirmek değil. Kullanıcıyı koruyan sınırlamalarla, onu daha uzun süre içeride tutmak için tasarlanmış sınırlamaları birbirinden ayırmak.
Are.na buna iyi bir örnek. 2014'te kurulan, kâr amacı gütmeyen ve reklamsız bir yaratıcı platform. Bir bakıma Pinterest'in tersi gibi çalışıyor. Algoritmik bir akış yok. Beğeni ve etkileşim yarışına dayalı bir sistem yok. Trendler bölümü yok. Sonsuz kaydırma yok.
Platformun temposu bugünkü sosyal medya standartlarına göre son derece yavaş. İçerikler arasındaki bağlantıları algoritma kurmuyor, kullanıcıların kendisi kuruyor. Bu da insanı gördüğü şey üzerinde biraz daha fazla düşünmeye zorluyor.
Benzer bir yaklaşım büyük platformlarda da uygulanabilir.
Örneğin X, bir yanıt göndermeden önce 90 saniye beklemenizi isteyebilir. Amaç insanları konuşmaktan vazgeçirmek değil, öfkeyle yazılan tepkileri ve sırf etkileşim almak için yapılan paylaşımları azaltmak olabilir.
Instagram, uygulamadan çıkarken o gün ne kadar süre kaydırdığınızı gösterebilir. Facebook, her yenilemenin arkasında ne kadar enerji ve veri kullanıldığını hatırlatabilir.
Bunların hiçbiri büyük değişiklikler değil. Ama bugün kullanıcı deneyimini tasarlayan sistemler tam da bu tür duraksamaları ortadan kaldırmak için çalışıyor. Bir sonraki içeriğe geçmek ne kadar kolay olursa, platformda o kadar uzun kalıyoruz. Belki de ihtiyacımız olan şey bunun tersi.
Daha fazla duraklama. Daha fazla düşünme. Daha fazla seçim.
Böyle bir dijital dünyada aidiyet, takipçi sayısıyla veya etkileşim oranıyla ölçülmez. Bir topluluğun değeri, insanların birbirine duyduğu güvenle ve konuşmaların niteliğiyle belirlenir.
Topluluklar algoritmaların kimi birbirine uygun gördüğüne göre değil, insanların ortak ilgi alanları ve karşılıklı güven üzerinden bir araya gelmesiyle oluşur.
Büyük platformlar, internetin kamusal alanları olmaya devam edebilir. Ama onların yanında insanların kendi çevrelerini oluşturduğu, kimleri içeri alacağını seçtiği ve kendi kurallarını belirlediği binlerce küçük alan da bulunabilir.
İnsanlar bu alanlara viral olmak için gelmez. Birilerinin gerçekten kendilerini tanımasını istedikleri için gelirler. Görülmek için değil, kim olduklarını bilen insanların arasında görülmek için.
* James O’Sullivan, dijital beşeri bilimler ve kültürel analitik alanında tanınan İrlandalı bir profesör ve yazardır. University College Cork’ta Dijital Kültür ve Kültürel Analitik Profesörü olarak dersler vermekte ve buradaki çalışmalarıyla teknoloji ile kültürün kesişim noktalarını incelemektedir.
Kaynak: Noēma Magazine
Devam edecek…